Ömer Ünal ile söyleşi… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz Konusu-5: Açık Oturum   • Çağrı: Bize katılın

Ömer Ünal ile söyleşi…

Yeşim Taşı Efsanesi adını taşıyan fantastik Türk roman serisinin ilk kitabı Karanlık Dünya’ya Yolculuk kısa bir süre önce okuyucuyla buluştu. Kitabın yazarı Ömer ÜNAL ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

28 Haziran 2020

Yeşim Taşı Efsanesi adını taşıyan fantastik Türk roman serisinin ilk kitabı Karanlık Dünya’ya Yolculuk kısa bir süre önce okuyucuyla buluştu. Kitabın yazarı Ömer ÜNAL ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1987 yılında Hatay’da dünyaya geldim. Lise sıralarında başlayan yazın serüvenim birçok dergide yayın kurulu üyeliği yapmama, editörlük görevini üstlenmeme neden oldu. MEB’te Türkçe Öğretmeni olarak görevime devam etmekteyim. Türk halk bilimi alanında master yaptıktan sonra Türk mitolojisi alanında daha çok yazmaya başladım.

Yazma maceranızdan söz eder misiniz?

Yazma maceram çok eskilere dayanıyor. İlk edebî eserlerimi ise lise yıllarında kendi çabalarımla çıkardığım duvar gazetesinde ve yine lise dergimizde verdim. Henüz ortaokul sıralarında başlayan yazma ve okuma tutkum, lise yıllarında dergi yazarlığına evrildi. O yıllarda zamanda yolculuk, paralel evrenler üzerine okumalar yapıyor ve edebiyat fantastik zemine nasıl çekilebilir şeklinde türlü sorular soruyordum kendime. Kısa hikâye denemelerimde de özellikle boyut değiştiren kahramanlar, zamanda yolculuk yapan insanlar üzerine kurgular oluşturuyordum.

Çocukken etkilendiğiniz yazarlardan örnekler verebilir misiniz?

Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu ve Jules Verne aklıma ilk gelenler. Lise sıralarında ise Hüseyin Nihal Atsız elimden düşürmediğim yazarların başındaydı.

Fantastik Edebiyata yönelmenizdeki motivasyonu açıklar mısınız?

Jules Verne’in “Dünya’nın Merkezine Seyahat” adlı romanı, Robert Zemeckis’in “Geleceğe Dönüş” üçlemesi çocukluk yıllarımda bilinmeyene olan merakımı arttıran önemli çalışmalardır. Türkçe ve edebiyat alanlarındaki lisans eğitimimin ardından yüksek lisansımı Türk halk bilimi anabilim dalında tamamladım. Türk mitolojisi, kültürel ögeler, farkına varmadığımız ancak mitolojik arka planı oldukça sağlam ve derin birçok ritüel yazılarımda söz konusu alanların varlığını günbegün artırdı. Halk bilim alanındaki eğitimim sonrasında alanımla ilgili birçok makaleyi ve tezi okumaya başladım. Bu tezlerden bazılarının kitaplaşması ve daha çok fazla kişiye ulaşmasını o kadar çok istemiş olmalıyım ki aldığım bir telefon ile bana bu isteğimi gerçekleştirme imkânı sunuldu.

Birçok kişi için mitoloji denildiğinde akla ilk olarak Yunan ve İskandinav mitleri geliyor. Ancak siz editör olarak da Türk mitolojisine dair birçok kitabın yayımlanmasını sağladınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Haklısınız. Genel bir kanı bu. Oysaki milletlerin kültürel hafızalarında mitik birçok unsur bulunmakta ve Türklerin de mitolojik hikâyelerinde, inanç sistemlerinde ve kültür kodlarında oldukça fazla öge yer almakta. Tüm bunları kitabî bilgilerden okuyup takip edebiliyoruz. Karakum Yayınevi’nde mitoloji-halk bilim editörlüğünü üstlenmem istendi. Bu teklife elbette olumlu yanıt verdim. Seçkin Sarpkaya’nın Türklerin Şeytani Masalları adını taşıyan kitabıyla başladığım editörlük mesaisine Türk Kültüründe Vampirler, Anadolu’nun Kronikleri, Mitolojinin Müziği, Kahramanın Sinemadaki Yolculuğu, Türk Destanlarından Kalevala Destanı’na kitaplarıyla devam ettim. Bu süreçte edindiğim bilgiler yazılarıma da ışık tutmaya başladı. Çocukların ve gençlerin Türk mitolojisiyle buluşmaları ve destan kahramanlarını kendilerine uygun bir dille okumalarına dair duyduğum istek bende giderek arttı.

Yeşim Taşı Efsanesi’ni yazma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Elbette. Motivasyon kaynağımı Türk mitlerinden alınca yazmak da kaçınılmaz oldu. Uygurların Göç Destanı’nda da ifadesini bulan Yeşim Taşı’nı merkeze alarak Oğuz, Umay ve Berk karakterlerinin mitolojik yolculuğuna araladım kapıları. Kitabımı; iki yılı aşkın bir süredir yaptığım araştırmalar sonucunda, yaklaşık olarak bir yılda tamamladım.
Serinin ilk kitabı olan “Karanlık Dünya’ya Yolculuk”, aydınlığa susamış tüm ruhların, özgürlüğe adanmış tüm yüreklerin birer fısıltısı aslında. Tabii ki bu fısıltıyı duyacak olan da okurun ta kendisi. Kahramanın yolculuk için Bilge Kağan’dan aldığı davetin şekli, kahramanların Ankara’da başlayan fantastik yolculuğu ve maceraları sırasında karşılaştıkları mitolojik canavarlar; fantastik efsane ve destan kahramanları kurgumun zenginleşmesine olanak sağladı. Özellikle Dede Korkut Hikâyelerinin yeni nüshasının bulunuşu ve “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” adını taşıyan on üçüncü hikâye kitaptaki olayların kilit noktalarına da zemin hazırladı. Okuru bolca fantastik öge ile buluşturan sayfaların kokusunu bir yazar olarak duyumsamak ise ayrı bir haz ve serinin devamını yazmak için de büyük bir motivasyon kaynağı.

Kitabı yazarken zorlandığınız yerler oldu mu?

Kitabın yazılış sürecinde beni en çok serinin devamı için kurguladığım kısımlar zorladı. Hatta serinin üçüncü kitabında yer alan bir merkez sahneyi ilk kitabımda sezdirebilmek için de kimi cümlelere yer verdim. İlk kitapta var olan tarihî kişiler, olaylar ve savaş isimleri konusunda da kitaplara yeniden başvurmam gerekti. Bu noktada halkbilimci, yazar, edebiyatçı birçok kişiye danıştım. Kitap tamama erdi derken yaptığım kimi düzenlemeler ve özellikle editörümün ve düzeltmenimin uyarıları ile tüm kitabı yeniden okumak durumunda kaldığım zamanlar da oldu. Büyük bir titizlikle gerçekleştirilen düzenlemelerin ardından, kitap yayıma hazırlanırken de yayınevinin gösterdiği ilgi oldukça değerliydi benim için.

Türk milletine özellikle de Türk çocuklarına böylesi bir kitap armağan ettiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!