TEŞEKKÜR EDERİM CANIM OĞLUM – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Atatürk ve Ekonomi (476. Bilgi Şöleni)

TEŞEKKÜR EDERİM CANIM OĞLUM

Manisa’nın Sarıgöl İlçesi Ahmetağa Köyünün beklenmeyen konukları Tekeşlerin kapısını akşam ezanında çaldı. Konuklar daha eşikten adım atmadan haneden kopan feryatlar, verilecek salâdan önce 1990/1. Tertip Jandarma Komando Er Fevzi’nin şehadetini alt baştan üst başa bütün köye ilan ediverdi. Ramazan bayramı asker ocağında, kurban ata ocağında dediyse de bekleyemedi Tekeş. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumunun […]

8 Temmuz 2014
Hüseyin Özbek

Manisa’nın Sarıgöl İlçesi Ahmetağa Köyünün beklenmeyen konukları Tekeşlerin kapısını akşam ezanında çaldı. Konuklar daha eşikten adım atmadan haneden kopan feryatlar, verilecek salâdan önce 1990/1. Tertip Jandarma Komando Er Fevzi’nin şehadetini alt baştan üst başa bütün köye ilan ediverdi.

Ramazan bayramı asker ocağında, kurban ata ocağında dediyse de bekleyemedi Tekeş. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumunun hay huyundan pek duyan olmasa da bağbozumu imecesine gelmişçesine Sarıgöl yolundan Ahmetağa’ya sapıp hane kapısına dayanıverdi. Söz uçar yazı kalır misali Siirt’ in Eruh İlçesine bağlı Çırpılı Köyü kırsalında PKK mayının şehit ettiği Fevzi’nin kaydı da Sarıgöl Askerlik Şubesindeki künyesine günüyle, ayıyla bir tamam işlendi.

Uslular iki bayram arası düğün olmaz deseler de Fevzi’nin düğünü bağbozumu şenliği misali güze denk geldi.

Yıl boyunca verilen emeğin ödülünü güzün, bereket aylarında sahibine geri verir toprak ana. Toprakla uğraşanın bayramıdır güz hasadı. Her yıl tekrarlanan döngüyle insanoğlu ile toprağın aldım verdimi ömür boyu sürer gider.

Vade tamam olup, yiyeceği ekmeği içeceği suyu kalmayınca terki dünya eden insanoğluna son kez sinesini açar.

Korkut Ata, topraktan gelip toprağa giden âdemoğlunun değişmez kaderini ecel aldı yer gizledi sözüyle hikâye eder.

Tanrı’dan gelene boyun eğip kadere rıza gösterse de Korkut Ata’nın bile zamansız, sırasız diye feleğe kahredeceği bir iş oldu Fevzi’ninki.

Dünyaya ilk gelişi nasıl beklenmedikse gidişi de öyle oldu. Tanrı daha çok sevmiş olmalı ki size bu kadarı yeter deyip kendisine ayırdı Tekeş’i.

İlk göz ağrısı Ali’sinden sonra ikinci hamileliğinde karnında taşıdığıyla dağa taşa, tarlaya tapana koştu da koştu Rukiye Tekeş. Gün güne ulanıp karın büyüdükçe “Bu Ali’den daha oluşlu olacak” dediler. Güngörmüş ak saçlılar yüklü gelinin önüne ardına bir iyice bakıp ikincinin kız olacağını söylediler.

Gün tamam olup doğum çattığında ak saçlıların dediği çıktı.

Tekeşlerin hanesinin yeni konuğu kızdı. Ebe ilk nefesle ağlamaya başlayan Zeynep’in göbeğini keserken ikinciyi fark edince kolları yeniden sıvadı.

Dokuz ay 10 gün Zeynep’le yan yana ana karnında sessizce gün sayan Fevzi, beklenmeyen ikinci konuk olarak Tekeşlerin hanesine katılıverdi.

İkizlerin kulağına ilk ezan okunurken el açıp şükrettiler bir beklerken iki veren yüce Tanrıya.

Gelin çalışkansa haneye kut gelir, tembelse viran olur der atalar.

Duvağını atar atmaz ellerinin kınası solmadan her işe koştu, taşa salsalar geri durmadı Rukiye gelin. Tekeşlerin ocağını şenlendirdi.

Çapaya gitti, bağ yaprağı taşıdı, öte dağı beri aktardı. Rukiye gelin kuzularına helal sütten gayrisini emzirmedi. Bayram Tekeş haneye haram lokma getirmedi.

İkisi de alın teriyle geçinen toprak insanlarıydılar. Tencerede pişirip kapağında yediler, namerde muhtaç olmadan üç evladı da sıraya kattılar.

Gün güne yıl yıla ulandı. Bebeler birer çalımlı delikanlı, Zeynep alımlı genç kız oldu.

Yörük taifesinde töredir. Su küçüğün söz büyüğün denir. Uslunun yanında söze dalınmaz. Atanın, ağabeyin önüne geçilmez.

Ahmetağa’nın aksakallıları Kaçar Yörüklerinin bin yıllık serüvenini gençlere böyle nakleder uzun kış gecelerinde. Atadan, büyükten mektepsiz, kalemsiz derslerdir anlayan için.

Düze inip iskân olsalar da gönüldeki yaylacılık, göç duygusu her Yörük’ün derin bilinçaltında devam eder. Yüce dağlar, dumanlı yaylalar gel gel ettiğinde haneyi kapatıp göç katarı düzesi gelir.

Kız yükü tuz yükü der Yörükler. Kısmeti çıkınca Zeynep’ i yuvadan uçurup köy içine telli duvaklı gelin ettiler.

Tekeşlerin son kertmesi üçüncü kuzuyu da 7 ay önce askere uğurladılar.

Ali’nin yaşça küçüğü boyca büyüğü 91/1 tertip komandoyla sürekli haberleştiler. Her telefon görüşmesinin sonunda bir birlerini Allah’a emanet ettiler.

Gündüz hayalinden gece düşlerinden bir an bile çıkarmadığı son kertmesini çapada bağda bostanda, dağda taşta hep yanı başında hissetti anacığı. Nefes alışını, kalp atışını, misler gibi oğul kokusunu duyar gibi oldu her an.

Küçük Tekeş’i askere gideli beri Ali’sine, kocasına hep Fevzi diye seslenir oldu nedense.

Tekeş’i asker olalı eklense Sarıgöl’den Eruh’a yol olacak ana oğul telefonlarını orada bırakıp biz haberi son konuşmadan verelim.

Son telefon görüşmesinde operasyona gideceklerini söyleyen kuzusuna seslendi, Rukiye Ana; “Oğlum, komutanlarının laptopuyla ne olur yüzünü bir kez göreyim.”

Çelik yeleği, çelik miğferi, sırt çantası derken 50 kiloya yakın yüküyle göreve çıkan oğulcuğunun kendi nazarından bile sakındığı güzel yüzünü son kez görmek kısmet olmadı o gün.

Tekeş’inin encamı ana sezgisiyle malum olmalı ki; “Başını sipere sok. Dikkatli ol oğulcuğum “ diye yalvardı son göz ağrısına.

Tekeş, Ramazan bayramının ilk günü ana babayla, kardeşleriyle telefonla bayramlaştı, uzak ta olsa ellerinden öptü büyüklerinin. “ Kurban Bayramı’nda belki gelirim. Gelemezsem de hakkınızı helal edin “ diyerek bayramlaşmayla vedalaşmayı bir arada tamam eyledi.

Tekeş’in dediği çıktı.

Ne bu yılın ne sonrasının Kurban’larında hanenin kapısından girip; ana ben geldim diyemeyecek.

Tekeş’in bir başka aleme bir başka haneye sözü varmış meğer. Vatan sana canım feda tempolu tam teçhizatlı komando koşusundan an gelip uçarcasına oldu gidişi. Kurban’dan 1 ay evvel geldi Sarıgöl’e.

Rukiye Tekeş’e giden oğlun haberini verdiklerinde, üç gün önce güpegündüz gülerek önünden geçer gibi hayalini gördüğü kuzusunun veda ziyaretinde bulunduğunu anladı

Akhisar Askeri Havaalanı’ndan helallik alınmak için götürüldüğü baba ocağında binlerce kişi karşıladı Sarıgöl’ün sekizinci, Ahmetağa’nın birinci şehidini.

Rukiye Tekeş oğulcuğunun günlüğüne yazdığı şiirin okunmasını istedi. Sarıgöl Müftüsü Oğuz Metin okudu, tekmil cemaat gözyaşlarıyla dinledi Tekeş’ in destanını:

Bülbül konmuş pınar başına

Yazık değil mi bu genç yaşıma

Dağlarda bir iş gelirse başıma

Komando yazsınlar mezar taşıma            

 

Topraktan aldım cismimi

Asker koydular ismimi

Çelik mermi değse göğsümü

Tabutuma sarılıp ağlama anam

 

Asker olduk bileğimiz bükülmez

Kurşun yesem kanım dökülmez

Zalim Eruh’un kahrı çekilmez

Yollarıma bakıp da ağlama anam

Tekeş Ana

Şiiri ayakta selam vaziyetinde dinleyen anne üç kıta bittiğinde; “ Teşekkür ederim canım oğlum “ diye tabutuna sarıldığı kuzusuna seslendi: “ Şehit haberimi alırsan sakın ağlama anne demiştin. Senin sözünü tutuyorum erim “ dese de tutamadı gözyaşlarını.

Sağ kolunun, sağ bacağının, evininin direğinin ardından yas ağıtına devam etti. Kucakladığı tabutu bırakmadan haykırdı cemaate: “O alçaklar gidip Çanakkale destanını seyretsinler. Vatan nasıl savunulur görsünler. İdareciler koltuk kavgasını bıraksınlar. Bodrum’da, Çeşme’de tatil yapanlar size sesleniyorum. Siz orda eğlenirken benim oğlum tarlada çalışıyordu. Vatan sağ olsun. Onlar eşek olsunlar, biz de kabak olalım. Yine de bizi yiye yiye bitiremezler. Ben bu gün namaz abdesti almadım. Şehidimin yüzünü görmek için şehit abdesti aldım. Allah abdestimi bozdurmasın. Beni Çanakkale’ye götürüp assınlar. Oğlumun yanına benim de mezarımı açsınlar. Allah’tan başka kimseden korkum yok. Oğlum paşalar gibi şehit oldu. Allah’ım isyan ediyorum kusura bakma. Atatürk kalksın da baksın, vatan ne hallere geldi.”

Tabutun içindeki, annenin ninni gibi gelen acılı ağıtını her zamanki gibi doyumsuz bir hazla, içer gibi sessizce dinliyor, hiç bitmesin istiyordu.

Rukiye’nin aklına birden kuzucuğunun küçükken arada bir yaptığı oyun geldi. Bir an için Tekeş’in oyununda sandı kendini: Oğlum, sen hep bize şaka yapardın! “Şaka yaptım” de kalk oğlum” diye yalvardı musallaya uzatılıveren, dört tekbirlik namazını bekleyen kuzusuna.

Cemaate döndü yeniden: “Oğluma kırmızı battaniye almıştım. Meğerse onun tabutuna sarılacak bayrağı almışım.”

İçinden geçirdiğini sandığı düşüncelerin, dilinden öylece dökülüverdiğini Siteler camisinin duvarından misliyle dönen yankısından anladı: “Biz peynir ekmek yerken onlar geçinemiyor. Açılımla o köpekleri dağdan ovaya indirdiler. Tüketemezler bizi. “Ben referandumda oyumu “hayır “ diyecektim. Oğlumun cenazesi geldi. Oy kullanamadım ama kalben de “hayır” dedim.”

Bayram Tekeş, al bayrağa sarılı oğlun tabutunu okşadı usulca. Tekeş’inin fotoğrafını öpüp alnına koydu, havaya kaldırıp cemaate gösterdi; “İşte bu benim oğlum. Şimdi tabutun içinde. Sizin oğul uşağınıza, yurt yuvanıza zarar gelmesin diye kendini kurban veren oğul bu işte” dercesine gururla havada tuttu bir süre. Tekeş Baba

 

Zeynep ilk kez sitem etti ikizine; “Birlikte doğduk, beni bırakıp nereye gidiyorsun? Böyle mi eve gelecektin? ” diye seslendi musallaya uzanıvermiş karındaşına.

Sarıgöl Müftüsü, cenaze namazını kıldırdığı Tekeş’e helallik istedi cemaatten. Sarıgöllülerin “Kat kat, yerden göğe helal olsun!” nidaları semaya yükselirken, Siteler Camisinin kanatlı sakinleri ak güvercinler de hep birlikte gürültüyle havalanarak kendilerince helalleşmeye katıldılar.

Şehidin salından ilkin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Vural Erol yapıştı. Manisa Valisi Celalettin Güvenç, Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Şenol ve milletvekilleri, belediye başkanları bir süre cenazenin ardından yürüdüler.

Kadimden Yörük Türkmen âdetidir. Yoldan geçen bereket diler bağında bostanında, tarlasında tapanında ürün devşirene. Yazısız töredir. Sofraya buyur edilir, kuru ağız yollanmaz yedi kat yaban da olsa yolcu.

Tekeş’in kara haberiyle bütün ikramlar Sarıgöl’ün ağır misafirine adandı. üzüm kesme işi bırakılıp selam duruldu Ahmetağa’nın şehidine. Kortej geçinceye kadar dizildikleri yol kıyısından ayrılmadı hiç kimse. Tekeş’e el edip son mekanına uğurladıktan sonra döndüler bağa bostana.

O gün bir Allahın kulu, habbesini almadı ağzına. Bir günlüğüne tadını kaybetti Sarıgöl’ün altın sarısı üzümleri.

Şehidin salâsından kara toprağa verilişine kadar hane sahibinin de yedi kat yabancının da lokma geçmedi kursağından.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları