Gidenin ardından 20.11.2020

Kimileri, bedeni toprağa ruhu ebediyete, kimileri yaşarken uzaklara, gözden ve gönülden ırağa gidiyor... Yitirilen her şeyde bir gözyaşı saklı. Bir yürek, bir umut, bir hayal, bir rüya, bir vatan hasreti... Zordur gidişleri kabullenmek.


Kimileri, bedeni toprağa ruhu ebediyete, kimileri yaşarken uzaklara, gözden ve gönülden ırağa gidiyor… Yitirilen her şeyde bir gözyaşı saklı. Bir yürek, bir umut, bir hayal, bir rüya, bir vatan hasreti… Zordur gidişleri kabullenmek.

Kaç insan kaybettik?

Koronavirüsü, hayatımıza girmesiyle birlikte, tüm dünyayı saran korku ile hemen her gün bazen birden fazla defa, “kaç insan kaybettik?” sorularını duyar hâle geldik. İnsanların genelde “benim başıma gelmez”, düşüncesi ile hazır olmadıkları bir anda yakalandıkları virüs, hayatımızı değişime uğratıyor. Sevdiklerimizin son yolculuklarına seyirci olmamıza sebep oluyor. Ölümün acısı bir yana, bir daha hiç dokunamayacağın gerçeğinin yanında, sevdiğin insana giderken de dokunamadığını yüzüne vuruyor. Evet, ölüm hepimizin canını acıtır ve korkutur. En çok korktuğumuz ama kaçınılmaz gerçektir ölüm. Bu gerçekle ben ve ailem de karşı karşıya kaldık. Her anı korku dolu olarak sağlık haberini beklerken, anneannemin (Münevver Yıldız) acı haberi yüreğimizi dağladı.

Acılara göğüs geren, zorluklarla mücadele eden bir kadın geçti bu hayattan…

Duygularını sonuna kadar yaşayıp, içtiği kahvenin kokusunu doyasıya içine çekebilen, bir manzara karşısında büyülenen, yaşamın içinde emeğini esirgemeyen bir kadın geçti bu hayattan…

Yediği yemeğin tadına varan, dinlediği müzikle içi kıpırdayan, tenine değen sudan hoşnut olan, yaşamaktan zevk alan bir kadın geçti bu hayattan…

Ve en önemlisi sevgiyi içinde, bütün hücrelerinde hissedip yaşayan ve yaşatan bir kadın geçti bu hayattan… O kadın benim anneannemdi. Belki bütün anneanneler böyleydi ama o benim anneannemdi…

Biz, “ Bugün bir bitse, hafta sonu bir gelse, şu kış bir geçse” derken anneannem “Hayatı erteleme. Bu ânın, bugünü yaşamadan ellerinden uçup gitmesine seyirci kalma.” derdi. Bugünün bitmesini değil de bugün yaşadıklarınla neler hissettiğini, bu hafta sonunun geçmesini değil de zamanın su misali aktığını fark ederek yaşamamızı, kışın geçmesini değil de soğuk kış günlerinde sıcak çayımızı, kahvemizi paylaşarak sevdiklerimizle beraber olmanın kıymetli olduğunu hatırlatırdı. İşte o zaman hayata anlam katardı.

Nahif bir kadındı.

Konuşmayı, sohbet etmeyi çok severdi. Aynı zamanda sempatik ve komik bir kadındı. Geçmiş zamanları sohbetine katar, anar ve bulunduğu ortamda yüzlere tebessüm ekerdi. Sevdiklerine dolu dolu anımsayacağı hatıraları bırakıp gitti. Hatıralarıyla en kıymetli hazinesini yüreğimize işledi.

Kaç nesil büyüttün elinde?

Kaç nesil koşuşturdu senin evinin önünde?

Pamuk elli, melek yüzlü, dağ gibi kadın…

Anne aynadır, yansıyandır, yansıtandır.

Bir annenin bebeğiyle olan bağı, bebeğin anne rahmine düşmesi ile başlar. Biraz daha geriye gidersek, bebeğin anne ile olan biyolojik bağı, annesinin anneannesinin rahmine düşmesiyle başlar. Yani üç kuşağın bir bedende oluşu ve anne(ler) bebek bağının başlaması… Artık üç nesil değilsinizdir. Sanki geçmişinizin, kökeninizin bir kısmı gitmiştir yeryüzünden. Çocukluğunuz, neşeniz, geçmişten gelen âdetlerin en köklü temsilcisi gitmiştir.

Tontonluğunu, sıcaklığını özleyeceğim. Karşılıklı oturup, bir elimizde kahve diğer elimiz anne torun el ele olan fotoğrafla anacağım seni. Ölüm ayrılık olsa bile senin hayat derslerin hep benimle.

Giden, kalır hoş bir seda gibi…

Anneannem roman kahramanı değildi, ama tüm gerçekliğiyle bu hayatı yaşadı.

Mekânın cennet olsun…

Hiçbir acı, üzüntü, zorluk kalıcı değildir. Yaşanan duygu ne olursa olsun, zamanla yoğunluğunda azalma olur belki. Bu yüzden ümidimizi canlı tutmaya ve çaba göstermeye devam edelim. Çünkü bizi hayata bağlayacak olan, taşıdığımız umut ve harcadığımız emek olacaktır. “Şimdiyi” kaybetme, geçmiş yok artık. İçinden hiç çıkarmadığın “umudu” sev.

 

Yazar

Özge Yıldız

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.