Ey Mansur Yavaş, şimdi değilse ne zaman?

Ne Türk milliyetçilerinin ne de her kesimden Türkiye’nin 5 sene daha kaybetmeye tahammülü kaldı.


Takriben 100 sene önce millî mücadelenin silahlı kısmı bitti. Artık barış görüşmelerine geçildi. Savaş verdiğimiz düşman devletler bu safhada da Türk milletinin varını yoğunu ortaya koyup savaş meydanında elde ettiği başarının tesirini azaltmak maksadındaydı. Bunun için barış görüşmelerinin yapılacağı Lozan’a hem İstanbul Hükûmeti’nden hem de Ankara Hükûmeti’nden temsilciler davet edildi.

Senelerdir canı pahasına Türk milletinin varlığı için mücadele etmiş insanların Lozan’da irade zayıflığı göstermeye niyeti yoktu. Ayrıca Osmanoğulları artık tarihî misyonunu da tamamlamıştı.

Kurucu meclis Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde çok uç bir tedbire müracaat ederek saltanatı kaldırma kararı aldı.

Bu karar kolay alınmadı. Bulunduğumuz zamandan o tarihlere baktığımızda saltanata bağlılık bizim için psikolojik ve sosyolojik pek bir ehemmiyet arz etmeyebilir. Ancak o dönemde yüzlerce yılın alışkanlığını terk etmek gerçekten ciddi bir hamleydi.

Birden fazla insan varsa farklı fikirler ve iradeler de olacaktır. Bu, hayatın doğal hâlidir. İlaveten bu insanların ve iradelerinin çatışması dahi hayatın aynı olağan hâlidir.

Saltanatın kaldırılması hususunda müzakereler devam ederken Mustafa Kemal Atatürk’ün muhalif seslere karşı sert beyanı iradelerin çatışması ve hakimiyetin paylaşılamamasına gayet çarpıcı bir örnek teşkil eder.

Nutuk’tan saltanatın kaldırılması hususunda 1 Kasım 1922’de Atamızın ne dediğini hatırlayalım.

…Müşterek encümene anlattığım hakikat: üç encümen bir odada toplandı. Riyasetine Hoca Müfit Efendi’yi seçti. Meseleyi müzakere etmeye başladılar. Şer’iye Encümeni’ne mensup hoca efendiler, hilafetin saltanattan ayrılamayacağını, bilinen safsatalara dayandırarak iddia ettiler. Bu iddiaları çürütüp kırmak hususunda serbest söz söyleyenler ortaya çıkar görünmediler. Biz çok kalabalık olan aynı odanın bir köşesinde münakaşayı dinliyorduk. Bu tarzda, müzakerenin istenilen neticeye kavuşmasını beklemek beyhude idi. Bunu anladık. Nihayet, müşterek encümen reisinden söz aldım. Önümdeki sıranın üstüne çıktım. Yüksek sesle şu beyanatta bulundum: “Efendiler” dedim, “hakimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hakimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuşlardı ve bu tasallutlarını altı asırdan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını, isyan ederek, kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Söz konusu olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat, ihtimal bazı kafalar kesilecektir…

Bu kısa beyanat hakimiyetin paylaşılamaz olduğu gerçeğini çarpıcı biçimde ifade eder.

İnsanoğlunun iradesi her daim farklılaşır. Yeryüzündeki hiçbir iktidar halkının sadece karnını doyurmak, sırtını giydirmek için çalışmaz. İstisnasız her partinin, topluluğun kendisini iktidara taşıyan seçmenine siyasi, ideolojik vaatlerini de yerine getirmek için yaptığı işler mevcuttur. Bu dahi gayet olağan bir durumdur. Aksini iddia edenler; içten pazarlıklılar, rakibini bu bahaneyle yenmeye çalışan kurnazlık ya da bîidrak saflardır.

Bu yazının yazıldığı tarihte Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını üstü kapalı ilân ederek potansiyel rakipleri Ekrem İmamoğlu’na ve Mansur Yavaş’a kendisi ile birlikte olup olmadıklarını sordu. Her ikisi de Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında olduklarını beyan ettiler.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hamlesi muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylığı hususunda oluşan irade boşluğunu ve tereddüdünü fırsat bilmek.

