Syd Field ile “Sinemaya Gidiyoruz” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Gündem Özel: Karadeniz’de Rus-Amerikan Rekabeti ve Montrö   • Söz konusu açık oturum-15: Korona/ Eba / Andımız

Syd Field ile “Sinemaya Gidiyoruz”

Amerikalı senaryo yazarı, yapımcı, aktör ve eğitimci Syd Field’ın “Sinemaya Gidiyoruz” (Going to The Movies) adlı kitabı, Burcu Yasemin Şeyben’in özenli çevirisiyle Alfa Yayınları tarafından yayımlandı.

8 Ocak 2021
Kâmil Engin

 

Syd Field (1935-2013), Amerikan sinemasında Robert McKee, Joseph Camhbell, Christopher Vogler gibi önde gelen senaryo yazarı ve kuramcılarından biri. “Senaryo Yazımının Temelleri”, “Senaryo Yazarının El Kitabı” ve “Senaryoyu Satmak” gibi eserleri, dünyadaki sinema okullarında ders kitabı olarak okutulmaya devam ediyor.

Yazar, “Sinemaya Gidiyoruz” adıyla yayımlanan kitabında, çağdaş sinemaya kendi meslek hayatı ve tecrübeleri üzerinden kişisel bir yolculuk vaat ediyor.

Dönüm noktası: Jean Renoir ile tanışma

Çocukluğu Hollywood’un film stüdyolarında ve etrafında geçen Syd Field, 1960’lı yıllarda Berkeley’deki Kalifornia Üniversitesi’nde genç bir üniversite öğrencisi iken, bir tiyatro oyununu sahnelemek üzere burada bulunan tanınmış Fransız sinema yönetmeni Jean Renoir (1894-1979) ile karşılaşır. Bu tanışma, Renoir’in yönettiği oyunda rol alan ve bu sayede bir yıla yakın büyük yönetmenle çalışma imkânı bulan Syd Field için dönüm noktası olur.

Ünlü izlenimci ressam Pierre-Auguste Renoir’ın oğlu olan Jean Renoir’ın, babası gibi büyük görme yeteneğine sahip bir sanatçı olduğunu söyleyen yazar, kitabında sık sık sanatçının sözlerinden ve filmlerinden bahseder. Jean Renoir’a göre, “Sinema, dünyayı bilgiyle tamamen dönüştüren yeni bir matbaa türüdür. Sinematograf’ın mucitlerine bunun için “bir diğer Gutenberg” der.

Onun, “Gelecek sinemadır” öngörüsünün rüzgârına kapılan Field, ustası Renoir’in tavsiye mektubuyla, başladığı diş hekimliği eğitiminden vazgeçer ve Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Film Bölümünde yüksek lisans eğitimine başlar.

Syd Field’in sinema dünyasına katıldığı 1960’lar, Hollywood’un değişim yıllarıdır. Bu dönemde, Fransız Yeni Dalga akımı tüm dünya sinemasını etkilemekte, sinemada yeni sesler ve vizyonlar filizlenmektedir.

Eğitim sonrasında Hollyood’da çalışma hayatına başlayan yazar, film eleştirileri yapar, Hollywood hakkında televizyon belgeselleri hazırlar, belgesel filmler için hikâyeler yazar. Ardından, büyük bir film prodüksiyon şirketinde senaryo bölümünün yönetimini üstlenir. Bu görevi sırasında, okuduğu iki binden çok senaryonun inceleme ve değerlendirme çalışması sayesinde senaryo zanaatı hakkında bilgi ve deneyimlerini geliştirir.

Yıllar geçtikçe, yazarlık ve profesyonel çalışma hayatında edindiği birikimleri eğitim alanına taşıyan Syd Field, hayatının sonuna dek ABD’de ve Avrupa ülkelerinde pek çok sinema okulunda senaryo yazarlığı dersleri verir.

Klasik filmler ve analizleri

Syd Field, “Sinemaya Gidiyoruz” isimli kitapta, senaryo konusunda temel kavramlara değiniyor ve pek çok soruya kendi hayat öyküsü üzerinden yanıtlar veriyor. Okuyucu, yazarın kişisel serüveni aracılığıyla, senaryonun nasıl okunup değerlendirilebileceği, senaryonun öğelerinin neler olduğu ve senaryonun yapısı ile biçimine dair elle tutulur kavramların olup olmadığı konularında bilgi ve fikir ediniyor.

Yazar, kitabında “Çatışma”, “Dramatik yapı”, “Eylem”, “Karakter”, “Hikâye”, “Üç perdeli yapı” gibi sinema anlatımına özgü temel kavramları örneklerle açıklarken, “Dramatik dönüm noktası” ve “Paradigma” gibi yeni kavramlar da geliştiriyor. Bu kavramları açıklarken “Dolandırıcı-The Hustler”, “Çin Mahallesi-Chinatown”, “Akbabanın Üç Günü-Three Days of the Condor”, “Annie Hall” ve “Ucuz Roman-Pulp Fiction” filmlerini analiz ediyor. Bu analizlerle, bu filmlerin derinine inerek ipuçları arıyor ve filmleri bir arada tutan önemli olayları belirlemeye ve tanımlamaya çalışıyor. Böylece, dramatik yapının temellerini içeren bir biçim veya modelin nasıl geliştirilebileceğinin de bir örneğini açıklıyor.

Bir filmi olağanüstü yapan nedir? İyi bir filmi iyi yapan ve kötü bir filmi kötü yapan nedir?… gibi geçmişten günümüze dek sorulmaya devam eden soruları öne çıkararak, kendisine dokunan ve ilham veren “Harp Esirleri-La Grande Illusion”, “Oyunun Kuralı-La règle du jeu”, “Yurttaş Kane-Citizen Kane”, “Casablanca”, “Hayatımızın En Güzel Yılları-The Best Years of Our Lives”, “Raşomon”, “Çöl Aslanı-The Searchers”, “Kanlı Nehir-Red River”, “Yedinci Mühür-Det sjunde inseglet”, “Gece-La notte”, “Kahraman Binbaşı-Major Dundee”, “Vahşi Belde-The Wild Bunch”, “Annie Hall”, “Titanik” filmlerinin neden iyi film oldukları konusunda görüşlerini paylaşıyor, bu arada iyi filme giden yolun bir târifi olup olmadığını da sorguluyor.

Sinemada herkesin zevkleri farklı olmakla birlikte, bazen bir filmi neden beğenip neden beğenmediğimizi açıklayacak olan ipuçları ifade edilemiyor olabilir. İşte, kitapta verilen film örnekleri, bir senaryo ustasının bakışıyla okuyucunun beğenisini çeşitlendirip zenginleştiriyor. Adları geçen filmler, tanınmış ve çoğu kimsenin seyretmiş olabileceği yapımlardan seçilmiş. Bu örnekler, söz konusu filmler hakkında hem merak uyandırıyor, hem de okuyucunun sinema kültürünü zenginleştirmek bakımından önem taşıyor.

Üç yüz kırk sayfalık “Sinemaya Gidiyoruz” adlı kitap, akıcı ve rahat anlatımıyla, genel okuyucuların ama özellikle sinema meraklılarının ilgisini çekecek bir eser.

Kitaptan bir pasaj:

“Bana göre film doğrudan doğruya kalplere konuşan bir dil. Beğendiğim bir filmi gördüğümde yönetmenin görsel zekâsı, oyuncuların muazzam oyunculukları, fotoğrafların genel akışı, kurgunun şiirselliği  ve görsel efektlerin dâhiyaneliği konusunda sonsuza dek konuşabilirim. İşin köküne indiğimde her şeyi bir arada tutan tek bir şey vardır.

Ve bu da, öyküdür.

Fikirler, kavramlar, jargon, analitik yorumların aslında bir anlamı yoktur. Filmin doğrusal veya dairesel ilerlemesi veya parçalanmış, küçük parçalara ayrılmış olmasının pek bir farkı yoktur. Filmler tamamen öyküdür. Kim olursak olalım, nerede yaşarsak yaşayalım ve hangi kuşağa ait olursak olalım, öykü anlatmanın özel yönleri aynı kalıyor. Platon, duvardaki gölgelerden öyküler yarattığından beri bu şekilde olmuş. Resimlerle öykü anlatma sanatı zamanın, kültürlerin ve dilin ötesinde. İspanya’daki Elmina mağaralarına gidip duvar resimlerine bakın veya Venedik’teki Akademi Müzesi’ne gidin ve haçın on iki konumunu resmeden muhteşem panellere bakın, görsel öykü anlatımının en büyük dünyasına girersiniz.”(318-319)

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları