Gözyaşları ile Islanan Topraklar – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Program İptali   • Açık Oturum: Söz Konusu-3

Gözyaşları ile Islanan Topraklar

Zamanı durdurmayan ama zamansız, mekânı Çin işgali altındaki Doğu Türkistan olsa da mekânsız bir kitap. Belli ki Çin Doğu Türkistan’ı tamamen Türksüzleştirmek istemekten vazgeçene kadar da zamanı dolmayacak.

8 Mayıs 2020
Gülcan Havva Eraslan

Gözyaşları ile Islanan Topraklar

Virüsün adını duyduğumuz ama hayatımıza henüz girmediği günlerde Uygur edebiyatına dair kitaplar okumaya başlamıştım. Virüs dolayısıyla salgın hayatımıza girince; İdikut, Gözyaşları ile Islanan Topraklar, Yolda Kalanlar ve İz olmak üzere dört kitap okudum ve sırası ile bunları kalemim el verdiğince anlatmaya karar verdim.

Söyüngül Canışev…

Kitabın kahramanı gerçek bir karakter ve yaşadığı, anlattığı olaylar da tamamen gerçek. Gözümüzün âmâ, kulağımızın ahraz, dilimizin lâl olduğu Doğu Türkistan ve Uygurların bugünkü dramını, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla 60 yıl öncesinden âdeta bugüne ışık tutar gibi, kelime kelime bize anlatan bir isim Söyüngül Canışev*

Doğu Türkistan’da yaşayan, tıp fakültesinin son sınıfında doktor adayı genç bir Türk kadını. Kültür devrimi döneminde Çin’in demografik işgal, asimilasyon ve mankurtlaştırma politikalarına boyun eğmeyen genç bir Uygur Türkü aydın. Tabii ki bütün bu özellikler bir araya gelince, bunlar Çin tarafından cezasız bırakılamayacak kadar ağır suç(!) olarak görülüyor ve cezası en acımasız şekilde infaz ediliyor. Tıpkı bugün toplama kamplarında , hapishanelerde Abdurehim Heyit’ten İlham Tohti’ye, Muhter Buğra’ya kadar sayısı milyonlara ulaşan Uygur Türküne yaşatılanlar gibi.

Türkistan bölgesi Doğu-Batı olarak ikiye ayrılmış, bir kısmı Kazakistan toprakları içinde kalmıştır. Çin’in hâkimiyeti altında kalan ve adı kâğıt üstünde Şincan Uygur Özerk Otonom bölgesi olan Doğu Türkistan ise bugün tam bir işgal altındadır. İşgalden öte kültürel ve sosyal soykırım hâd safhadadır. Milyonlar yeniden eğitim adı ile kamplara kapatılmakta, hapse atılmakta, köle mantığı ile devlet adına zorunlu olarak insanlık dışı koşullarda çalıştırılmakta. Dinî ve sosyal yaşamları neredeyse tamamen yasaklanmış, daha önce var olan Uygur Türkçesinde eğitim hayatlarından çıkartılmış, aile birliği temelinden sarsılacak şekilde Çin Devleti’nin müdahalesine maruz kalmıştır. Dünyanın gözleri önünde soykırım olarak ifade edilecek bir asimilasyon ve yok etme süreci yaşanmaktadır. Ve biz; bu baskılar sanki ilk kez yaşanıyormuş da yeni duyuyormuşuz gibi şaşıran bir tavır içerisindeyiz.

Tam da bu noktada Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını tam olarak yitirmesinin ardından başlayan bir süreç ile başlıyor Gözyaşları ile Islanan Topraklar…

Doğu Türkistan coğrafyasında Mao dönemindeki baskı, açlık ve insan hakları ihlâlleri, Doğu Türkistan’ın Çin tarafından nüfus yoluyla işgalinin pekiştirilmesi ve mankurt karakterler üzerinden yaşanan insanlık dramı, otobiyografik belge tarzında, kitabın ana kahramanı da olan Söyüngül Canışev tarafından yazılmış.

Çin’deki Mankurtlar…

Mankurtizm kavramı literatüre Cengiz Aytmatov’un “Gün olur Asra Bedel” romanı ile girmiştir. Kelime olarak sosyal değişme ve köküne yabancılaşma temalarını karşılayan bir kavram olarak sosyal psikolojide ifade edilir. Mankurt sözcüğünün ise ilk olarak 10. yüzyıldaki Manas Destanı’nda geçtiği rivayet olunur.

Mankurt efsanesine göre; eski zamanlarda Juan Juanlar adı verilen bir topluluk, kölelerinin saçlarını kazıyarak başlarına güneş altında deve derisi geçirirmiş. Uzayan saç kılları; kuruyarak kafa derisine yapışan deriden geçemeyip dönüp kafatasını aşarak beyne girer ve yaşanan dayanılmaz acılardan, düşünme yeteneğini kaybederek sadece nefes almak, yemek yemek, yürümek gibi doğal hareketleri yapan bir varlık hâline getirirmiş.