İlke temelinde hiçbir itirazımız olmaz. Zira yukarıda dediğimiz üzere hakimiyet hiç kimse tarafından zapt edilip bir başkasına hediye edilmez. Kemal Kılıçdaroğlu da hayatın olağan akışına göre hareket ediyor. İktidar olmak istemesi, cumhurbaşkanı olmak istemesi ilke olarak gayet tabiî.

Hâkimiyeti, gücünüz varsa mücadele eder alırsınız ya da bir başkasına kaptırırsınız.

Türk milliyetçileri en son bundan 100 sene önce iktidarı ele geçirdiler. O tarihten bu yana hiçbir vakit iktidar olamadılar.

Devletin her kademesinde en üst düzeyde her kesimden kadrolaşma yaşanıyor. Ancak Türk milliyetçilerinin bu kadrolaşmada pay sahibi olmasına diğer güç odaklarınca müsaade edilmiyor. Bakmayınız üç beş istisnaya, kaideyi bozamazlar.

Liyakate ve hakkaniyete bakılmaksızın ideolojik körlükle kadrolaşmanın ülkeyi nasıl bir yıkıma getirdiğinin herkes farkına vardı. Ancak yukarıda da bahsettiğim üzere partiler ve gruplar halkın sadece karnını doyurmak için iktidar olmazlar. Bunun aksini iddia edenler yukarıya göz atarak hangi sınıflandırmaya girdiklerini öğrenebilirler. Önemli olan ideolojik tavır sergilememek değil. İktidarın vazifesi, hangi ideolojiden olursa olsun, hukuk çerçevesinde (kanun çerçevesinde değil), ifade özgürlüğüne saygılı, hür iradesiyle tercihlerini yapabilen, ideolojisi gereği kimseye zorbalık yapmayan tam tersi iş birliğine yönelik hareket edebilen ve her bakımdan kendini gerçekleştirebilen fertlerin oluşturduğu müreffeh bir toplumun tesisidir.

Bunu yapabilecek kadrolar görünen itibariyle Türk milliyetçisi kadrolardır.

Türk milliyetçilerinin iktidara gelmesi Mansur Yavaş sayesinde olacağa benziyor. Zira her kesimden insanın teveccühünü toplayabilen ve bunu oya tahvil edebilen başka bir Türk milliyetçisi aday henüz yok.

AKP’nin 20 yıllık iktidarı neticesinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük sarsıntılarını geçirdi. Kuzeyimizde iki devlet birbirine girdi. Batımızda Yunan ile savaş ihtimali peyda oldu. Ülkemiz yabancı kaçak ve sığınmacı cennetine döndü. FETÖ ve diğer tarikatların devlet kadrolarında yuvalanma faaliyeti devam ediyor. AKP’nin Babacan gibi bakanları sayesinde Türkiye’de orta sınıf eridi. Vatanı muhafaza ve müdafaa eden orta sınıftır. Alt sınıf eğitimsiz, ekonomik bakımdan muhtaç, kolay manipüle edilebilir insanlardan oluşur. Üst sınıf ise bencil ve korkaktır.

Rusya’da seferberlik kararı alındıktan sonra Rus havalimanlarının yurtdışına çıkış faaliyetleri herkesin malumu. Manipüle edilemeyen, ekonomik olarak muhtaç olmayan kaçamayacak ancak kalıp mücadele edebilecek kesim orta sınıftır.

Mansur Bey, size belediye başkanlığından sonra tatlı bir emeklilik görünmüyor. Sizden beklediğimiz sihirli bir değnekle ülkeye dokunup bütün meselelerimiz bir gece hâlletmeniz de değil.

İstediğimiz şey, “Denedik ve bu kadar yapabildik!” diyebilmek.

Ne Türk milliyetçilerinin ne de her kesimden Türkiye’nin 5 sene daha kaybetmeye tahammülü kaldı.

Şimdi değilse ne zaman Mansur Bey? Yoksa, yine biz haddimizi biliriz mi diyeceğiz?

Yazar

A. Selim Babaoğlu

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar