Türkiye, Suriye (Esat) ile derhal görüşmeli mi?

Taktik oyunlar halen devam ediyor ve Türkiye dahil doğrudan ilgili ülkeler stratejik kararlar aşamasına henüz varamadılar.


 

İfadelerimizden konuya iktidarın bakış açısıyla baktığımız sanılmasın. İktidarın Suriye konusundaki politikası ve bugünkü duruma gelmemizdeki hataları, yanlışları, öngörüsüzlükleri, “ensar-muhacir” söylemine sığınması ve dinî duyguları istismar çabaları, “zorda, darda kalana kucak ve ocak açma” edebiyatı bir seri yazı konusu olur. İktidar Türkiye’nin, Türk milletinin başına öyle bir ‘bela’ sardı ki, yıllarca nasıl kurtulacağımızı düşünürüz. İç savaşın sürdüğü bir komşu ülkenin ülkemize kaçınılmaz yansıması da unutulmamalı tabii ki. Şimdilik bunlar konumuz dışında.

Suriye’ye 2009 ve 2010 yıllarında resmî heyet üyesi olarak gittim. O zamanki Tarım Bakanları tarafından imzalanan tarım, hayvan sağlığı ve bitki koruma anlaşma metinlerini hazırlayıp imza  töreninde bulundum. O zamanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Beşar Esat’ın Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konferansı hazırlıklarına ve 23 Aralık 2009 tarihinde Şam’da yapılan konferansa katıldım. Dışişleri Bakanları Ahmet Davutoğlu ile Velid Muallem’in heyet başkanlıklarını yaptığı Bakanlar Konferansına iştirak ettim. Türkiye – Suriye arası açıldıktan sonra Tarım Bakanı Adel Safar Başbakan da oldu.

Bunları ifadeden maksadımız, Suriye ile ilgili bir okumamızın olduğunu ihsas etmektir. Çünkü bir ülkeye resmî bir ziyaretten önce o ülkenin her yönüyle ilgili ayrıntılı dosyalar hazırlanır ve bu bilgiler ilgili makamlara sunulur, heyet üyeleri de bilgilendirilir. Konuşma metinleri, hatta basın açıklamaları hazırlanır. Açık kaynaklar dışında devletin ilgili birim ve kurumlarından da bilgiler alınır.

Daha önceleri televizyon haberlerinde ve özel programlarda çokça izlemiştim. Tavır, hareket ve beden dili önceden gördüğüm görüntülerle örtüşüyordu. Utangaç, sıkılgan ve mahcup tavırlı bir görüntü veriyordu. Sarayında verdiği yemekte tüm Türk delegasyonunun elini sıktı. El sıkarken de kadın eli sıkıyor gibi nazik, kibar bir hali vardı. Mimikleri de bu izlem ve gözlemimi doğrular durumdaydı.

Beşar Esat’ın liderliği

Hafız Esat ve ailesi.

 

Babası Hafız Esat’ın, kendi yerine bir trafik kazasında ölen oğlunu düşündüğü ve yetiştirdiği defalarca basında yer almıştı. Baba Esat ölünce göz doktoru olan oğul Beşar Esat Cumhurbaşkanı oldu.

Bunun başlıca sebepleri, Suriye’de Nusayrilerin ve muhaberatın (Suriye İstihbaratı) iktidarını sürdürme, başka adaylar ve arayışlarla Suriye’yi bir iç mücadeleye sürüklememe idi. Ayrıca, her dikta rejiminde olduğu gibi aynı aileden birisi toplumda alışılmış ve gelenekselleşmiş bir kabuldü. Demokrasi kültürü ve tecrübesi olmayan ülkelerde çokça örneği olan bir siyasî süreç işlemişti. Beşar Esat sadece kendi liderlik özellikleri sebebiyle başkan olmadı. Ülkede karışıklık ve iktidar kavgası, güç mücadelesi olmasın diye üzerinde uzlaştılar. Esat’ın LİDER olması daha sonra oldu. Suriye’de 2012 yılında bilinen iç çatışmalar başlayınca ve durum kötüye gittikçe Nusayriler ve muhaberat Esat’ın etrafında daha sıkı bir birlik oluşturdular.

Birçok ülkenin Esat’a “Suriye’den ayrıl. Nereyi isterseniz gidin. Size sığınma hakkı, hayat, güvenlik garantisi verilsin” önerilerine, “Ben burada doğdum, burada öleceğim. Suriye benim vatanım. Gidecek başka yerim de yok!” dedikten sonra muhaberat ve Alevi Nusayri halkın gözünde LİDER oldu. Bundan sonra da İran ve Rusya, Esat’ı daha önemsedi, ciddiye aldı. Kısaca, Esat’ı şartlar lider yaptı ama liderliği Rusya ve İran dahil diğer başlıca dış güçlerin açtığı alanla sınırlı.

Rusya ve İran’ın desteği

Gerçi İran ve Rusya’nın Esat’ı destekleme temelleri çok farklı. İran, Esat’ı hem ideolojik ve mezhebî hem de Akdeniz’e açılma ve Lübnan Hizbullahı ile entegrasyon ve İsrail’i çevreleme bakımından destekledi. İran ile Suriye’nin ilişkileri de iyiydi.

Rusya ise daha ziyade siyasî ve askerî stratejik sebeplerle destekledi. Rusya zaten Suriye’de vardı. Esat’ı zor durumda destekleyerek oradaki üslerini hem güçlendirdi hem süresiz kalma imkânı elde etti. Rusya tarihinde hiç olmadığı kadar bir güç ve varlıkla Akdeniz’e yerleşti. Bu konumuyla da tüm Ortadoğu ve Akdeniz’de ABD ile başat güç oldu. Ortadoğu’daki başlıca oyuncu oldu. Hatta, sahada ABD’den daha istikrarlı bir güç ve belirleyici durumda.

Birkaç yıldır Türkiye’de “Türkiye, Suriye ve Esat’la derhal, hemen görüşmeli” değerlendirmesini duydukça hayret ediyorum. Bunu söyleyenlerin Suriye ve Esat’la ilgili ve bağlantılı durumu okuyamadıklarını düşünüyorum.

Esat kendi ülkesinin geleceğinde bile karar verici durumda değildir. Böyle bir askerî, siyasî ve hatta ekonomik ortam yok. Esat’ın üstünde Rusya ve İran vardır. Onların yönlendirmesi ve hatta diktesi olmadan Esat hiçbir siyasî, askerî hareket içinde olamaz.

Ana muhalefet partisinin de, ‘Suriye ile hemen masaya oturma’ anlayışında olduğu ve alelacele bir Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) kuracağını açıklaması da olmayan aşa tuz-biber oldu. Böyle bir işbirliği teşkilatı ancak uygun koşullar oluştuktan ve uzun yıllar sürecek müzakerelerden sonra kurulabilir. İşlevselliği ve Ortadoğu’da barışa ne kadar katkıda bulunacağı ise tartışılır. Halen olan bir düzineden fazla  teşkilatlar neler yapabiliyorlar ki? Hatta İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği ne gibi katkılarda bulunabiliyor?

‘Suriye ile masaya oturmak’

Esat’la görüşülür, bu o kadar ulaşılmaz bir konu değil. Görüşülür de ne olur ve hangi sorun çözülür? Esat liderdir ama kendi halkının sadece bir kısmı olan Nusayrilerin lideridir.

Toplam nüfusun %80 kadarı zaten ya Esat’a karşı savaşıyor, ya yerinden edilmiş, dağılmış ya da mülteci, sığınmacı olarak birçok ülkeye dağılmış durumda. En fazla Türkiye’de. Sonra Ürdün, Lübnan ve AB ülkelerindeler. Kürtler kuzeyde halihazırda ABD ve Rusya desteğinde özerk yönetim kurmuş durumdalar ve Türkiye’ye karşı işbirliği için zaman zaman da Esat yönetimiyle görüşüyorlar. DEAŞ dağıtılsa da hâlâ doğudaki kırsal çöl bölgelerinde varlığını sürdürüyor. İdlib’de yabancı savaşçılar dahil Esat’la hâlâ savaşan radikal gruplar ve dört milyon muhalif Suriyeli var.

Esat sünnilerden kurtuldu. Sünnilerin büyük kısmı Esat’ın kırımından kaçıp diğer ülkelere sığınınca nüfus içinde Alevi Nusayrilerin oranı arttı.

Esat tekrar cumhurbaşkanı seçildi ama onu seçenler tüm Suriyelilerin yüzde kaçı? Halihazırdaki rejim Birleşmiş Milletler’de (BM) temsil ediliyor ve uluslararası hukuka göre Esat da cumhurbaşkanı, ancak Esat Suriye’yi ne kadar temsil ediyor?

Esat BM tarafından meşru devlet başkanı olarak tanınsa da kendi halkını varil bombalarıyla vuran, hatta kimyasal silahla imha etmeye çalışan biri olduğunu dokümante eden ve raporlar hazırlayan da BM.

‘Türkiye Suriye ile derhal masaya oturmalı’ diyenlerin masada en azından 14 ülkenin taraf, müdahil olacağını bir o kadar ülkenin de gözlemci olacağını bilmedikleri de anlaşılıyor. Koalisyon güçleri arasında Kanada’dan Avustralya’ya kadar hangi ülkeler yok ki? ABD, Rusya, İran, AB ülkeleri, İngiltere, İsrail ile çevre ülkelerin olmadığı bir masada ne konuşulur, ne üzerinde anlaşılır ve uluslararası hukukta nasıl bir meşruiyet sağlanır?

Türkiye’deki Suriyeliler konusunda bazı siyasî partiler ‘Suriyeliler’i altı ay veya bir yıl içinde kendi ülkelerine davul-zurnayla, güle oynaya göndereceklerini’ söylüyorlar. Birçok olmazı sıralamadan önce ‘Esat bu müzmin muhaliflerden kurtulmuşken tekrar ister mi?’ diye sormak lazım.

Konunun bir diğer yüzü, Suriye’de Esat rejiminden başka bir diğer taraf yok ki görüşülsün. Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) bu anlamdaki etkinliği oldukça sınırlı. ABD’nin oluşturduğu YPG/PYD asıllı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) zaten Türkiye’ye karşı oluşturulmuş. Suriye’de taraf olan siyasî grupların temsilcilerinden oluşturulmuş heyetler de Cenevre’deki müzakerelerde kaç yıldır bir adım yol alamadılar.

Suriye lideri Beşar Esad ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2019 yılı, Tahran.

Suriye ile Rusya ve İran üzerinden görüşmek

Diğer taraftan, Suriye’de etkin Rusya ve İran’ın çıkarları da, amaçları da birbirinden çok farklı. Savaş koşullarında birlikte aynı masanın etrafında ve konjonktürel olarak yer almaları çıkarlarının örtüştüğünü ifade etmez. Yani, Rusya ve İran’la görüşüyor olmak da Suriye ile görüşüyor olmak değildir. Her ne kadar Türkiye, Rusya, İran görüşüyor olsalar da ABD’siz stratejik adımlar atmaları zaten mümkün olmaz.

Beşar Esad, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile.

ABD ise Ortadoğu’da bütünlük arz eden bir büyük stratejiden ziyade İsrail’in güvenliği, İran’ın bölgedeki etkinliğini azaltma ve Türkiye dahil bölge ülkelerini kontrol etmeye yönelik. ABD, Büyük Ortadoğu Projesinde (Greater Middle East Project) çuvallayalı da çok oldu. DEAŞ’ı bahane ederek de Suriye PKK’sını palazlandırma ve Türkiye’ye karşı hazır bir araç olarak tutma peşinde. ABD’nin Kürtlerle ilgili stratejisi de artık iyice deşifre edilmiş durumda. İktidar bu konuda artık yoğurdu üfleyerek yiyor ama ana muhalefetin süt yoğurtla ilgili bir anlayış bile geliştiremediği anlaşılıyor. ‘Suriye’de, Libya’da ne işimiz var?’ demesinden veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye ve Irak’a sınır ötesi operasyon yetkisini iki yıl uzatan tezkereye hayır oyu vermesinden de belli.

Yani, taktik oyunlar halen devam ediyor ve Türkiye dahil doğrudan ilgili ülkeler stratejik kararlar aşamasına henüz varamadılar.

Bir diğer husus ise Rusya ve İran, Suriye kartı ile Türkiye’yi sürekli kontrol altında tutmak istiyorlar ve Türkiye-Suriye ikili müzakerelerine kapı açarak bu fırsatı kaçırmak istemezler. Rusya Türkiye’yi Esat’la görüşmeye, Esat’ı muhatap almaya teşvik ediyor ama bunu kendi kontrolünde yapmak ve her iki ülke üzerindeki etkinliğini arttırma amacıyla yapıyor. Bu arada, Suriye Halk Meclisi şaka gibi bir karar alarak ‘Hatay’ın Suriye’ye katılması için her çabayı göstereceğini’ açıklamış.

Taraflar bir süre sonra güçlerini konsolide edip yorulurlar. Masaya otururlar. Şimdi zaman o zaman değil. Cenevre’deki anayasa müzakereleri de bu yüzden ilerlemiyor. Türkiye’nin Suriye-Esat’la hemen, derhal görüşmesi Esat’a meşruiyet kazandırma, güçlendirme yanında belki daha sonraki stratejik fırsatları da kaçırma riski taşımaktadır. Ancak görüşmelerin diplomasi ve istihbarat birimleri arasında, insanî yardımlar ve gıda güvenliği alanlarında yapılması da zorunluluk.

Türkiye’nin Suriye ile derhal masaya oturarak yıllar içinde giderek daha da karmaşıklaşmış, büyümüş ve müzminleşmiş ve küresel boyutlara ulaşmış sorunları çözebileceğini sanmak siyasilerin öngörü ve gerçekçilik düzeylerini de gösteriyor.

Türkiye, tüm kurum ve kuruluşları ile ve tüm potansiyeli ile Suriye ve Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili her türlü seçeneği ayrıntılarıyla gözden geçirip, hangi durumda hangi adımları atacağını ve muhtemel karşı oyunların da neler olabileceğini çalışarak bir Suriye siyaset belgesi hazırlamalı; bu belge sonraki iktidarlar ve muhalefet için de yol gösterici olmalıdır. Bu süreçte diplomasinin ayrı bir yeri ve önemi var. Siyaset, diplomasi üzerinde baskı kurmak yerine, siyasetinin diplomasisini yapmasını isteyebilir. Diplomasi uygulamadır; hem bilim hem sanattır.

Dr. Mustafa İMİR

09 Aralık 2021, Ankara

 

Yazar

Mustafa İmir

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar