Pazar Tezgahına Düşmeyecek Tarihimiz (Virüssüz yazı) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Pazar Tezgahına Düşmeyecek Tarihimiz (Virüssüz yazı)

Tarihimiz bir bütündür. Günahı sevabıyla bizimdir. Zafer de vardır orada hezimette… Hatırlamak istemediğimiz sayfalar da… Gurur sayfalarımızın daha fazla olduğunu biliyoruz tabi ki. Dünya da biliyor onu.

2 Nisan 2020
Osman Erenalp

Tarihin parlak sayfalarını seçip onları sahiplenmek, “sonrasına karışmam” demek olmaz. “Türk milletinin ferdiyim” diyen onu yapmaz. Pazar tezgâhında malın iyisini seçip, çürüğü çarığı başkalarına bırakmak gibidir o.

Çobanlık yapardık çocuklukta. Azığımızı da alırdık yanımıza. Öğlen vakti açardık bohçamızı, otururduk hep birlikte sofraya. Yumurtayı, peyniri, ağzının beğendiğini kapar kaçardı açıkgözün, aç gözün birisi.  Ekmek soğan kalırdı bize. Almak istemezdik tabi öylelerini aramıza. Tarihin “iftiharlık”, “kaymaklı” kısımlarını yürütmek bu da. Yok, arada bir fark.

Tarihimiz bir bütündür. Günahı sevabıyla bizimdir.  Zafer de vardır orada hezimette… Hatırlamak istemediğimiz sayfalar da… Gurur sayfalarımızın daha fazla olduğunu biliyoruz tabi ki. Dünya da biliyor onu.  Bizi diğer milletlerden farklı kılan da odur zaten.  Türk, devletsiz olmamıştır hiçbir devirde. Onaltı büyük devler kurmuşuz şimdiye kadar. (Kimi tarihçiye göre sayı bunun çok daha üzerinde)  On yedincisi Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Osmanlı Türk Cihan Devleti “kemali zirvesi” olmuştur tüm tarihimiz içerisinde.  36 padişahın adı var orada. İyisi de var, kötüsü de var. “Fatih, Kanuni benim, Deli İbrahim sizin” demek olmaz. Bunun gibi “Çanakkale benim, Sarıkamış sizin”. “Lozan benim, Mondros sizin” demek de olmaz.

Basketbol takımındaydık öğretmen okulundayken. Mağlubiyet yüzü görmemiştik Kırşehir’de. Tokat’a gitmiştik, bölge birinciliği için. Galibiyet yüzü görmemiştik orada da.  TED koleji çıkmıştı karşımıza. Dünya ikincisi idiler bir önceki yılın. (Sır çıkmaz sizden. 204 sayı atmışlardı tam. 44 sayıda kalmıştık biz). Görmeyelim mi şimdi bu kısmını?  Göreceğiz elbet. Göreceğiz ki ders çıkartalım ondan. Giderebilelim eksiğimizi.  Tarih de bunun gibidir. Beğendiğin kısmını alarak olmaz o. Reddi miras olur,  aslını inkâr olur ancak.

Çanakkale’yi unutmayacağız. İstismar edenlere de bırakmayacağız.  Türkün dirilişi, geri dönüşü demektir Çanakkale. Milli Mücadelenin önsözü, Cumhuriyete giden yolun habercisi, benzersiz savunma savaşıdır. Bunlar doğrudur ama o gün mağlup edilenler üç yıl sonra,  donanmalarını da yanına alarak geçmişlerdir o siperlerin önünden elini kolunu sallayarak.  Sarayburnu önlerinde demirlermiş, namlularını da Topkapı’ya “Halife-i ruyi zemin” hazretlerine doğru çevirmişlerdir.  Bunu da unutmamak lazımdır.

Gol sevinci, sarhoşluğu içinde oyun disiplininden kopup hemen ardından gol yemek gibi bir şeydir bu.

Madem bu olacaktı, o kadar şehidi niçin verdik o zaman?  sorusunu akla getirmektedir ister istemez. Bunu sorgulamak sorgulayanı hain yapmayacağı gibi zaferin değerini de küçültmez. O yüzden bu tarafına da geçmeli meselenin,  bu yönüyle de anlatılmalıdır Çanakkale.

Çanakkale elbette büyük imanla, gayretle kazanılmıştır. Bu doğrudur. İman “inanmaktır” demektir. Kazanılacağına inanılarak olmuştur.  “Tembel tembel oturup da Allahtan yardım dilemeyin. Bilirsiniz ki gökten ne altın yağar ne gümüş”  buyurulur Hadiste. Sadece “Allah’ın yardımıyla,  birtakım mucizelerle kazanıldı” dersek verdiğimiz onca şehidin haklarını yemiş oluruz.  Allaha karşı da sorumlu yapar bu bizi ayrıca. Allah’ın taraf olduğu savaş dokuz ay sürmez hem. Biter birkaç saniyede. Yeşil sarıklıların, evliyaların, yardımıyla olacak olsa Osmanlı Rus Savaşında Balkan Savaşında, Sarıkamış’ta, öteki cephelerde neredeydiler hazretler? Ümmet aynı ümmet, ordu aynı orduydu orada da. Kimilerinin adını zikretmek istemedikleri (Deccal dedikleri) Atatürk de yoktu o sıra uğursuzluk getirdi desek. Geriledik durduk iki asır tam. Niçin çıkmadılar ortaya? Cevaba ortada bunun;

“Devemizi sağlam kazığa bağladık, sonra tevekkül ettik Allaha”. Bunu yaptık Çanakkale’de.  Aklını kullanana,  çalışana yardım eder Allah ancak. Kullanasın diye verildi o akıl sana.

“Allah aklını kullanmayanların üstüne pislik bırakır” buyrulmaktadır ayette. (Yunus 100)

“Şimal bolsama dalın başı gımıldamaz”  der Türkmenistanlı kardeşlerimiz. “Emek yoksa yemek de yok”.

Çanakkale’nin olağanüstülüklere ihtiyacı yoktur. Bizzat kendisi olağanüstüdür onun. Doğru bilinen yanlışlar vardır tarihimizde ”Galat-ı meşhur” eskilerin değimi ile. Düzeltilmesi gerekir onların.

“254 bin” diye telaffuz edilen şehit sayısını genelkurmayın kayıtları doğrulamamaktadır. “57 bin” olarak gözükmektedir orada. Nereden kaynaklanmaktadır bu fark? Bunu açığa çıkartmak çok zor değildir. İki doktora öğrencisinin çalışmasıyla açıklığa kavuşturulabilir…

Seyit onbaşının “250 kiloluk” topu kaldırdığı da tevatür.  O ağırlıkta top yok o sıra askerin elinde.

Ne olur yani 125 kiloluk topu kaldırsa? Zeval mi gelir o koca yürekli pehlivanın şanına? Bunun gibi 250 binin altına düşerse şehit sayımız değerinden mi kaybeder Çanakkale?  Değil elbette.

Sarıkamış Harekâtı da öyle.  “90 bin şehit” rakamı da, tek kurşun atamadan dondukları iddiası da doğru değil. 30 bini aşmadığı görüşündeler Sarıkamış araştırması yapanlar. Dram- olmaktan mı çıkar sayı düşünce Sarıkamış?  Değil elbet. Enver Paşa’ya fatura etmek için yapılıyorsa bu çarpıtma o çok daha vahim. Biliyoruz ki Çanakkale’de de, Sarıkamış’ta da genelkurmay başkanı aynı isim. Enver Paşa’yı Sarıkamış’ın müsebbibi görüp, gösterip Çanakkale’de yok saymak insafa da hukuka da sığmaz. Siyasi, ideolojik bakışla tarih olmaz.  Herkese göre Çanakkale, herkese göre Sarıkamış, herkese göre Milli Mücadele de olmaz.

Mustafa Kemal’i Çanakkale’de önemsiz görmek, göstermek de boş çabadır. Savaşın seyrini değiştiren komutan olarak kaydetmiştir tarih onu. Çarpıtmalarla değiştirilemez o gerçek. Millet o askeri dehayı orada tanımış, inanmış Mili Mücadelenin başkomutanı yapmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Atatürk olmuştur o yoldan ilerleyerek. Tarihe ilgisi en fazla ve en çok okuyan devlet adamıdır o. Tarih konusundaki şu söz de onundur;

“Tarih yazmak tarih yapmak Kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtan mahiyet alır”.

Sonuç olarak; Meydanı hurafelere, menkıbelere, rüyalara, mucizelere, bırakırsak, gerçeğin yerini alırlar zamanla. Yazık ederiz sonraki nesillere. Çözüm hakikatte buluşmak, ona saygılı olmaktan geçer. “Hak” Allah’ın sıfatlarından biridir. “Hakikat” o kökten gelir. Hakikati ortaya koymak, hakkı sahibine teslim etmek, milli, insanı vicdanı bir görev ve sorumluluktur,   her vatandaş için.  Türk tarihi bütündür ve parçalanamaz. Tıpkı vatan gibi…

Yapanın yaptığına sadık kalarak, ona saygı çerçevesinde tarihimizi yazanlara da, tarihimizi yapanlara da minnet borcumuz vardır.

  1. yıldönümünde Çanakkale’dekiler başta olmak üzere tüm şehitlerimizi saygıyla rahmetle anıyoruz.
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları