İttihat Terakki ve Atatürk

Yazarımız Talat Şalk, tarihimizin pek tartışmalı olan dönemlerinden İttihat Terakki devrini ve Atatürk'ün yaklaşımlarını en şeffaf ve sade hâliyle masaya yatırarak bir analiz yapıyor.


İttihat ve Terakki, Sultan Abdülhamid’in şahsî idaresine son vermek için asker ve sivil aydınlar tarafından kurulmuştur. 1876 yılında Türkiye’nin ilk anayasası kabul edilmiş, Meşrutiyet ilan edilmiş ve Meclis-i Mebusan çalışmalarına başlamıştır.

Sultan Abdülhamid, mağlubiyetimizle neticelenen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra anayasanın bir hükmüne dayanarak Meclis-i Mebusan’ı feshetmiştir. Bu tarihten sonra Abdülhamid’in şahsi idaresi başlamıştır.

Abdülhamid döneminde iyi işler de yapılmıştır. Eğitime önem verilmiş, çağdaş okullar açılmıştır. Okullarda çok iyi hocalar çalışmış, okullardan Türkiye’ye her alanda hizmet edecek insanlar yetişmiştir. Ne yazık ki çok iyi yetişen bu nesil Balkan Savaşları’nda, bilhassa Birinci Cihan Savaşı’nda şehit olmuştur.

Atatürk, İsmet Paşa, Fevzi Çakmak ve İstiklâl Savaşımızı yöneten diğer komutanlarımız Abdülhamid’in açtığı okullarda yetişen nesildendir.

Çağı yakalamaya çalışanlar ve Sultan Hamid’in vehmi

Sultan Abdülhamid çok vehimlidir. Basını takip eder, bazen çok gereksiz yasaklara gitmiştir ve sıkı sansür uygulamıştır. Tarihçi Mükrimin Halil Yinanç bir yazısında çok güzel okullar yapan ve maarife önem veren Sultan Abdülhamid’in, bir tarih kitabını yasaklamasını anlayamadığını, olaya hayret ettiğini yazar.

Ancak zaman değişmiş, Türkiye’yi de değiştirmiştir. Okuyan insanlar; Avrupa’yı, Avrupa’daki gelişmeleri takip etmekte, Avrupalı yazarları okumakta ve oralardaki idareyi, basın özgürlüğünü görmektedir.

Aydınlar meşruti idareyi, düşüncelerini açıklama özgürlüğünü Osmanlı ülkesinde görmek istemektedir.

Osmanlı ülkesinde aydınlar fikirlerinden dolayı takip edilmekte, basına sansür uygulanmaktadır. Yirminci yüzyılın başında Türkiye’nin böyle bir idareyi kaldıramayacağı açıktır. Meşrutiyet idaresi mutlaka geri gelmelidir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri iyi niyetliydiler. Onların vatanseverliklerinden, milliyetçiliklerinden şüphe edilemez. Peki, bütün amaçları Sultan Abdülhamit istibdadına son vermek, meşruti idareyi geri getirmek miydi?

Mutlaka ileriye dönük idealleri vardı ama ileriye dönük idealleriyle ilgili hazırlıklarının olmadığını düşünüyorum. Meşruti idare kurulunca ülkenin idaresini hemen üstlenmemişler, geride kalmışlardır. Yine düşünceme göre komşularımız olan Balkan devletlerinin ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi zamanın büyük devletlerinin Osmanlı Devleti ile ilgili düşüncelerini sezememişlerdir.

Balkanlardaki katliamlardan yapılan hatalı çıkarım

Abdülhamid döneminde Rumeli’deki topraklarımız; Bulgar, Rum, Makedon çetelerinin tehdidi altındaydı. Bu çeteler savunmasız Türk köylerine sık sık baskınlar düzenler ve ihtiyar, genç erkek, kadın demeden katliam yaparlardı.

Abdülhamid istibdadına son vermek için ilk bayrak açan İttihat ve Terakki liderlerinden Enver Bey ve Resneli Niyazi Bey de bu çetelerle savaşmıştı ama onlar bu çetelerin ne amaçla Osmanlı ülkesine saldırdığını ve halkı katlettiklerini iyi analiz edememişlerdi.

Bu çetelerin arkasında Bulgaristan, Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri vardı. Oysa İttihat ve Terakki liderlerinin Türk köylerindeki bu katliamları Abdülhamid istibdadına bağladıkları anlaşılıyor. Çünkü 1908 yılı 24 Temmuz’unda İkinci Meşrutiyet idaresi kurulunca sansür kaldırılmış ve ilaveten genel bir af ilan edilmişti. Türk köylerinde katliam yapan Bulgar, Sırp, Makedon çeteleri de bu aftan yararlanmıştı.

Aftan yararlanan çete reislerinin arkalarında silahlı adamlarıyla, serbestçe Türk şehirlerine girmeleri Rumeli Türkleri tarafından iyi karşılanmamıştı.

Necati Cumalı’nın “Makedonya 1900” isimli kitabında Türk halkının, çetelerin silahlı adamlarıyla şehirlere girişinden nasıl rahatsız olduğu anlatılır.

Necati Cumalı, adamlarıyla birlikte şehre gelen bir çete reisinin içkili bir lokantada yemeğini yerken avcılıkla geçinen bir Türk genci tarafından öldürüldüğünü de anlatır.

Abdülhamid döneminde savunmasız gördükleri Türk köylerine baskın düzenleyen, katliam yapan Makedon, Bulgar ve Rum çetelerinin amaçları Osmanlı ülkesine meşrutiyeti geri getirmek değildi. Asıl amaçları Türkleri Rumeli’den atmaktı. Çetelerin arkasında Balkan devletleri vardı.

Bir ilginç kavram, Osmanlılık

Meclis-i Mebusan da bir acayipti. Bir Türk imparatorluğunu dağılmaktan kurtarmak için ”Osmanlılık” diye bir kavram üretilmişti. Osmanlı ülkesinde yaşayan ve Türk olmayan ulusların imparatorluğa bağlanması için Türk milleti değil de Osmanlı milleti, Osmanlı halkı deniyordu.

Meclis-i Mebusan’da Türk olmayan çok sayıda mebus vardı. Aslen Rum olan bir Boşo Efendi bunlardan birisiydi. Boşo Efendi her konuşmasında Yunanistan’ı öne çıkarır, Yunanistan’ın yararına konuşmalar yaparmış. Bir gün Türk mebuslardan biri dayanamamış, ayağa kalkmış “Boşo Efendi! Sen Osmanlısın, Osmanlı mebususun. Senin görevin Osmanlı menfaatini korumaktır, Yunanistan’ınkini değil!” der. Boşo Efendi büyük bir utanmazlıkla “Benim Osmanlılığım, Osmanlı Bankası’nın Osmanlılığı kadardır.” der.

Bu misali verdim. Meclis-i Mebusan’da başka Boşo Efendiler de vardı. Meclis-i Mebusan’ın nasıl çalıştığı anlaşılsın istedim.

Atatürk yine haklı çıkıyor

Atatürk de başlangıçta İttihat ve Terakki üyesiydi fakat içlerine girdikçe yanlışlarını gördü. Çok açık sözlüydü, düşüncelerini de çok güzel anlatırdı. Hatalarını da yüzlerine karşı söyledi. İttihat ve Terakki Cemiyeti ordu içinde yayılmıştı ve hizipçilik almış yürümüştü. Atatürk, askerin politikaya girmesini doğru bulmuyordu. Nitekim Atatürk’ün düşünceleri doğru çıktı.

Askerin politikaya bulaşmasının neticeleri ağır oldu. Askerlerin politize olması ve hizipleşme yüzünden Türkiye, Balkan Savaşı’nda tamamen Türkleşmiş Rumeli’yi ve Kuzey Ege Adalarını kaybetti.

Siyasî rekabet ve Balkanlar

Abdülhamid, Rumeli’de kuvvetli bir ordu bulundururdu. 1898 yılında Yunanistan’ın Osmanlı sınırlarına saldırıları artınca barış taraftarı olan Abdülhamid, kumandanlarının da fikirlerini alarak Yunanistan’a savaş açtı. Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Dömeke Meydan Savaşı’nda Yunan ordusunu bozguna uğrattı. Türk ordusu Atina’ya yürüdü. Zamanın büyük devletleri araya girdi, ordumuzun Atina’ya girmesi engellendi.

Bundan sonra Bulgar çeteleri büyük bir isyan çıkardılar. İsyanın arkasında şüphesiz Bulgaristan vardı. İsyanı çıkaranlar Bulgaristan’ın savaşa gireceğini, yardımlarına geleceğini hesaplamışlardı fakat Bulgaristan Osmanlı devletiyle savaşmayı göze alamadı. Osmanlı ordusu isyanı bastırdı ancak isyancılara gereken cezayı veremedi. İsyancılar çok hafif cezalarla kurtuldular.

İkinci Meşrutiyet döneminde Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan aralarında anlaşmışlardı. Osmanlı Devleti’ne saldırmak için fırsat kolluyorlardı. İstihbaratımız Balkan devletlerinin Osmanlı’ya saldırmak üzere anlaştıklarını ve hazırlık yaptıklarını belirlemiş, ilgililere rapor etmişti. Bu rapora hiç itibar edilmedi. Zamanın Hariciye Nazırı gerçekten gafil bir kişiymiş ki “Balkanlardan imanım kadar eminim.” diyordu. Bu sebeple istihbaratın raporu hiç nazara alınmadı. Rumeli’de savaşlarda pişmiş ordu terhis edildi.

İlk önce Karadağ Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Karadağ’ı diğer Balkan ülkeleri takip etti. Savaş, Osmanlı ordularının seri yenilgileriyle devam etti. Bulgar orduları Çatalca’ya dayandı. Edirne, Bulgarlar tarafından muhasaraya alındı.

İlber Ortaylı “İttihatçıların Balkan Savaşı içinde entrikaları vardır ve Kâmil Paşa Hükûmetinin lehine yazılacak zaferlerden çekindikleri bilinmektedir… Mesela Rauf Bey çok milliyetperver bir deniz subayı olmasına rağmen parti militanlığı onun önüne geçmiştir ki her türlü işbirliğini ve aklı ortadan kaldırır. Maalesef Averof gibi ortalama bir zırhlı, kuzeydeki Ege Adalarını almıştır. Buna müsaade edilmemesi gerekirdi ama orada bir hamiyetsizlik vardır.” der.

Selanik’te Tahsin Paşa tek mermi atmadan emrindeki kolorduyu ve bütün cephaneyi Yunanlılara teslim etmişti. Tahsin Paşa’nın geçmişinde hiç başarısı yoktu hatta sicili de temiz değildi. Selanik’i korumakla görevli kolordu komutanlığına tayin edilmesi, Abdülhamid’in zulmüne uğramasıyla açıklanmıştır.

İlber Ortaylı “Oysa Abdülhamid hürriyetperverleri sürdüğü gibi ahlaksız ve işe yaramazları da sürmüştür… Biyografisinde, kazandığı paraları Nice’de yediği söyleniyor.” der.

Balkan Savaşı’nda Bulgar ordusu Çatalca’ya dayanmış ve daha fazla ilerleyememiştir. Marmara yönünden donanmamızın da ateşi altındaydılar. Bu nedenle Çatalca’dan daha ileriye gitmelerine imkân yoktu. Anadolu’daki askerimiz henüz savaşa girmemişti. Bu asker Çatalca’ya geldiğinde Bulgar kuvvetlerinin Çatalca önünde tutulması imkânsızdı. Kâmil Paşa Hükümeti çok yanlış bir kararla mütareke ve mütarekenin ardından Bulgarlarla barış antlaşması yaptı. Edirne de açlık sebebiyle Bulgarlara teslim olmak zorunda kaldığından orası da Bulgarlara bırakılmak zorunda kalmıştı. Kâmil Paşa’nın imzaladığı bu mütareke ve barış antlaşmasıyla Rumeli’deki topraklarımızdan vazgeçmiş olduk.

Anadolu Türk’tür de Balkanlar değil midir?

Savaşın başlangıcında zamanın büyük devletleri hangi taraf kazanırsa kazansın toprak kazancı olmayacağını söylemişlerdi. Bu sözleri söylerken savaşı Osmanlı Devleti’nin kazanacağını düşünüyorlardı. Oysa Osmanlı yenilmişti. Tabii ki büyük devletler eski söylediklerini unutacaklar, hatta elimize fırsat geçtiğinde tamamen Türkleşmiş eski topraklarımızı almamıza mani olacaklardı.

Atatürk; Rumeli topraklarımızın, doğup büyüdüğü Selanik’in kaybedildiğini Libya’dan döndükten sonra öğrendi, tabii çok üzüldü.

Atatürk zamanın büyük devletlerini iyi tanıyordu. Osmanlı İmparatorluğu her birinin hedefindeydi. Ayrıca imparatorluk bünyesi içinde Müslüman milletlerde dahi milliyetçilik akımları başlamıştı. İmparatorluğun saldırıya uğrayacağı ve dağılacağı muhakkaktı, bu kaçınılmazdı.

Fakat Rumeli de en az Batı Trakya, Güney Bulgaristan, Makedonya, Anadolu kadar Türk’tü. Yahya Kemal bir şiirinde Üsküp için “Üsküp ki Şar Dağı’nda devamıydı Bursa’nın” demiştir.

Atatürk, Manastır Askeri İdadisinde okumuştur. Atatürk’ün doğduğu, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Selanik, Rumeli’deki en büyük şehirlerimizden biriydi.

Atatürk, imparatorluk yıkılsa da buraların elimizde kalması gerektiğini düşünüyordu. Güneydoğu’da; Musul, Kerkük, Halep ile Türkmenlerin yaşadığı bölgelerin mutlaka muhafazası gerekiyordu. Atatürk’ün düşüncesine göre ordu milleti ve milletin yaşadığı vatanı korumak için vardır.

“Bizim işimiz yeni başlıyor.”

1918 Ağustos ayında Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına bağlı 7. Ordu Komutanlığına tayin edilmişti. Atatürk, müttefiklerimizin tükendiğini ve savaşın kaybedildiğini anlamıştı. Ordunun boş yere kırdırılması doğru olmazdı. Enver Paşa’ya askerimizin Suriye’den çekilmesi önerisinde bulundu ancak önerisi kabul edilmedi.

Mondros Mütarekesi’nin biraz öncesinde yine Suriye’deydi. Bu sefer Yıldırım Orduları Grup Komutanıydı. İngilizler son taarruzlarına hazırlanıyorlardı. Atatürk bulunduğu yerde savaşı kabul etmenin tehlikeli olacağını gördü. İngilizler taarruza geçmeden önce dağınık vaziyette olan orduyu insanüstü bir çalışmayla topladı. Muntazam şekilde Halep’in kuzeyinde Hatay’ı da arkasında bırakacak şekilde mevzi aldı. İngiliz kuvvetlerinin yaptığı taarruz kolayca püskürtüldü. Bu arada Osmanlı Devleti’nin aslında sonunu getiren Mondros Mütarekesi yapıldı. Atatürk’ün Liman Von Sanders’e söylediği şu söz önemlidir. Liman Von Sanders veda ederken “Bizim burada işimiz bitti.” der. Atatürk, Liman Von Sanders’e “Sizin işiniz bitti, bizim işimiz yeni başlıyor.” cevabını verir.

Yazımın başlangıcında söyledim. İttihat ve Terakki liderleri iyi niyetliydiler. Vatanseverliklerinden, milliyetçiliklerinden şüphe edilemez. Atatürk’ün İttihat ve Terakki liderlerinden farklı olan yanı büyük dehası ve daima gerçekçi oluşudur.

Yazar

Talat Şalk

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.