Yükleniyor...
Son günlerde yazılı ve görsel mecralarda tuhaf bir durum okuma ve yorumlama fırtınası var. Konuların önünü sonunu düşünmeden hemen, derhâl ve her ihtimale karşı neredeyse herkes elindeki taşı fırlatma telaşında.
ADB Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı, ABD’yi ve ne yapmak istediklerini onayladığım sanılmasın!
Uzun yıllar sonra ABD ile Türkiye tam örtüşmese de Suriye, PKK, SDG (YPG, PYD) ve bölge politikaları bakımından bu kadar yakınlaştı. Her alanda her şeyin örtüşmesi zaten beklenemez ve mümkün de değil.
Tom Barrack Washington’da kaldırımda birkaç kişiyle yürüyerek gazetecilere konuşurken arkada genç bir bayan bir pankart taşıyordu.
Pankartta “traitor” yazıyordu. Tratior, “hain” demek! Bu pankartı taşıyan kim olabilir? Barrack’a neden “hain” diyor olabilir? Tom Barrack’ın arkasında kameralara bu pankartı gösteren genç kadının bir Yahudi olduğunu ve Tom Barrack’ın Bölgedeki İsrail politikaları ve tavrıyla ilgili söylediklerinden dolayı Barrack’a hain olarak tepki gösterdiğini düşünemeyenleri hangi sıfatla anmak gerekir?
Tom Barrack, Washington’un Suriye’deki yeni yönetime verdiği desteği yineledi, “Suriye’yi birleştirme çabalarında bu yönetimle çalışmaktan başka bir seçenek olmadığını” söyledi. “İsrail’in güçlü ve merkezi bir yönetim yerine, parçalanmış ve bölünmüş bir Suriye’yi tercih ettiğini” söyledi. Bu ifadeler tam tersi bir anlamda nasıl yorumlanabilir? Böyle yorumlayanların meşhur fıkradaki ‘her ihtimale karşı vurdum Oni’ diyen Karadenizliden ne farkı kalır? Bunlar okuduğunu anlama özürlü olamayacaklarına göre açık seçik beyanatları tam tersine yorumlamak için yırtınanların maksatları ne olabilir?
İsrail’in stratejik bölge politikasını tüm bölge ülkeleri, bölgeyle ilgilenen ülkeler zaten biliyor. Tüm ülkelerdeki kamuoyu biliyor. İsrail bölgede istikrarlı, güçlü hiçbir devlet ve komşu istemez. Yani Barrack “malumu ilan” etti. Ancak burada farklı ve önemli bir husus var: ABD, İsrail’in stratejik bölge politikasını hiç bu kadar açık bir şekilde ve resmen açıklamamıştı.
İsrail’in bölge politikaları ABD tarafından, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi tarafından resmen ilk defa ifade edildi. ABD tarafından ilk defa yapılmış bir itiraftır.
Bu aslında bilinen şeyi ifade ederek İsrail’e verilen bir mesajdır. İsrail’in bölge ülkeleriyle ilgili stratejisini deşifre (!) etmektir. Bölge ülkelerine de bundan sonraki süreçte kullanabilecekleri bir gerekçe vermektir. Uluslararası alanda bölge ülkeleri İsrail’in sorunun kaynağı olduğunu söylerken ABD’nin bu itirafını kullanacaklardır. Tom Barrack’ın dilinden ABD bir bakıma İsrail’i uluslararası topluma da şikâyet etmektedir. Bunda belki de ABD’nin bölge politikasıyla örtüşmeyen ve fakat iç politik sebepler ve Yahudi lobisi sebebiyle doğrudan müdahale edemeyen ABD’nin İsrail’in azgınlığına uluslararası alanda yapılan bir atıf ve örtülü kınamadır.
Sadece değindiğimiz politik duruştan ötürü Yahudi lobisi Tom Barrack’ın görevden alınması için her şeyi yapar. Barrack’ın zaten İsrail, SDG, Suriye ile ilgili beyanatlarının CENTCOM ve onun arkasındaki Washingon çevrelerinde hoş karşılanmadığı bilinen husustur.
Tom Barrack; ‘SDG’ye bir devlet sözü vermedik, ilanihaye arkalarında duramayız, Suriye merkezî hükumetine entegre olmaları gerekir.’ derken CENTCOM SDG’ye desteğin devam edeceğini çeşitli vesilelerle gösterdi. Bizde Tom Barrac’ın sözlerini farklı yorumlayanlar ile CENTCOM’un tavrının örtüşmesi nasıl bir durumdur?
İleride Tom Barrack görevden alınırsa başlıca sebep İsrail’le ilgili bu beyanatlarındaki yaklaşımı olacaktır.
Oysa, Türkiye’de görüşüne, yazısına, sözüne itibar edilen; belli kesimlerin sözcüsü ve kanaat önderi durumundaki yazarları durumu tam karşı anlamda okuyorlar! Bu nasıl bir durum okumadır? Bu nasıl bir okuduğunu anlamama veya yanlış anlama fenomenidir?
Ancak, ABD sağ gösterir sol vurur. Barrack böyle dedi diye İsrail’i desteklemekten asla vazgeçmez, belki taktik olarak dozunu düşürür.
Konu uzun. Barrack bir gayrimenkul zengini, Lübnan asıllı ve ataları Osmanlı vatandaşı. Danışmanları kimlerse kendisini derinlemesine bilgilendirmişler; kendisi de zeki ve akıllı, yaşını başını almış biri olunca iyi kavramış ve aklına yatmış. Bölgenin geçmişini ve dinamiklerini çok iyi çalışmış.
Barrack Osmanlı millet sistemi derken 400 yıl boyunca iyi çalışmış bir sistemi ifade ediyor. Tarihe referansta bulunuyor. Ancak bu sistem 1800’lerden sonra çalışmaz oldu. Bundan sonra da çalışmaz. Kendi tarihimizden de acı tecrübelerle biliyoruz ki ‘Osmanlıcılık’ da ‘İslamcılık’ da çok tartışıldı ve işlemediği, işlemeyeceği anlaşıldı. Yani tarih oldu: tecrübe için… Kaldı ki Barrack bu ifadeleri resmî bir görüşmede ve Uluslararası bir platformda söylemedi; bulunduğu şehrin yüz yıldan fazla bir zaman önceki tarihteki durumuna atfen söyledi. Ancak bu görüşlerin iç politikada asla değil amma dış politikada yerine ve duruma göre bir araç olarak kullanılması konusundaki görüşlerimizi bir kenarda ihtiyaten tutalım; ta ki Dünyada bir Birleşmiş Milletler sistemi ve Uluslararası ilişkiler olduğu sürece. Büyüklü küçüklü her ülke diğer ülkelerin ez azından oy ve onay desteğine muhtaçtır.
Barrack zaten Suriye’nin bütünlüğünden yana beyanatlar verip duruyor; Suriye’nin tek devlet, tek ordu, tek bayraklı, istikrarlı bir ülke olması yönünde görüşler ifade ediyor. Ancak ABD, İsrail’in güvenliğini her şeye rağmen önceler, bunun için de her şeyi yapar.
Konu derin, çok boyutlu. Ancak yazılı ve görsel basında, sosyal medyada beyanatların yanlış değerlendirildiğini anlayınca bir şerh düşme ihtiyacı duyduk.
Peki, Türkiye neden Suriye’nin bütünlüğünde ısrarlı? En uzun sınırımız olan Suriye’nin neden bütünleşik, istikrarlı, güçlü olmasını ister? Arap ülkeleriyle Türkiye arasında İsrail’in ileri karakolu olan ve bölgedeki Kürt toplumlarını da bir devlet olmaya teşvik eden, Akdeniz’e de erişimi olan yapay bir Kürt devleti olmasını istemez. Bölgede bir yığın uydu, suni devletçiklerin diğer ülkelerce oyuncak ve koçbaşı olarak kullanılacakları açık değil mi? İran’ın bölgedeki tavrından az mı çektik? İsrail’in Suriye’de Nusayrilere, Dürzilere ve Kürtlere (SDG’ye) açık desteklerinin neye matuf olduğunu bilmeyen mi var?
Bu ayrı ve uzun bir yazı konusu amma bir şerh de burada olsun.
Bugünün politik gereklikleri üzerinden söylediğim tüm hususlar aylar ve yıllar içerisinde bambaşka yönlerde seyredebilir. Çünkü politik, siyasi gidişat doğası gereği dinamiktir. O bakımdan kendi söylediklerime de ihtiyat payı bırakmam doğru ve gerçekçi düşünme itiyadımdandır.