Mankurt hâline gelen köle artık soyunu sopunu, nereden geldiğini, kim olduğunu bilmez, yalnız kendisine ekmek veren efendisinin kölesi olurmuş. Mankurt; kısaca kendi dili, kimliği ve içinde yetiştiği millî değerleri unutan ve düşünmeyen kişi olarak tanımlanır. Gözyaşları ile Islanan Topraklar, Çin zulmünü ve asimilasyonunu anlatırken bunu gerçek hayatta bugün dahi, her alanda gördüğümüz mankurt karakterler üzerinden ele alır.

Kitapta; devlet politikasının mankurt bir toplum yaratmak istediği yerde, özünü, kimliğini, dilini, inancını kaybetmeden tek başına mücâdele eden, bedel ödeyen bir kahraman ile mankurtlar özelinde totaliter Çin zulmü ile mücâdele var.

Başarılı bir tıp öğrencisiyken Doğu Türkistan’ın bağımsız olması ile ilgili kurulan bir gençlik hayali, tarifi imkânsız acılar yolculuğu var. Bu hayalin içine okuyucuyu katıp o yolculuğu beraber yaptırıyor . Özünü yitiren kendi halkından isimlerin ihbarları ve suçlamalarıyla başlayan süreç, Çin’in asimilasyon ve yok etme politikalarını uygulaması için elindeki mankurtların yardımıyla kaçırılmaz bir fırsat hâline geliyor.

Tıp Fakültesi’nden ‘arkadaşları’ Nurnisa Turdı, Nurnisa Rozi ve daha nicesi… Ömercan’ın Uygur öğrencilerin tutuklanması ve işkence görmesi karşısında kılının bile kıpırdamaması. Enver Cokolin adlı baş sorgu amiri ve hepsinin ortak özelliği özüne yabancı olmaları, yani, mankurtluk. Özellikle kendi halkından olan insanlara işkence etmekten, haklarında asılsız olay ve ihbarlardan suç üretmekten çekinmeyen, Çin devlet sistemi için, insanların hayatını mahvedecek şekilde hapse yollamaktan çekinmeyen karakterler.

Çin’in Mankurtları…

Bu çağdaş mankurtları kimse esir almamıştır. Onların başlarına deve derisi geçirilmemiştir ama onlar tam bir mankurttur. Söyüngül ’ün masum bir bağımsızlık hayali kurması, ana dilinde eğitim istemesi, Uygur kültürüne göre yaşamasına, yemeğini dinî inancına göre yemek istemesine bile tahammül edemeyen devletin, en gaddar yüzünün uygulayıcısı olarak karşımıza çıkıyor mankurtlar.

Ne kadar bildik tanıdık değil mi demekten alamıyor insan kendini. Ha 60 yıl önce ve bugünkü Doğu Türkistan’da, ha Türkiye’de. Çin daima kendi mankurtlarını özenle yetiştiriyor. Bir ömür önceki yaşatılanların çok daha ağırının yaşandığına tanıklık edince, kitapla ilgili zaman mefhumunuz ortadan kalkıyor. Bugünkü toplama kamplarında olan bitenden eksiği var fazlası yok yaşanılanların.

Çin’in içimizden olan ve yaşı 77’ye varan mankurtlarından birisi ne diyordu? “Doğu Türkistan’daki Uygurlar, dünyanın en mutlu Uygurlarıdır. Sayıları birkaç milyona varan Uygurlar, yeniden eğitim kampına alındıkları ve bedava eğitim gördükleri için ne kadar teşekkür etseler azdır. Uygurlar Türk değildir. Bu tarihî bir çarpıtmadır.” Görüyoruz ki Çin’in içimizdeki mankurtları altmış yıldan beri Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında insanlık adına bir arpa boyu yol almamışlar. Ancak bu mankurtluğunun ödülü olarak “Doğu”ya doğru dünyanın etrafında birkaç tur atmışlar.

Halk Nezareti Günleri…

Hatıratta üç yıl hapis cezasına çarptırılan Söyüngül, hapisten çıktığı zaman adına halk nezareti denilen ve ömür boyu süren bir cezalandırma yöntemi ile cezalandırılmaya devam eder. Halk nezareti; Çin devletince belirlenmiş bir kolhozda, kolhoz yönetiminin ücretsiz kölesi olarak çalıştırarak cezalandırma mantığı ile işleyen bir sistem.

Bağımsız Doğu Türkistan’ın hayalini bile kurmak en ağır suçlardandır. Bu suçtan cezalandırılan kişi, cezasını çekse bile vatan hainidir ve toplum tarafından her türlü hakarete, işkenceye maruz kalmayı hak eden biri olarak görülür. Hiçbir hakka sahip değildir. Hastalanamaz, verilen işi yapmayı reddedemez, işe kazara bile geç kalamaz. Gündüz kolhoz yönetimi ne iş veriyorsa onu yapar, akşam da kolhoz meydanında toplanan halkın önünde, halka hesap verir. Bu hesap vermede halkın dayak atmak, hakaret etmek ve küfretmek konusunda ise önünde hiçbir engel yoktur.

Hapishane ve halk nezareti günleri sürecinde; Ali Yusuf, Abdülaziz Niyaz, Mahinur, Kaynıcamal, Salık, Kadir bek, Seytkan, Keneğet, Duysebay, Kalyolla, Sarkıt bek, davranışlarıyla Çin Devleti’nin mankurtlaştırdığı insan tipolojisine örnektir. İnsanlık onuruna yakışmayacak şekilde temel insan haklarından ve insani duygudan uzak, kolhozlarda ölümüne çalıştırırlar. Yorucu bir iş gününün ardından, halkın gözetimindeki kişiyi bir meydana götürüp, hakaret etmek ve dayak atmaktan hiç çekinmezler. Dikenli telden yapılmış ve Söyüngül’ün sırtına kendi halkındaki bu mankurtlar tarafından indirilen her kamçı, ondan daha çok sizin derinize batar. Atılan taşlar ondan daha çok sizin başınızı yarar, buz gibi havada çıplak ayakla inşaat yapmak sizi buzdan bir sarkıt gibi olduğunuz yerde kaskatı eder.

Akıl almaz işkenceleri komünist sistem, mankurt karakterler aracılığıyla uygularken daha incitici olanı; sadece bir düşünce nedeniyle ağır bedeller ödeyen genç bir kıza, ya da iftiraya maruz kalmış 80 yaşındaki birine, dikenli tellerle yapılan kamçıdan, tekme yumruğa kadar her türlü saldırının, eziyetin kendi halkının vatandaşları tarafından, topraklarını işgal eden, her türlü haktan mahrum eden, Çin için yapılması. Çin ise işgalleri mankurt karakterler üzerinden asimilasyon ve zulme çevirmekten hiç çekinmeyen bir devlet.

İşkence ve zulümle sindirilen, hapsedilen, öldürülen, öldürülmeye devam eden bir halk…

Tam bu noktada küçük bir kafa karışıklığı yaşadığımı demeden geçemeyeceğim. Belki yazarın canını en çok bu yaktığı için daha çok bu noktaya parmak bastığındandır. Belki de çevirmen metin aktarma sorunu yaşamıştır bilemiyorum. Ayırt da edemedim açıkçası. Kitap, Çin’in soykırımcı ve asimilasyoncu politikalarının bizatihi halk üzerinde uygulanmasını anlatıyor ama uygulayanların neredeyse çoğunluğu Çinli değil. Sistem ve politika olarak Çin’in kanlı ve gaddar zihniyeti net olarak görünüyor ve fakat; uygulayıcı ana karakterler mankurtlaşan Doğu Türkistanlılar. Belki de yaşanan onca acıdan sonra verilmek istenen ana mesaj budur. Başımıza ne gelirse pirinçin içindeki beyaz taşlardan geliyor. Kim bilir?..

Totaliter sistem bütün topluma, onun içinde bana da, sana da, hepimizin zihnine de, düşüncemize de ideolojik bir şire (deve derisi) geçirmiş. Bu, bir rejime bağlamak, bir merkezden idare etmek gayesi ile yapılırken bunun mağduru olan halkın, bu zulmün bir parçası hâline dönüşmesi ise bana göre, kitabın mankurt karakterler üzerinde vermek istediği ana mesajdı.

Zamanı durdurmayan ama zamansız, mekânı Çin işgali altındaki Doğu Türkistan olsa da mekânsız bir kitap. Belli ki Çin Doğu Türkistan’ı tamamen Türksüzleştirmek istemekten vazgeçene kadar da zamanı dolmayacak. Ne yazık ki içindeki acıları farklı isim ve hayatların yaşadığı, yaşamaya devam ettiği ve görünen de uzunca bir süre yaşamaya devam edeceği acı bir hatırattan satırlarıma, satırlarımdan da size yadigâr kalan notlar…

 

*Söyüngül Canışev: 1940 yılında Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde memur olan Tatar bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. İlkokulu Tatar okulunda, ortaokulu 2. Kız Lisesinde tamamladıktan sonra 1957 yılında Şincan Tıp Enstitüsü’ne kaydoldu. Üniversite eğitimi sırasında Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için bir teşkilat kurdu. Teşkilat deşifre olunca Çin komünistleri tarafından okuldan uzaklaştırılarak hapse atıldı. Çalışma kamplarında 15 yıla yakın zorla çalıştırıldı. Hayatının 18 yılını karanlık zindanlarda ve çalışma kamplarında işkence ve dayak ile geçirmek zorunda kaldı. 18 yılın sonunda Çin’de geçici süreliğine kısmen oluşan yumuşama ortamında doktorluk ruhsatın verildi. 1980 yılında da doktor olarak ailesiyle birlikte Avustralya’ya göç etmek zorunda kaldı. Kitapta ağız özelliğinden dolayı Süyüngül Çanişef olarak yer alsa da Söyüngül Canışev doğrusudur.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları