Ekrandaki yansımamız: Kemal Sunal

O, sizin ekrandaki yansımanızdır, kaç yaşında iseniz, ne yaşadıysanız, nasıl hissettiyseniz, neler gördüyseniz âdeta sizin aynadaki yansımanızdır. İçimizdeki kötülük de, iyilik de zaman ve mekândan bağımsız, onu izlediğimiz an onda vücut bulur.


Bugün, günlerden 3 Temmuz… Adını duyan herkesin hangi ruh hâlinde olursa olsun, yüzünü istemsizce güldüren Kemal Sunal’ın, o istemsiz gülüşlerimizi yüzlerimizde dondurduğu kapkara bir gün… Ölümsüzlüğe yürüdüğü ebedî yolculuğunun üzerinden 21 yıl geçen 3 Temmuz…

10 Kasım 1944’te İstanbul Küçükpazar’da doğan Kemal Sunal doğum gününü hiç sevemez. Çünkü o gün, o her daim hayran olduğu, Türk’ün büyük önderi Atatürk’ün ölüm yıl dönümüdür. Zaten ‘Gurbetçi Şaban’ başka türlü hissedemez. Doğduğu günün talihsizliği karşısında, hayat, kendini affettirmek istercesine ona, koca bir ulusun kederini tek bir mimiğiyle bile alıp götürecek, yerini şen kahkahalara bıraktıracak yeteneği bahşetmiştir.

11 yılda liseyi bitiren, 35 yaşında askere giden, 51 yaşında üniversiteden mezun olan, 54 yaşında yüksek lisansını tamamlayan, hayatı kalıpların dışında yaşayan, hayallerini yarım bırakmayan, aslâ pes etmeyen evimizin ‘Süt Oğlan’ı. Hayat gailesi içerisinde en ufak bir olumsuzlukta karalar bağlayan biz zaman tüketicileri için, ibret alınması gereken bir yaşam…

Kamera yüzüne döndüğü an güldüren, güldürürken düşündüren, düşündürürken ruhumuzu dinlendiren, dinlendirirken de eğiten bir kahraman. Ama kamera kapandığı an, o güldüren kahramanın içinden, son derece ciddi, mütevâzı hattâ çatık kaşlı sayılabilecek bir aile babası çıkar. Ali ile Ezo’nun özlemle andığı, andıkça da özlediği ciddiyeti bile güldüren, pamuk kalpli, şeker dilli, ağzından bal damlayan, milyonların ‘Yakışıklı’sı bir baba.

Bazıları onun doğuştan bir güldürü ustası olduğunu, yüzünün insanları güldürmek için yaratıldığını söylüyor. Onu dar kalıplara sıkıştırmak onun yeteneğini ve zekâsını hafife almak olur. İnsan gülerken sadece duygularına teslim olur. Mutluluk hormonu, düşünmesini bir an için sekteye uğratır ve kişiyi sadece hipnotize eder. Oysa Kemal Sunal oyunculuğu, bizi hiçbir zaman o âna sıkıştırmaz. Onun verdiği mesaj, hissettirdiği duygu zaman gibi sonsuzdur. Zaman da o hangi karaktere hayat verirse versin yolunu hep iyiliğe, dürüstlüğe ve sevgiye çıkarır. Onun içindir herhangi bir filmini elli kez de izleseniz hiç sıkılmamanız. Çünkü o, sizin ekrandaki yansımanızdır, kaç yaşında iseniz, ne yaşadıysanız, nasıl hissettiyseniz, neler gördüyseniz âdeta sizin aynadaki yansımanızdır. İçimizdeki kötülük de, iyilik de zaman ve mekândan bağımsız, onu izlediğimiz an onda vücut bulur.

Ruhumuzdaki en ilkel duyguya da, en medeni yöne de dokunur. Onun bizi, kendimizle yüzleştirmesinden daima iyiliği hisseder, empati ve hoşgörü kötülüğe ve hırslarımıza galip gelir. Nasıl mı? Kabadayılara kalkan elinin bir kez bile senaryo icabı da olsa kadına fizikî ve cinsel şiddet içerikli kalktığını göremezsiniz. Onun şiddet anlayışı, çocukken yediğimiz anne terliği gibi daha en başından can yakmamak, kalp kırmamak üzeredir. Onun silahından çıkan kurşun, insan öldürürken bile tek damla kan dökmez. Ölüm, onun filmlerinde acıdan ve dramdan âzâdedir. Cinayet işlemenin, vurmanın, kırmanın, dövmenin hiçbir çeşidini insanlara öğretmez. Şiddeti kanıksamaz, kanıksatmaz.

Güllüşah’ta ana babalığın emek olduğunu, insanın üremesinin değil, emek vermesinin önemini kavrarsınız. Boşuna değildi nenelerimizin torunlarını severken insan emeğini seviyor demesi.

Sahte Kabadayı veya Kapıcılar Kralı’nı izlediğinizde açgözlü ve hırslı olmaya özenmez, para hırsıyla karınıza çocuklarınıza kötü davranmazsınız. Aklınızda kalan çok para kazanma hırsına rağmen, yeri geldiğinde evladı için dünyayı karşısına alan bir baba ya da yaşlı ve savunmasız biri için gerektiğinde canını siper etmekten çekinmeyen bir yiğittir.

Saf, iyi niyetli ama kendine göre kurnaz, hem kızdığımız hem sevdiğimiz Hababam Sınıfı’nın İnek Şaban’ı, Üçkâğıtçı’nın Rıfkı’sı, Meraklı Köfteci’nin Zühtü’sü gibi insanlar hiç yok mu etrafınızda? İnsanlarla empati kurmayı, insanı olduğu gibi kabul etmeyi bir nesil bu filmlerden öğrenmedik mi?

Toplumun her kesimindeki insana hayatı, köyündeki tezeğinden şehrin beton bloklarına kadar sevdirebilen, olsa olsa ya kahramandır ya da ‘Japon İşi’. Bugün Z kuşağının yapay zekâlı Sofia’sı varsa, dinozor sayılan bizim de 1987’den beri, mavi gözlü, güler yüzlü Japon İşi kanlı canlı robot Başak’ımız var.

Salının sallandığı, çarşambanın çarşafa dolandığı, perşembede perişanlık yaşadığımız günler sahiden Salako’da mı kaldı?  Eşkıya Hamidolar bugün mağara yerine lüks villalarından, plazalarından  iliğimizi kemiğimizi sömürmüyor mu gerçekten?

Deli Deli Küpeli’nin  Deli Kaymakamının devlet adamlığını, Deli Hâkiminin adaletini öğlen güneşinde elimizde fenerle aramayanımız var mı? Çöpçüler Kralı’ndaki Zabıta Şakirler bugün de kraldan çok kralcı değil mi?

Başlık Parası ödemek için sürüm sürüm süründüğü Davaro ve Şark Bülbülü ile güldürürken ne çok düşündürdü bizi. Oysa bugün bile hâlâ kadınlara “fiyat” belirleyen, kadını bir mal gibi satan insan müsveddeleri yüzümüzü hiç güldürmüyor.

2020 yılında kan davasını durdurmak için devlet, tarikatlar ve medrese (!) yöneticileriyle protokol imzalayıp âdeta yetkisini paylaştı. Sahi Şabaniye’den beri bir arpa boyu yol alamadı mı bazılarımız hâlâ?

Ağzını açana ağam, kapayana paşam düzeninde, uçuyoruz, kıskanılıyoruz nidaları arasında ‘Kibar Feyzo’dan bir farkımız kaldı mı? Ağam kim, paşam kim derken ‘marabalık’ lâyık görüldü yarınımıza.

Şu kısacık satırlarda bile, bize bizi en iyi yine Kemal Sunal anlatıyor. Ama sadece sosyal ilişkilerimizi ve toplum dokumuzu anlatmıyor. Bir de konuştuğumuz dilin bütün incelikleri var onun filmlerinde. Bugün unutulmaya yüz tutan birçok sözcük, Türkçenin ñ, q, ə gibi karakteristik sesleri, ses değişimleri, ağızlar, şiveler, türkü, masal vb. sözlü edebiyat ürünlerinin incelikleri olan eşsiz bir mirası da tarihe not düşüyor.

O, kelimelerden çok gülümsemesiyle, bakışıyla, duruşuyla, rolüne verdiği ruhla bize sevmeyi öğreten adam. Bize gerçekten gülmeyi öğreten adam. Hırslarımız, egolarımız ve tüm bencilliklerimiz içinde bile, insanı insan yapan erdemi hatırlamayı bize öğreten adam. Bugün onun sonsuz yolculuğa çıktığı, Temmuz sıcağının kavurduğu kapkara bir gün…

Kulağımda “evet, hıhı” diyen, insanın içini sımsıcak ısıtan gülüşünün sesi.

Ruhun şad olsun İnek Şaban

Kemal Sunal için hazırladığımız videomuzu da aşağıdaki bağlantıyı kullanarak izleyebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Yazar

Gülcan Havva Eraslan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.