İçimizdeki derinlik… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

İçimizdeki derinlik…

İnsanları kaybetmekten korkma; insanların beğenisini kaybetme korkusuyla kendinden uzaklaştırmaktan kork. Farklı olmaktan ve yadırganmaktan korkma; aynı görünmezsen dışlanacağından değil, aynı görünürsen dâhil olacağın fikrine kapılmaktan kork.

30 Eylül 2020
Özge Yıldız

Sonbahar esintisi yüzümüze vurmaya başladığında, naftalin kokulu hurçlardan çıkartmaya başladığımız kışlıklar, geçmiş kışın kokusunu odaya doldurmaya başlar. Bizi zamandan bir şans dilediğimiz anlara götürür. Geçmiş dönemin rüzgârında savurur, hüznünden dem vurur ve güzelliğini sonbaharın esintisine bırakır.

Güneşli günler kadar yağmurlu günleri de severiz. Hayatımız da böyle değil mi? Gülmek kadar ağlamak da yakışıyor. Varoluşun başlangıcını anlamlandırmak, toprağın sancılar çekerek yeniden can bulması, envai renkte ve kokuda çiçeklerin filizlenip merhaba demesi gibi.

Sorulardan kaçarak alışmış olduğumuz hayatları yaşamayı tercih ettiğimiz bir dünyadayız. Nasıl mutlu olacağımızı unuttuk. Gökyüzüne dalıp giderken, ne ara dört duvar arasında kalmaya başladık. Bir şarkıda yolculuğa çıkıp, varacağımız yeri unutarak dert durağına geldik. Daha küçük yaşta hayalini kurduğumuz hedeflerin imkânsızlaştığı, daha doğrusu imkânsız olmayanı bize nasıl imkânsız diye inandırdıklarını unuttuk. Kaybolan heyecanımız ve hedeflerimiz için sormamız gereken hesap tam yanı başımızda dururken, unuttuk. Yitip gidenin kimseden değil; bizden, ruhumuzdan, içimizden olduğunu unuttuk.
Unutmadan, bastırmadan bu hayata nasıl katlanılır, bilmiyoruz. Tam bu noktada içimizdeki özü, gücü, umudu, yaşama hevesini hatırlamanın vaktidir. Eski sert soğuklar eski kışlarda kaldı. Şimdi içimizi ısıtmanın zamanıdır. Kendini tanıma, kendini keşfetme, hayatı daha anlamlı yaşama yolculuğuna çıkmaya hazır mısın?

Kişinin kendini tanıması için büyük meziyetlere sahip olması gerekir. Başkalarının düşüncesini, sorunlarını bilme arzumuz aslında kendimizi bilmeyişimizden ya da bilmek istemeyip, kendimizden kaçmamızdan kaynaklanır. Çevremizdeki sorunları çözümlemek, daha yaşanılır hâle getirmek için hep başkalarını değiştirmeyi düşünür ve bunu savunuruz. Çoğumuz değişime önce kendimizden başlamamız gerektiğini düşünmeyiz. Çünkü başkalarının değişmesini istemek, savunma mekanizmalarımızı kırıp, kendimizle yüzleşmekten, eksiklerimizin ve hatalarımızı farkına varmaktan daha kolaydır. Hayat yolculuğunda adımlarımızı mutluluğu yakalamak için atarız. Gerçek mutluluk; ne uzaklarda aranacak, ne de zorlu savaşlar sonucu ulaşılabilecek bir şey değildir. Başkalarının davranışlarına değil, sadece bize bağlı olup, ilk adımı kendini tanıma ve bilme isteğinden oluşan bir sürecin sonucudur. Hayatın amacına ulaşmak için kendimizden, içimizdeki derinliklerden yola çıkmalıyız.
Bilinçaltı, bilincimizdeki her şeyin kaynağı ve kökeni, geri planda daima bizim için düşünen içimizdeki sesimiz, gerçek kişiliğimizdir. Unutmak istediklerimizi, bir köşeye attığımız bir çöp kutusu değil, gerçek özümüzdür. Bilinçaltını tanımak yani kara kutuyu açmak, incelemeye almaktır. Bilinçaltı, gömdüğümüz içsel zayıflıklarımızın bulunduğu yer değil, tüm hatıralarımızın ve duygularımızın ikamet ettiği, özlerimizin bulunduğu yerdir. Gerçek bize ulaşmak için, bilinçaltını araştırmamız gerekir. Kendimizi, insanları anlamanın en önemli yoludur.

İnsanları kaybetmekten korkma; insanların beğenisini kaybetme korkusuyla kendinden uzaklaştırmaktan kork. Farklı olmaktan ve yadırganmaktan korkma; aynı görünmezsen dışlanacağından değil, aynı görünürsen dâhil olacağın fikrine kapılmaktan kork.

Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.” demiş Tolstoy. Başkalarından ve başkalarının yaptıklarından ders al, ilham al, cesaret al, fikir al; onların üstüne kendinden bir şeyler kat ve üret. Senin izini taşısın. Özgün ve sana ait olsun.

Nasıl göründüğünü değil, nasıl hissettiğini ve hissettirdiğini önemse. Ancak bu şekilde mutlu olmaya başlarsın. Hayatının mimarı olmayı dene. Yaşadığın her ânı kendi zevklerine, kendi fikirlerine göre tasarla. Sistemin senden özgürlüğünü almasına izin verme. Tüm sonuçlarına rağmen isteğin şeyi seç. Bu tercihten doğacak tüm acının bir gün taze bir mevsime döneceğini umarak yaşa.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları