Türkçe Nasıl Bir Dildir?

Biraz Arapça veya Osmanlıca bilenler böyle eklerin Arapçada kelimelerden önce geldiğini bilirler. Hâlâ dilimizde kullanılan bir örnek vereyim: fî sebîlillah yani “Allah yolunda”. Türkçedeki +da ekinin anlamını veren Arapça fî’nin kelimeden önce geldiğini görüyorsunuz. Arap gramerleri böyle öne gelen eklere “harf-i cer” diyor.


Çok tekrarlanan bir bilgidir: Türkçe eklemeli bir dildir. Doğru ama eksik. Çince, Tibetçe gibi tek heceli diller hariç hemen hemen bütün dillerde ek vardır. Türkçenin özelliği sondan eklemeli olmasıdır.

Bunun anlamı şudur: Türkçe soldan sağa doğru ilerleyen bir dildir. En solda kelimelerin kökleri vardır: gibi, ba- gibi. Kelimenin kökü fiil olursa dilcilikte sonuna bir çizgi konur. Yani verdiğim örnekteki ba- bir fiildir. Bu fiil kökünü bugün kullanmıyoruz. 11. yüzyıl Türkçesinde ba- fiili vardı, anlamı da “bağlamak” idi. Yusuf Has Hâcib, eserinin peygamberi öven bölümünde şöyle diyor:

                Köŋül badım emdi anıŋ yolıŋa / Sevip sözi tuttum bütüp kavlıŋa

Beyitteki badım kelimesi “bağladım” demektir. Beytin anlamı şöyle: “Gönül bağladım şimdi onun yoluna / Sevip sözünü tuttum, inandım kavline.”

Görüldüğü üzere Osmanlı Türklerinden önce de dilimize Arapçadan kavil gibi sözler girmiştir. Kelimelerdeki  n harfinin kuyruğu onların genizden söylendiğini gösterir.

Tekrar sondan eklemelilik konusuna dönebiliriz. Demek ki ba- köküne geçmiş zaman eki –, onun üzerine de birinci şahıs eki –m gelmiş. Bugünden tek farkı ba- kökünü unutmuş olmamız. Aslında ba-‘nın sonuna –g eklenerek bag yani bağ kelimesi oluşturulmuş. Ona da +la- eklenerek bağla– fiili. Yani ba-‘nın sonuna iki ek ilave edilmiş ve bugünkü “bağlamak” elde edilmiş. Görüldüğü gibi kelimeler soldan sağa doğru genişliyor.

Bir de köküne bakalım. Onun sonunda çizgi yok. Demek ki bir isim kökü. Bildiğimiz iç. Eğer bu kelimenin sonuna +eri eklersek içeri olur. Onun da sonuna +le-‘yi ekleyebiliriz; böylece içerile- fiilini elde ederiz. Son türevi, i sesini düşürüp içerlemek şeklide söylüyoruz.

Sadece yeni kelimeler yapmak için değil, kelimeler arasında bağlantı kurmak için de ekler kullanırız ve onları da kelimelerin sonlarına getiririz: Sokakta hızla yürüyorum.

Örnek, sokaklarda yürümeyi de özlediğimizi gösteriyor değil mi? Sokak sözünün sonundaki +ta eki de hız sözünün sonundaki +la eki de sokak ve hız kelimelerini yürümek fiiline bağlıyor. Nerede yürüyorum? Sokakta. Nasıl yürüyorum? Hızla.

Biraz Arapça veya Osmanlıca bilenler böyle eklerin Arapçada kelimelerden önce geldiğini bilirler. Hâlâ dilimizde kullanılan bir örnek vereyim: fî sebîlillah yani “Allah yolunda”. Türkçedeki +da ekinin anlamını veren Arapça ’nin kelimeden önce geldiğini görüyorsunuz. Arap gramerleri böyle öne gelen eklere “harf-i cer” diyor.

İngilizcede de öyle değil mi? “Preposition” denilen at, to, on, from gibi yapılar kelimelerden önce gelmiyor mu?

Sami diller, Hint-Avrupa dilleri ve daha pek çok dilde sağdan sola doğru gidiş var. Türkçe ise soldan sağa, yani ileriye doğru koşuyor. Cümlenin bütün unsurları, sonda bulunan yükleme doğru koşuyor. Bozkırda hedefe doğru giden atlılar gibi. Daima ileriye, hep ileriye. Yalnız bir istisna var: Şahıs ekleri. Bunların bağlantıları geriye doğrudur. Yürüyorum derken birinci şahıs eki olan –m, geriye doğru bağlantı kuruyor. Gizli de olsa açık da olsa “yürüyorum”dan önce bir ben vardır. İşte –m eki, gerideki bu ben ile bağlantı kuruyor.

Atlılar benzetmesine göre bunu şöyle açıklıyorum. Bütün atlılar ileriye doğru koşuyor. Ancak başta bulunan birlik komutanı ara sıra geriye dönüp birliği kontrol ediyor. Şahıs eklerinin yaptığı iş de bu. Geriye dönüp gerekli kontrolü sağlıyor.

Türkçenin daha birçok farklı özelliği var. Bir başka yazıda da onlardan söz ederiz.

Bir bayramı da böyle geçirdik. Bütün okurlarımıza Türkçe ile nice güzel bayramlar diliyorum.

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.