24.04.2024

Deprem bölgesi ve nüfus yönetimi

Yazarımız Feyzullah Eroğlu bu yazısında, yaşanan depremlerden sonra gerçekleşen nüfus değişimi problemine dikkat çekiyor. Yaşanan insan kayıpları, zorunlu göç ve sefalet sebebiyle değişen demografinin ileride açacağı sorunları dile getirirken çeşitli çözüm önerilerini de gözler önüne seriyor.


Türkiye, yüksek enflasyon, aşırı iç ve dış borçlar, betona dayalı gösteriş yatırımları, ithalata aşırı bağlılık, sırf AB’ye kıyak olsun diye ülkenin sığınmacılarla doldurulması, kasıtlı toplumsal kutuplaşma yaratılması gibi etkenler yüzünden, büyük bir yönetim krizi içinde bunalmaktaydı. Bu sıkıntılar ile boğuşurken, 6 Şubat depremi ile 11 ilimizde çok büyük can ve mal kayıpları meydana geldi.

Kentlerin yeniden ayağa kaldırılması

Deprem bölgesindeki iller, verimli topraklarıyla tarım ve KOBİ’leriyle üretken sanayi kentleriydi. Aynı zamanda, yurt içi ve yurt dışı ticaretinin çok canlı olduğu ekonomik bir alan olarak bilinmekteydi. Bölge nüfusu, büyük can ve mal kayıplarına uğradı, ağır bir psikolojik travmaya maruz kaldı. Bölgedeki nüfusun bir kısmı hayatını kaybetti; bir kısmı çok zor şartlarda hayata tutunmaya çabalıyor; bir kısmı da geçici olarak başka bölgelere gitti. Gidenlerden bir kısmı, belki geri dönmemek üzere illerinden göç etti.

Kentlerin oluşum süreci ve gelişimi, başta alt yapı yatırımları olmak üzere, bütün ekonomik sektörlerde çalışan üretken insan kaynağı tarafından gerçekleştirilir. Kentlerin gelişiminde, çevrede tarım ile uğraşan üretken köylü nüfusun ve çiftçilik yapan toplulukların varlığı en belirleyici etkenlerden biridir. Kentlerdeki sanayi ve hizmetler gibi ekonomik sektörlerle sosyal örgütlenmelerin desteklenmesi, büyük ölçüde üretken ve verimli bir tarım nüfusu sayesinde mümkündür. Deprem bölgesinin yeniden inşasında; fiziki, teknolojik ve ekonomik yatırımların amacına ulaşabilmesi, doğrudan bu motivasyona sahip bir nüfus dokusuyla mümkündür.

Deprem bölgesinde nüfus kaybı

Deprem bölgesinin can kayıpları arasında, önemli sayıda üretken bir nüfusun olduğu bilinmektedir.  Bunlar çiftçiler, işçiler, iş insanları, serbest meslek mensupları, ticaret erbabı, esnaf ve zanaatkarlar gibi faal nüfustur. Çoğu işyerinin yıkılmasıyla üretim araçlarında bozulmalar, makine ve benzeri donanımlarda büyük kayıplar meydana geldi. Deprem öncesinde, işveren veya iş görenler ya da ‘işi gücü’ olanlar, birdenbire ‘işsiz güçsüz’ insanlar oldular. Bölge insanını, ciddi bir moral bozukluğu ve ağır bir hüzün sardı.

Devletin, öncelikle ve ivedilikle deprem bölgesine yönelik özel bir ekonomik girişim ve nüfus yönetimi programı uygulaması gerekiyor. Belirli bir nüfusun, geçici bir süreliğine gittikleri başka illerden kendi illerine dönmeyi istemeyecekleri sanılıyor. Hatay’dan Malatya’ya uzanan ekonomik coğrafya, ülkemizin çok önemli bir tarım ve hayvancılık bölgesidir. Bunların bir kısmı KOBİ’ler sayesinde ‘Anadolu Kaplanları’ olarak anılırdı.  Bu bölgenin yetiştirdiği tarım ve gıda endüstrisi ürünleri hem yurt içinde hem de ihracat alanında Türk ekonomisine yüksek bir katma değer ve devlet bütçesine vergi imkânı yaratmaktaydı.

Deprem bölgesine yönelik nüfus yönetimi

Bütün üretim etkenlerini harekete geçirecek, kent ve kırsal alan ekonomilerini yeniden kuracak ve kalkındıracak ‘toprağa bağlı’ ve ‘üretken’ yeni bir nüfus yönetimine ihtiyaç vardır. Deprem bölgesindeki kent ekonomilerinin tarım, sanayi ve hizmet sektörleri öncelikle kamu desteğiyle desteklenmelidir. Ara hizmetler ve zanaatkârlık hızlıca devreye girmeli, küçük ticaret erbabı ve esnafın iş başı yapması teşvik edilmelidir. Kentlerin ve kırsal alanların yerleşik ve eski ailelerini oluşturan çekirdek nüfusun mutlaka bölgede kalması sağlanmalıdır. Deprem bölgesinde, ekonomik anlamda katma değer yaratmayan ve verimli olmayan sığınmacı nüfusun ya ülkelerine dönüşleri sağlanmalı ya da sınır boyunda özel kamplarda barınmaları sağlanmalıdır. Deprem bölgesi, can kayıpları ve başka illere göçten dolayı zaten faal nüfusta bir azalma varken, bir de ekonomiye doğru dürüst bir katma değer sağlamayan sığınmacıların yükünü çekmemelidir.

