Türkçe

Dil sadece bir kültür taşıyıcısı değildir. Bizatihi kültürün kendisidir. Hâl böyleyken Türk’ün dili Türkçeye kem gözle bakanların millî kültürümüze apaçık düşmanlık beslediği ortadadır.


Paylaşın:

Sunay Akın bir yazısında şöyle der:

“İslam dünyası, mabede girerken temiz kalpliliğin, arınmışlığın ve bağlılığın ifadesi olarak ayakkabılarını çıkarmayı sürdüren kültürlerdendir. Ne var ki Türkiye’de bir camiden içeri girerken kapıda bırakılan sadece ayakkabı değildir. Tıpkı ayakkabı gibi, Türk milleti anadilini de mabetlerinin dışında bırakır!.. Ve camide, Tanrı’ya olan bağlılığını, temiz kalpliliğini, sevgisini anlamadığı bir dille ifade etmek zorunda kalır.”

Bu alıntıyı Türkçe ibadet tartışması açmak için yapmadım.

Amacım, beğendiğim bir dil işçisinin Türkçe ile ilgili hassasiyetini aktarmaktı sizlere.

Tabiî ki bu hassasiyet için illa yazar olmak da gerekmiyor.

İçine doğduğu Türk milletini layıkıyla özümsemiş her birey, şüphesiz bu duyarlığı gösterecektir.

Girizgâhtan nereye geleceğimi tahmin etmişsinizdir.

İktidardaki AK Parti grup başkan vekili kısa bir süre önce şunları söyledi:

“Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate yani dile dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi Mao’nun Çin’de yaptığı kültürel devrimdir ve o da dile dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hâsılı bütün düşünmemizi yok etmiştir.”

Söz konusu açıklamayı dinlerken zincirleme olarak şunlar geçti zihnimden:

Parti grup başkanvekili, parti grup başkanına vekâlet eder.

Parti grup başkanı da -mevcut sistemin imkân vermesiyle- hâlihazırda cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı da anayasadaki hükme göre Türk milletinin birliğini temsil eder.

Peki, yapılan açıklama düpedüz Türk milletinin diline, kültürüne ve kurucu ilkeleriyle anayasasına aykırı olduğuna göre, bu durumu nasıl yorumlamak gerekir?

Bunu size bırakayım ama kabul edersiniz ki duruma her neresinden bakarsak bakalım yapacağımız yorum pek de iç açıcı olmayacaktır.

Dil ve kültür

Dil sadece bir kültür taşıyıcısı değildir.

Bizatihi kültürün kendisidir.

Hâl böyleyken Türk’ün dili Türkçeye kem gözle bakanların millî kültürümüze apaçık düşmanlık beslediği ortadadır.

Öncelikle bunun farkına varmalıyız.

Aksi takdirde Türk’e, Türkçeye ve de Türklüğe böyle bakanların millî kimliğimizi durmadan hırpalamasına şaşırmamalıyız.

Öte yandan, çuvaldızı başkasına batırırken iğneyi de kendimize batırmak lazım.

Dilimiz kimliğimiz, Türkçemiz de ses bayrağımız.

T.C. vatandaşı olan herkeste bir nüfus cüzdanı var fakat ne kadarımız kimlik kartımıza sahip çıktığımız gibi dilimize de sahip çıkıyoruz?

Her bir ailenin evinde bezden yapılmış bayrak bulunur peki kaçımız ses bayrağımızı da dalgalandırıyoruz?

Bu sorulara acı da olsa doğru cevapları vermeden yol almamız mümkün gözükmemekte.

100’e 1 kala

Cumhuriyet gemisi mâlumunuz yüzüncü yaşına adım atıyor.

Bu tarihî olarak muhteşem bir şey.

Fakat ortada büyük bir sorun var.

O da şu:

Dümende bulunanların ya da dümene geçmeye çalışanların yüzüncü yıl ve daha sonrasına dair tahayyülleri birbirine taban tabana zıt.

Elbette siyasî partilerin, asgarî şartları dikkate almak kaydıyla programlarında farklılıklar olması doğaldır.

Zaten çok partili rejim bunu gerektirir.

Fakat içinde bulunduğumuz atmosfer buna ne kadar uygun?

Üç aşağı beş yukarı benzer olması gereken rotaların ve sonunda ulaşılacak ana hedeflerin bariz bir şekilde farklı olması hayra alamet midir?

Zannımca hiç de değildir.

Zaten bu yüzdendir ki içinde bulunduğumuz gemi habire su alıyor.

Bana kalırsa önümüzde duran üç seçenek var:

-Filikalara atlayıp gemiyi terk etmek.

-Hiçbir şey yapmayıp geminin kendimizle birlikte batışını seyretmek.

-Birlik olup gemiye zarar verenleri dümenden uzaklaştırdıktan sonra gemiyi su üstünde tutmak.

Seçenekler arasında akıbetimiz için en hayırlısı kuşkusuz sonuncusu.

Fakat aynı zamanda en zorlusu.

Türk milletinin bundan yüzyıl kadar önce içteki ve dıştaki düşmanlara karşı verdiği mücadeleyi hatırlayınca umutlu olmamak elde değil.

İş, sadece bir Bandırma Vapuru’na bakar.

Dileyelim de Cumhuriyet gemisi buzdağına çarpmadan vapur harekete geçmiş olsun.

Yoksa hakikaten hepimize geçmiş olsun!

Yazar

Şerif Tahsin

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar