ERZURUMU TANIDIM

Başkentte illerin tanıtım günleri devam ediyor. 16-20 Şubat arası Erzurum günleri vardı bu kez. Doğrusu bu ilimizin tanıtımı için zemheri ayından uygunu da yok. Ne zamandır soğuğu buradaydı zaten –uzun yıllar görülmedik biçimde- kendi de kalktı geldi sonunda “görün işte ne çektiğimizi” dercesine Erzurum…! “Manda ve himaye kabul edilemez”  “Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi […]


Başkentte illerin tanıtım günleri devam ediyor. 16-20 Şubat arası Erzurum günleri vardı bu kez. Doğrusu bu ilimizin tanıtımı için zemheri ayından uygunu da yok. Ne zamandır soğuğu buradaydı zaten –uzun yıllar görülmedik biçimde- kendi de kalktı geldi sonunda “görün işte ne çektiğimizi” dercesine Erzurum…!

“Manda ve himaye kabul edilemez”  “Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır” kararlarının alındığı,  istiklal ateşinin yakıldığı, Anadolu’ya, Cumhuriyete açılan kapı. Cumhuriyeti kuran şehir.

Bir hususiyeti daha var benim açımdan Erzurum’un. Dedemin metfun olduğu yer.

Sarıkamış harekâtı sırasında en son Hasankale’de yaralı görülmüş. O haberi vermişler sağ dönenler. Öldüğünde 30 yaşında olduğu bilgisi var nüfus kayıtlarında. Kaç yıl askerlik yaptı, “muvazzaf” mı, “ihtiyat” mı? Belirsiz.  Bu yüzden dedemi hatırlatır bana hep bu şehir. Gece içinden geçsem de gezip görmek kısmet olmadı ne çare ki. Biz gidemedik, o geldi ayağımıza kısmete bak ki. Görmemezlik olmazdı elbette.

Meslektaş, adaş, dadaş Osman ŞAVAŞ telefon edip bilgi veriyor program hakkında. Biz de icabet ediyoruz davete. Selçuklu eseri çifte minareli medresenin cümle kapısından giriyoruz şehre. Kadayıf dolmaları, Cağ kebabı, Erzurum yöre yemek kokuları, Nurullah ÇAYIR, Aysun GÜLTEKİN türküleri arasında dolaşıyoruz stantları. Başkentte adlarına mahalle oluşturulacak sayıda Erzurumlu var. Sivas, Çorum, Yozgat diğer illerin hiçbirinde olmayan Erzurum Mahalleleri var bu yüzden. Toprak insanı, dadaş olduğu her halinden beli pek çok sima dolaşıyor sergileri aile boyu. Hasret gideriyorlar, memleket kokusu alıyorlar belli ki bir nebze de olsa.

Açılışta mahsus mini konsere yetişemiyoruz. İlk kalabalık kalmamış. Bu da açılan stantları daha rahat gezebileceğimiz anlamına geliyor. İkram, tanıtım stantlarının aksine Ermeni mezalimi, Karabağ Hocalı soykırımının sergilendiği bölüme ilginin az olduğu gözleniyor bu ilk gün. En çok da burada zamanım geçiyor.  Erzurum Ticaret ve Sanayi Odasının hediye torbasına atıyorum afiş broşür ne varsa elime tutuşturulanı. 2010 yılına kadar olan etkinliklerin anlatıldığı Atatürk Üniversitesinin kuşe kâğıda basılı kalınca tanıtım kitapçığı da dâhil buna.

AKM binasıyla tanışıklığım önceden.  1991 yılında TÜŞKUR için gelmiştik altı ay (144 saat) müddetince.  Türkmence sertifikası almış, bir de gezi yapmıştık Azerbaycan’a kurs sonunda. Tavanı merak ediyorum. Damlama çürüme var mı diye. Erzurum’un yetiştirdiği büyükler takılıyor gözlerime sıra sıra. Sızıntı akıntı varsa da üzerini kapamışlar Erzurum’un dadaşları bir boydan bir boya. Birbirinden önemli simalar hepsi de. Birçoğunun Erzurumlu olduğunu bilmiyordum ne yalan deyim.

Ne demişti Reyhanî Baba;

 

Palandökenlerin sisli dumanı

Engininde bulamadım gümanı

Ezanlar okundu seher zamanı
Üç kez geri döndüm baktım gidirem

 

Üç kez de değil, beş kez düşünmek gerektiği anlaşılıyor tabloya bakıldığında.  Bunu anlatıyor bize kalkıp da ayağımıza kadar gelen Erzurum bize.

“Anadolu’ya açılan kapı”. “Cumhuriyeti kuran şehir”. Bu dövizler konmuş hipodroma kurulu dev çadırın girişine, sağlı sollu ana binaya giden yolun her iki yanına. Azerbaycan Radyo Televizyon eski müdürü Mehmet İSMAİL’in bir cümlesini hatırıma düşürüyor gördüklerim.

“Millet, fertlerinin çokluğuna göre değil, mertlerinin çokluğuna göredir”

Her ilin bir iftihar tablosu vardır elbette az ya da çok. Hepsini bir araya getir, işte Türk milleti sana. Ne mertler, ne fertler, ne dadaşlar, ne gardaşlar. Bir bar oyunu disiplini içinde dizilmişler sanki yan yana. Allah rahmet etsin hepsine de. Nur içinde yatsınlar.

Nefi, Erzurumlu Emrah,  Erzurumlu İbrahim Hakkı, Nene Hatun,  Semih Sancar. Nurettin Topçu, Hüseyin Avni Ulaş, Rüştü Paşa, , Ömer Nasûhi Bilmen, Sümmâni, Reyhanî. Naim Hoca, v.b. Hayatta olmayanlar bunlar. Raci ALKIR’ı da rahmetle anıyor Mükerrem KEMERTAŞ, Mehmet ÇALMAŞIR’a selam gönderiyoruz tanıtım günlerinden. “Teyo Pehlivana” da….

Hepsi de “özel”,  “güzel”  yüzleri Erzurum’un.

Adını taşıdığım dedemi de dâhil ediyorum bunlar arasına. Diyarbakır Çüngüş nere, Hasankale nere?  Yıl 1915 Onbeş bin yaralı hasta askerin Erzurum hastanesine doluştuğu günleri gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum. Doktor yok, ilaç yok.  Bir Doğu Anadolu türküsü takılıyor dilime burada işte o kadar Erzurum türküsü dururken. Vardır bunun da bir hikmeti elbette.

Erzurum dağında kurdum iskele.

Yaşım on sekizdi gittim askere

Beni asker aldın da alayların doldu mu Erzurum?

Benim ile bölüklerin tamam oldu mu Erzurum?

Şen ol Erzurum,  Şenol Erzurum.

Diyarbakır tanıtım günleri de olur mu ki?

Bu duygularla ayrılıyorum hipodromdan, AKM den. Emeği geçen, akıl edenlere teşekkürler.

Şen ol ERZURUM…!

 Osman ERENALP

 Ankara, 21 Şubat 2012

 

Osman Erenalp
Yazar

Osman Erenalp

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.