Deprem bölgesi ve Ahıska Türkleri

Deprem bölgesindeki muhtemel nüfus yönetimi ile ilgili Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe İRMİŞ’in görüşleri şu şekildedir: “Bilim insanları, belirli bir süre sonra bölgede düşük şiddetteki artçıların sonlanmasıyla birlikte, çok uzun bir süre şiddetli deprem olmayacağını belirtmektedir. Ayrıca deprem bölgelerinde oluşan veya zaman içerisinde oluşacak yeni su kaynaklarıyla birlikte verim potansiyelinin yüksek olacağı belirtilmektedir. Gelecek dönemlerdeki küresel rekabet, iklim krizine bağlı olarak aslında su savaşları ve tarım ürünlerinin üzerinden gerçekleşeceğine göre, o bölgelerde ciddi bir nüfus stratejisi uygulanması gerekiyor. Bu aşamada, bölgenin üretim güçlerinin güçlendirilmesi ve yeni bir üretken nüfusun sinerjisi, ekonomik ve ticari etkinliklerin dinamizmine katkıda bulunacaktır. Bu konuda, en uygun üretken ve taze nüfusun Ahıska Türklerinin olduğu söylenebilir.  Dünyanın dört bir yerinde özellikle Avrasya’da (Rusya’dan Çin sınırına kadar) kendilerini yurtsuz hisseden, ana vatanları olarak Türkiye’ye özlem duyan Ahıska Türkleri mevcuttur. Ahıska Türkleri tarımdan ve hayvancılıktan da uzak değillerdir. Eğer, Ahıska Türkleri bu bölgelere, özellikle stratejik önemi açısından Hatay’a yerleştirilirse demografik yapı, uyumlu yeni bir nüfusun varlığı ile güçlendirilmiş olacaktır. Bölgenin yerleşik üretici güçleri ile Ahıska Türklerinin uyumlu iş birliği, görkemli bir Türk sinerjisinin doğumuna da fırsat yaratmış olacaktır”.

Hatay’ın hayati önemi ve nüfus yönetimi

Deprem bölgesindeki illerden Hatay’ın, Türkiye’nin millî güvenliği açısından ayrı bir önemi vardır. Genel olarak Hatay, özel olarak İskenderun Körfezi, stratejik konumu itibarıyla Türkiye’nin en yumuşak karnını oluşturmaktadır. Batılı ülkelerin, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri, Orta Doğu’daki petrol alanlarında kendilerine uydu bir devlet kurma projelerindeki son aşama, Hatay ve İskenderun Körfezi yoluyla Akdeniz’e ulaşmaktır. Güneyde, Rusların ‘sıcak denizlere inme’ hedeflerini gerçekleştirdikleri ‘Tartus Deniz Üssü’ nedeniyle buradan denize ulaşmak pek mümkün görünmüyor. Küresel kapitalizmin amaçlarına uygun şekilde kurulmaya çalışılan bu ‘peşmerge devleti’nin, denize açılacak koridorun önünde tek engel Hatay coğrafyasıdır. Uydu peşmerge güçlerinin Hatay’ı aşarak İskenderun Körfezi’ne ulaşması, en çok Batılı sömürgeci ülkelerin işine yarayacaktır. Onlar açısından, Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşan bir enerji ve ticaret yolu çok büyük bir sömürü koridoru olarak görülüyor. Bu durum, bir yandan Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit ederken, öte yandan Batı ile Doğu arasındaki stratejik köprü olma konumunu da oldukça zayıflatır.

Küresel kapitalizmin ülkemizdeki tetikçi terör örgütü PKK’nın, Güney Doğu Bölge’mizde sürdürdüğü terör saldırılarını, ayrıca bölge dışında Amanos Dağları üzerinden, Osmaniye, Erzin, Dörtyol ve İskenderun çevrelerinde de yapmasının gerçek nedeni de açığa çıkmıştır. Bu bağlamda, başta Hatay olmak üzere bütün Amanos Dağları ve Adana-Mersin coğrafyası, Türkiye’nin Kıbrıs’ı sahiplenmesinin ve Akdeniz’de varlık göstermesinin tek güvencesi olan bir stratejik bölgedir. Bu bölgenin, ekonomik ve askerî açıdan güçlendirilmesinin yanında buraya özel bir nüfus yönetiminin de uygulanması gerekiyor.

Günümüz dünyasında, vatan topraklarını ve denizlerini korumak, buralarda üretken ve bilinçli vatandaşların varlığına bağlıdır. Hatay halkı son derece üretken ve vatansever insanlardır. Ancak, son yıllarda Hatay’ın büyük bir sığınmacı toplulukla doldurulması, depremden dolayı Türk nüfusun göç etmesi, bölgenin demografik yapısını hayli bozmuştur.

Hatay hem Atatürk’ün emaneti ve vasiyeti hem de Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi’nin ve Akdeniz’in kilididir.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar