ÖNYARGI İLE EKMELEDDİN İHSANOĞLU HEZEYANLARI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______29 Haziran 2014_______

ÖNYARGI İLE EKMELEDDİN İHSANOĞLU HEZEYANLARI

Sakin Öner
Paylaş:

Siyasi iktidar, muhalefetin Cumhurbaşkanlığı adayı olarak bir ortak “çatı adayı” açıkladıktan sonra, uğradığı şaşkınlığı hâlâ üzerinden atamadı. İktidar, önce büyük muhalefet partileri CHP ve MHP’nin uzlaşabileceklerine, sonra Prof. Dr. Ekmeleddin İHSANOĞLU gibi ezberlerini bozan bir “çatı adayı” üzerinde anlaşabileceklerine inanmıyordu. Fakat, anlaşma gerçekleşti ve sürpriz bir adayla yarışa girildi. Böylece AKP’nin bütün hesapları ve ezberi bozuldu.  

Başbakan ve sözcüleri, hâlâ adaya yönelik olumsuz hiçbir olumsuz söz söyleyemediler.  Ayrıca hâlâ İHSANOĞLU’na karşı bir seçim stratejisi geliştiremediler. Çünkü kendi kullanacakları din, tarih, kültür, gelenek, vatan, millet, dış politika gibi konular, haksızlığa kafa tutan ve kavgacı tavırlar, İhsanoğlu’na karşı kullanılamayacak. Kullanıldığı zaman da İhsanoğu’nu olumsuz değil, olumlu etkileyecek. Çünkü, millî, manevî, kültürel ve dış politika konularında karşısına çıkacak hiçbir aday İhsanoğlu ile yarışamacak.

Benim üzerinde asıl duracağım tepkiler, “ulusalcı” kanattan, aşırı solculardan, Aydınlık ve Oda tv çevresinden gelen tepkilerdir. Bu çevrelerin her şeyden önce şu kararı vermeleri gerekir; seçim kazanılması mı isteniyor, kazanılmaması mı?  Eğer bu seçim kazanılmak isteniyorsa, kesinlikle CHP’li veya MHP’li tanınan, siyasi kimliği olan bir aday değil, mutlaka AKP’den ve İslami çevrelerden oy alabilecek bir aday seçilmeliydi. İşte İhsanoğlu, bu şartlara en uygun adaydır.

En korktuğum şey, önyargı ile yapılan yargısız infazlardır. Prof. Dr. Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun adı açıklandığında bu çevrelerin, çoğu da “aydın” geçinen yarı cahilleri, hemen önyargıları ile hezeyana başladılar. Sosyal medyada bir saat içinde  yargısız infazın daniskasını yaptılar.  Bu temelsiz ön yargıları sıralıyorum:  Neymiş, adı “Ekmeleddin” miş, söylenemiyormuş; “Kahire”de doğmuş, Türkiyeli değilmiş; İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği yapmış, demek ki “İslâmcı ve şeriatçı”, öyle olunca laikliğe de Cumhuriyetçiliğe de karşıdır; “ilâhiyatçıdır”, öyle ise “Erdoğan’dan farkı yoktur; babası şapka devrimine karşı olduğu için  Mehmet Akif’le Mısır’a gittiği  için “Atatürk’e ve devrimlerine karşıdır”  denildi.

Şimdi bu hezeyanları sırasıyla gözden geçirelim:

“Ekmeleddin” isminden başlayalım. Milletçe kullandığımız kişi isimlerinin çoğu Arapça kökenlidir. “Ekmel”, “Kâmil” den gelmektedir ve “en olgun, kusursuz (kimse) anlamına gelmektedir. Unutmayalım Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in sıfatlarından biri de, “Ekmel-i enbiyâ”dır.

Sayın İHSANOĞLU’nun  Kahire’de doğmasına gelince şunu düşünmek gerekir; Atatürk, Yahya Kemal ve  Ahmet Haşim gibi değerlerimiz de Türkiye’nin bugünkü sınırları dışında doğmadılar mı? Bu değerlerimiz Türk değil mi? Ayrıca  Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası ve ailesi, aslen Yozgatlı Bozok yörüklerinden olduğu artık biliniyor. O yüzden de propaganda çalışmalarına Yozgat’tan başlayacağı söyleniyor.

Sayın  İHSANOĞLU’nun  yöneticiliğini yaptığı  İslam Konferansı Örgütü ve İslam İşbirliği Teşkilatı; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Nato gibi uluslararası teşkilatlar olup, daha çok ekonomik işbirliğine önem verirler. İslamla, şeriatla, laiklik karşıtlığıyla ilgisi yoktur. İhsanoğlu ilk demecinde laiklik konusunda şunları söylüyor: “Din-siyaset ilişkisi düzenlenmesi gereken bir alandır. Bu ikisi arasındaki sınırın tayininde hep problemler olmuştur. Siyasi güçlerin din üzerinde baskı kurmaması gerekir. Benzer şekilde siyaset üzerinde din adına bir baskı da kurulmamalı. Bu durumların her ikisinin de başarısızlıkla neticelendiği örnekler hem İslam hem de dünya tarihinde mevcuttur”.

“İlâhiyatçı” olduğu iddiasına gelince;  bu iddia da tam bir cehalet örneği.  Sayın İHSANOĞLU Kahire’deki laik eğitim yapan Ayn Şems Üniversitesi’nde kimya dalında fen eğitimi yapmıştır. 1974’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamlamıştır.  1984’te profesör olmuş, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Bilim Tarihi Bölümünü açtırmış, Türk Bilim Tarihi Kurumu’nun başkanlığını ve İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. Fen eğitimi gören ve Bilim Tarihi uzmanı olan biri nasıl ilahiyatçı olabilir? Velev ki ilahiyatçı olsa ne olur?

 

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları