Sınırın ötesinde kadınlar – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • 515’inci Bilgi Şöleni: Tarımda neler oluyor?   • 514’üncü Bilgi Şöleni: Karabağ’da ne oldu?

Sınırın ötesinde kadınlar

Gökkuşağı engin ufuklarda boydan boya uzanır. Renkleri sıkı sıkıya birbirine geçmiş olsa da, belirgin bir şekilde ayırt edilebilir. Kadınız…Tüm renkleri içimizde yaşar, sonunda bizler de gökkuşağı gibi etrafımızı rengârenk donatırız.

9 Eylül 2020
Özge Yıldız

Durmaksızın yol alıyoruz… İlerlemeye, yeni şeyler öğrenmeye devam ediyor ve her zaman daha iyisini istiyoruz… Herkesin yazacak bir hikâyesi olduğunu biliyoruz. Çözülebilecek bir gizemin kalemle buluşmasını, derinliğimizin ötesinde olan gücü analiz ediyoruz. Gündemden düşmeyen, her güne hayat mücadelesiyle uyanan, hayaller dünyasından ayrılmak zorunda kalsa da, yine de kederli bir ruhtan sıyrılıp her yeni güne ‘yeniden’ diyerek başlayan kadınlara ithafen yazacağım.

Acılarını şiire yazdıran, anılarını öykülere döken, gözyaşlarını şarkılara saklayan, mutluluklarını her daim yüreğinde taşıyıp gücüne anlam katan kadınlar olarak hayatın her alanına izler bırakıyoruz. Tam bu noktada nasıl oluyor da gökkuşağı bir anda hüzün dolu bir resim halini alıyor? Her yerde yağmur yağıyor, ama kadınlar susuz kalıyor. Her yer aydınlık ama kadınlar karanlıkta kalıyor. Ölümün bir yerlerde olduğu yok ama kadınlar sürekli ölüyor. Bunun bir sonu var mı? Hayallerimizle yaşamaya ve onlarla yolumuzu aydınlatmaya başlayalım mı?

Kadınlar gökkuşağının renkleridir 

Gökkuşağı engin ufuklarda boydan boya uzanır. Renkleri sıkı sıkıya birbirine geçmiş olsa da, belirgin bir şekilde ayırt edilebilir. Kadınız… Tüm renkleri içimizde yaşar, sonunda bizler de gökkuşağı gibi etrafımızı rengârenk donatırız.

Karanlığın içinde, toprağın kokusunda, nefessiz anlarda kalan kadının bedenidir aslında. Kadının ruhu aydınlık olan her yerdedir. Kadını güçlü kılan ruhudur. Gücü kaba kuvvette bulanlar, karanlık derinliklerinde gezerken; kadınların ruhu dağların tepesinde, bir gün doğumunda, bir yıldızın kayışındadır. Ay üzerine ne çok şey yazılmış mesela. Ayın değişik evreleriyle kadın bedeninin özellikle doğum sürecinde geçirdiği evreler arasında benzerlik kuruluyor. Dolunay rahmi simgeliyor. Değiştirici ve dönüştürücü gücü, döngüselliği, sezgiselliği, ve esnekliği ile kadını temsil ediyor.

Birçok zorlukla yılmadan mücadele ediyoruz. Mücadele sonrasında yolun karşısına geçiyor ve kendimizi hayatımızın en büyük sorgulamalarından birini yaparken buluyoruz. Yaşanan sancılı sürecin sonunda tecrübeler edinerek yeni yolculuklara çıkıyoruz. Renklerin sesine kulak veriyoruz. Yaşamı keşfetmeye yeniden başlıyoruz. Günün yorgunluğunu atmak için gün batımını izliyoruz. Türkiye’de farklı hayatların içinde olan kadınlar olarak günü bitirirken, tatlı bir gülümseme ile uykuya dalıyoruz.

Hayatımıza dair bizi üzen, kıran ne varsa hepsine sahip çıkıyoruz. Önümüzde uzun bir yol var. Düz ya da ölçülü değil. Bazen tümsekler çıkar önümüze, bazen de su gibi akar gider… Şimdi bu satırları okurken hayatına dokunanları yeniden düşün. Hatırlamak istemediklerini hatırla ki onlara sahip çık. Yaşadığın her anın arkasında dur. Senin zırhın olmalarına izin ver. Şimdi başkasıyla olan savaşını bırak ve kendinle savaşmaya başla. Yaşadığın her an senin ve hayatının bir parçası. Üzgün, mutlu, çaresiz, genç ya da yaşlı… Yaşam, gerçekliğin bize sunduğu parmak izidir. Mutluluk varılması gereken bir nokta değil; ben olmaktır. Şimdiyi yaşamak, tatmaktır. Yoluna çıkan duygu yoksullarını çemberin dışına al. Zihnini otomatik pilottan kurtarma zamanı geldi. Tüm yönlerine odaklandığında asıl sorunun güçsüzlük olduğunu fark edeceksin. Hayatın akışına dâhil olacak kadar cesur, tüm zamanların şimdiden oluştuğunu görecek kadar farkında ve yaşamayı göze alacak kadar güçlü olmalısın.

Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiyi derinden hissediyorum. Bir yanda ölü bedenler, diğer yanda yeni yaşamlar var. Kendimi arada geçen hayatı sorgularken buluyorum. Ne için yaşıyoruz? İşte tam bu noktada, bir kadın olarak bu sorunun cevabını bulmak için bir yola çıkıyorum ve yazıyorum. Yazdıkça yaşadığımı hissediyor, yaşadıkça kendimi hiç bilmediğim yolculukların derinliklerinde buluyorum. Yazmanın hayatımdaki en anlamlı yolculuklardan birisi olduğunu seziyorum. Yeter ki bir adım atalım, bizi huzur karşılıyor. Su gibi akıp geçen zamanda, attığım adımlarım bana sınırlarımı aştığımı; özgürleştiğimi hissettiriyor. Bilinmezlik içinde kaybolmaktan korkmak yerine, bilinmezliğin heyecanını yaşıyorum. Tüm ön yargılarımı yıkıp, renkleriyle, ritmiyle tüm sınırlarını kaldırabilecek olan biz kadınlara sesleniyorum. Özgürleşmeyi hissederken, derin düşüncelerden kopup, kendimizi suyun sakinliğine bırakalım. Artık sınırın çok ötesinde olduğumuza ve içimizde bir şeylerin değişebileceğine inanalım.

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarların diğer yazıları: