Esad Hoca Heyet-i Nasiha’ya Öyle Bir Ders Verdi ki!.. – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Meselelerimiz- Sadi Somuncuoğlu   • Söz konusu açık oturum 10: Türkçesiz Türkler (Canlı yayın)

Esad Hoca Heyet-i Nasiha’ya Öyle Bir Ders Verdi ki!..

Milleti “barış sürecine” ikna etmek için Akil Adamlar bulundu. 1919’daki Heyet-i Nasiha’ya benzetilince, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik,“Densizliğin ta kendisi” karşılığını verdi.   Peşinen,“karalama kampanyalarına” karşı akil adamlara sahip çıkacağını duyurup, karalayanların ciddiye alınmamasını isteyen Başbakan Erdoğan da, “Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin akil insanlar heyetine söz söylemeye ne birikimi ne kapasitesi ne de kalibresi vardır” dedi.   Özetle eleştiriye tahammülsüzlük had safhada!.. […]

8 Nisan 2013
Milli Düşünce Merkezi

Milleti “barış sürecine” ikna etmek için Akil Adamlar bulundu. 1919’daki Heyet-i Nasiha’ya benzetilince, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik,“Densizliğin ta kendisi” karşılığını verdi.

 

Peşinen,“karalama kampanyalarına” karşı akil adamlara sahip çıkacağını duyurup, karalayanların ciddiye alınmamasını isteyen Başbakan Erdoğan da, “Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin akil insanlar heyetine söz söylemeye ne birikimi ne kapasitesi ne de kalibresi vardır” dedi.

 

Özetle eleştiriye tahammülsüzlük had safhada!.. Heyet-i Nasiha döneminde de böyle bir tahammülsüzlük, ama verilen büyük bir ders var, üstelik heyet başkanı olan Şehzade Abdürrahim Efendi’ye.

 

29 Mayıs 1919’da Aydın’a giden heyeti karşılayanlar arasında din adamlarının olmadığı görülür. Bu durum Abdürrahim Efendi’nin dikkatini çeker, Mutasarrıf Vekili Fuad Bey’e, Aydın’ın müftüsü, imamı, hacısı ve hocası olmadığından mı, yoksa başka bir maksatla mı heyeti karşılamaya gelmediklerini” sorar.

 

Fuad Bey, “Aydın’da İttihat ve Terakki’ye mensup Esad Hoca’nın etkisi ve teşvikiyle karşılama törenine gelmediklerini” söyler. Bunun üzerine Şehzade, Esad Hoca ile görüşmek ister ve Hoca huzura getirilir. Aralarında şu konuşma geçer:

 

Abdürrahim Efendi:“…şehzadeyi bir misafir sıfatıyla olsun istikbal etmeniz lâzım değil mi idi?”

 

Esad Hoca : “Efendi hazretleri… sebeb-i teşrifinizi bildiğimiz için istikbalinize varamadık. Bizim nasihata ihtiyacımız yoktur. Hıristiyanlarla iyi geçinmediğimizi kim söylüyor? Eğer siz söylüyorsanız, bütün cihan umumî efkârına siz ilân ve tebliğ etmiş oluyorsunuz. Bu havaliyi gezeceksiniz, Hıristiyan mahalleleri mamur ve âbâdân, İslâm mahalleleri ise muhtac-ı ümrandır. Biz Türkler,cephelerde harp edip, aziz vatanımızı korumaya çalışırken,onlar fabrikalar kurmuşlar, bağlar, bahçeler içinde yaşarlar.Servet, saadet, refah her şey onlarda, fakr-ü zaruret Türklerde toplanıyor. Nasihati bizlere değil, bizi iktisaden öldürmeye çalışan zümreye vermeniz lâzımdır.”

 

Bu cevap Şehzade’yi kızdırır, “Padişah vekilinin huzurunda bulunduğunu” hatırlatıp, “Milletin arasına nifak soktuğu” suçlamasında bulunur.

 

Esad Hoca, “Aydın’da bütün münevverler aynı fikir ve kanaattedir” karşılığını verip, huzurdan ayrılmaya hazırlanırken Şehzade,“Hoca, bütün bu sözler İttihatçı ağzından çıktığı için bizce bir kıymet ifade etmez” der. Ve Esad Hoca’dan şu tarihi cevabı alır:

 

Sözlerimin kıymetini ve içinde saklı hakikatlerin mahiyetini siz takdir edemezsiniz. Aziz milletimiz elbette takdirde gecikmez. Millet bizim yolumuzdadır. Sizin yolunuzda kimsecikler yürümez.”

 

İşte bu, Heyet-i Nasiha’nın Anadolu’da gördüğü ilk tepki olur, arkası dagelir.

 

Yakın zamanda, akil adamları eleştirenlere “Ergenekoncu, İttihat Terakkici” denmeye başlarsa hiç şaşırmayalım.

 

– Esad Hoca Kimdir? –

 

Rahmetle anıp, Esad (İleri) Hoca hakkında da kısaca bilgi vereyim.

 

Kurtuluş Savaşı’nın mücâhid gâzilerinden olan Hoca 1882’de Gümülcine’de doğdu. Küçük yaştan itaberen iyi bir eğitim ve terbiyeyle yetişti. 1. Dünya Savaşı kaybedilip, vatan işgâl edilince silaha sarılarak, yanına aldığı gençlerle birlikte Gümülcine’den beri özelliklerini iyi bildiği Yunan çetelerinin karşısına dikildi. Aydın civarındaki Kuvay-ı Milliyeciler içinde büyük hizmetler yaptı. Düzenli ordunun kurulmasından sonra, milli ordunun fahri müftüsü olarak da hitâbeti vesilâhıyla vatan uğrunda çalışmalarını sürdürdü. 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Aydın milletvekili olarak seçildi. İkinci devrede Muğla milletvekilliği yaptı.

 

Misak-ı Milli’nin tam anlamıyla gerçekleştirilmesini istiyordu, Bu yüzden Lozan Antlaşması’nı yetersiz bulup red oyu verdi.Hassasiyetinin ana sebebi Batı Trakya Türkleriydi. Meclis’te yaptığı konuşmada, “Ben Yunan palikaryalarını bilirim. Onlara teslim ettiğiniz Türklerden, bir gün gelecek; bir torba kemik bile alamayacaksınız” deyip, Mora ve Girit’te olanları hatırlattı.

Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra “İleri” soyadını aldı. 15 Nisan 1957’de İzmir Kestane Pazarı Câmisinde vâaz vermeye giderken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.

 

Silivri,Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları