Turan’ı Yazan Adam, Turan Yazgan – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Vefatının 7. Yılında Prof. Dr. Turan Yazgan Anılıyor   • Halil Açıkgöz vefat etti

Turan’ı Yazan Adam, Turan Yazgan

Gülcan Havva Eraslan yazdı. “İsmi ile müsemmâ olan bir hazineyi tanımak ne kadar büyük bir hazineymiş…”İskender Öksüz’ün “ Boş zamanlarımda milliyetçilik yaparım!” diye tarif ettiği bizlerin, “Turan’ı yazan adam, Turan Yazgan”ın çalışmalarından ders çıkaracağı çok şey var.

29 Kasım 2019
Gülcan Havva Eraslan
Ben kendimi ve yönetimim altındaki vakfı, devletle karşı karşıya asla getirmedim Cumhurbaşkanım. Ülkede ve dünyada meydana gelen hiçbir olaya, kendi bakış açım ve kendi fikirlerim olsa da, asla siyasete ve partilerin işine bulaşmadım

İnsanlar dünyaya geldikleri andan itibaren bir isimlendirilmeye ihtiyaç duyarlar. Hayatımız boyunca hatta öldükten sonra taşıyacağımız bu isim, bize irademiz dışında verilir. Bazılarımız adıyla müsemmâ denilen bir yaşam süreriz, bazılarımız ise hiç sevmeyiz ismimizi. Hatalı telâffuz edenlere öfkelendiğimiz kadar bizi trajikomik hâllere düşüren anlardan da hicap duyarız. Buna benzer bir sürü detay verebiliriz ismimizden memnun olduğumuz ya da olmadığımız hâllerimize.

Adını ilk olarak 2009 yılında, “Turan’ı yazan adam, Turan Yazgan” cümlesi ile duymuştum… Ne kadar iddialı bir cümle demiştim kendi kendime. Daha 30’lu yaşlarıma merdiven dayamak üzereydim. Oysa o ânıma bugünden bakınca, ömrünün son demlerinde onun çalışmalarından haberdar olmam ne kadar büyük bir kayıpmış. İsmi ile müsemmâ olan bir hazineyi tanımak ne kadar büyük bir hazineymiş… Turan Yazgan resmî kayıtlara göre 20 Ocak 1938’de Eğirdir’de doğmuştur. Kendi ifadesi ile 1935-1936 yıllarında, Eğirdir’in köklü ailelerinden, Türkmen bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Eğirdir’de ilkokulu okurken, öğretmeni ondaki keskin zekâyı ve araştırmacı yönü keşfeder. Daha ilkokulda iken Ziya Gökalp, Yahya Kemal Beyatlı gibi isimlerin şiirlerini severek okur ve çevresine hikâyeler, tarihî kıssalar anlatır. Onun bu keskin zekâsı yolunu İstanbul Vefa Lisesi’nin ortaokuluna çıkarır. Oradan da yatılı ve burslu olarak Kastamonu Lisesi’ne…

Babasının vefatı nedeniyle çok istediği İstanbul Teknik Üniversitesi’nin sınavına giremediği için, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne kaydını yaptırmak zorunda kalır. Sonrası bir sürü akademik başarı ile dolu bir hayat hikâyesi. Bu hikâyede neler yok ki? Evinde üç küçük çocuğu ile mucitlik yapan aile babasından, bütün Türk Dünyası’nı bir araya getirmeye çalışan liderliğe kadar.

2009 yılında katıldığım bir söyleşisinde; ”Dünyada zulüm gören bütün Türklerin iki devleti vardır. Bir tâbi oldukları devlet birde darda kaldıklarında gelebilecekleri Türkiye. Onlar için anavatanları kadar bir abi, bir baba yerine koydukları atavatan, Türkiye de yurttur. Bizim Türkiye olarak ise zorda kaldığımızda gidebileceğimiz bir ikinci vatan yoktur. Sadece yanımızda bulacağımız kardeşlerimiz vardır.” sözlerini not almışım günceme. Yakın dostu, Tataristan’ın önemli yazarlarından ve devlet adamlarından olan Rinat Muhmediyev’in yazdığı, Göz Açtırmayan Boran Turan kitabında, onun Türkiye’ye dair bakışı yıllar sonra şu şekilde karşıma çıktı:
“Bu çok üzüldüğüm karmaşık bir mesele. Bana kalırsa, hatalıysam düzeltin, bugün siyasette başlıca dört akım var bizde. Birinci gruba göre, Avrupa Birliği şart. Onlara göre AB’ye girersek her şey güllük gülistanlık olacak. Hiçbir sorun kalmayacak. İkinci grup, yani Amerika taraftarlarına göre, ordumuz 1952’de NATO’ya dâhil olduğu andan itibaren onların ağzının içine bakıyor. Gazetelerimiz de televizyon kanallarımız da onların lobileri… Üçüncü grup yani dincilerimiz, Türkçe konuşsalar da, gönülleri ve gözleri Araplardan yana. En tuhafı da Türkiye’nin en zenginleri bunlar. Her yıl katlanarak artıyor sayıları. Ben dine karşı değilim Elhamdülillah Müslümanım ve Kur’anı-ı Kerim’i tercüme etmiş, muhtevasını çok iyi bilen biriyim. Ancak, Türkiye’nin her geçen gün Mustafa Kemal Atatürk’ten biraz daha uzaklaşması, Arap misyonunun İslâmiyet’in önüne geçmesi ve ülkemizdeki dincilerin bu ortamı hazırlaması açıkça korkutuyor beni, ister istemez endişeye kapılıyorum. Dördüncü grup ise milliyetçiler, yani Türkçüler. En dağınık olanları da bunlar maalesef. Çok şeyler söylense de yapılan bir şey yok âdeta. İşte bu şartlar altında çalışmaya ve yaşamaya çalışıyoruz maalesef.”

Kastamonu Lisesi’nden Turan’a Kurulan Köprü

Kastamonu Lisesi’nin duvarında asılı olan dünya haritasının karşısında, saatlerce dikilip haritaya bakarak hayâller kuran Turan Yazgan için, hayat yeni bir yol çizmeye başlamıştır. O harita karşısında kurulan hayâller için vakit harekete geçme vaktidir. Üniversitedeki hocalık dönemi boyunca tüm çalışmalarını bu minvalde şekillendirmiştir.

1980 yılında kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Türk kimliği, kültürü ve milliyetçilik açısından önemli görevler icra etmiş ve hâlâ da etmeye devam etmektedir. Sovyetler Birliği dağılmadan çok önce, Türk Dünyası gerçeğinin farkına vararak Türk toplulukları ile ilişkiye geçmesi ve bunu terim olarak Türkiye’nin gündemine sokması şüphesiz ki vakfın en önemli icraatlarından biridir. Türk Dünyasını 20. Ve 21. yüzyılda Türkiye, Türkiye’yi de Türk Dünyası, Turan Yazgan ile tanıdı desek abartmış olmayız.

Türk Dünyası müziklerinin derlenip tanıtılması, Türk Dünyası olarak adlandırılan coğrafyalardaki ressam, yazar ve sanatçılara ulaşılması onların Türkiye’ye getirilmesi, Türk halkına tanıtılması, Türk Dünyası Kurultayları düzenlenmesi, Türk Dünyası’na Türklük bilinci ve şiarıyla ulaşılması, bilim insanlarımızın o bölgelere yollanması, eğitim köprülerinin kurulması gibi sayısız onca çalışma ve her çalışmanın bir ilk olması. Lise yıllarında o harita başında kurulan hayâllerin bir bir hayata geçirilmesinin göstergesidir sadece.

Cengiz Aytmatov, Olcas Süleymanov, Muhtar Şahanov, Bahtiyar Vahapzade, Sabir Rüstemhanlı, Dilaver Cebeci, Rinat Muhammediyev, Gábor Vona gibi sayısız ismin yolu Turan Yazgan ile birlikte Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda kesişti.

Yakutistan (Saha), Hakasya, Başkurdistan, Tataristan, Kazakistan, gibi birçok yerden bihaber olduğumuz günlerde, Turan Yazgan gönül ve eğitim köprüsünü çoktan kurmuş, çeşitli Türk boylarına Türk kardeşleri olarak Türkiye’yi anlatıyordu.

İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik.” düsturunu icraatları ile hayata geçirmeyi başaran bir fikir insanı. Vakfın yayımladığı kitaplar, düzenli olarak çıkarılan Türk Dünyası Araştırmaları ve Türk Dünyası Tarih dergileri bugün de Türk topluluklarının millî ve kültürel hafızalarına Türk’çe duruş ve Türkçe ile hizmet etmektedir. Turan Yazgan’ın, Türk Dünyası’nın kapılarını âdeta açması, Türkiye Devleti’nin de dikkatini akraba Türklere çekmiş, bu alanda TİKA, TÜRKSOY, Türk Keneşi gibi kurumların kurulmasına da ilham kaynağı olmuştur.

Tabiî Turan Yazgan’ın kurduğu vakıf ile Türk birliğini sağlamak adına hızla yol alması, birtakım odakların hedefinde olmasını kaçınılmaz kılar. Daha önce hiç sorun yaşamadığı Tataristan ve Çuvaşistan’daki okullara Türkiye’den öğretmen yollayamaz hâle gelir. Bir takım diplomatik engellemeler peş peşe gelmeye başlar. Birçok kez gittiği Kazakistan’da havaalanında saatlerce bekletilip ülkeye sokulmadan Türkiye’ye geri yollanır. Bunun üzerine aynı zamanda geçmişte öğrencisi de olmuş olan dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşür. O görüşmeden paylaşılan ve 2016 yılında yaşadığımız darbe girişiminden sonra, bugün çok daha anlamlı hâle gelen konuşmanın bir kısmı şu şekildedir:
“(…)Ben kendimi ve yönetimim altındaki vakfı, devletle karşı karşıya asla getirmedim Cumhurbaşkanım. Ülkede ve dünyada meydana gelen hiçbir olaya, kendi bakış açım ve kendi fikirlerim olsa da, asla siyasete ve partilerin işine bulaşmadım.(T.Y)
Bulaşıp bulaşmamak sizin bileceğiniz iş elbette; Sayın Hocam. Ancak bizim partimizin(AKP) üyesi olsaydınız, biz çok mutlu olurduk tabiî. Sizin gibi sözüne itibar edilen fikir adamları partiyi alır götürür.(A.G)

Fırka ve partiler milleti bölüyor, karşı karşıya getiriyor, bu benim işim değil. Benim maksadım yalnızca Türkler ve Türk Dünyası’ndan bütün kardeşlerimizi eşit görerek, onların eğitimini, medeniyetini geliştirmek için elimden gelen yardımı yapmak. Kendimizi, birbirimizi tanımaya yardımcı olmak, tarihimizin propagandasını yapmak. Başka hiçbir şey, dolayısıyla devlet organlarında şüphe uyandıracak herhangi bir iş yapılmıyor Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda. Milliyetçilik?.. Kendine saygı duymak, kardeşlerine yardım eli uzatmak bir suç olarak adlandırılıyorsa, kabul ediyorum. Aksine bizim okullarımızda Ruslar, Ukraynalılar, Moldovyalılar ve pek çok başka milletten kişiler de okuyor. (T.Y.)”
Bu konuşmadan sonra da vakıf, bütün engellere rağmen çalışmalarına ara vermeden devam etmiştir. 2001 yılından beri, her yılın eğitim-öğretim dönemi boyunca, İ.Ü. Farabi Avrasya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Süleymaniye Kürsüsünde her cumartesi; Türkiye’de ve uluslararası alanda, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerini, Türklük bilimini gündeme getirmekte ve kamuoyu ile paylaşmaktadır.

Vakıf; özellikle üniversite gençliğinin ilmî noktada güvenle istifade edebildiği önemli bir sosyal alan olarak görülmektedir. Gelenekleşen Türk Dünyası Çocuk Şöleni, bugünden geleceğimize köprü kurmaktadır. 22 Kasım 2012’de Turan Yazgan’ın ölümünden sonra, her yıl, ölüm yıldönümünü takip eden hafta, Turan Yazgan’ı anma etkinliği düzenlenmekte ve bu etkinlikte Türk Dünyası’na hizmet eden isimler ödüllendirilmektedir.

Türk Dünyası kavramını hayatımıza sokan, bu uğurda tüm imkânları kendi çabası ile yaratıp bizim kardeşlerimizle kopan bağımızı yeniden sağlayan Turan Yazgan’a ve onun mirasını devam ettiren Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’na çok teşekkürler. İskender Öksüz’ün “ Boş zamanlarımda milliyetçilik yaparım!” diye tarif ettiği bizlerin, “Turan’ı yazan adam, Turan Yazgan”ın çalışmalarından ders çıkaracağı çok şey var.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları