ÜRETİM ve TÜKETİMDE MİLLÎ OLMAK

Millî demek; millet için, millete göre, millet tarafından demektir. Bu, bütün dünya milletleri için geçerli olan bir kavramdır. Bu sözün bizim milletimizin için uyarlanmış hali de şu şekildedir. Türk milleti için, Türk milletine göre, Türk milleti tarafından. Yurtdışından örnek vermek gerekirse, NSA (National Security Agency – Millî Güvenlik Ajansı), NQF (National Quality Forum – Millî […]


Millî demek; millet için, millete göre, millet tarafından demektir. Bu, bütün dünya milletleri için geçerli olan bir kavramdır. Bu sözün bizim milletimizin için uyarlanmış hali de şu şekildedir. Türk milleti için, Türk milletine göre, Türk milleti tarafından.

Yurtdışından örnek vermek gerekirse, NSA (National Security Agency – Millî Güvenlik Ajansı), NQF (National Quality Forum – Millî Kalite Forumu), NBA (National Basketball Association – Millî Basketbol Birliği), NSF (National Science Foundation – Millî Bilim Vakfı), NASA (NationalAeronautics and Space Administration – Millî Havacılık ve Uzay Dairesi)…

Bu örneklerin isimlerinden de belli olacağı üzere Amerika’ya ait olan kurum ve kuruluşlar. Neredeyse her şey için Millî ile başlayan bir kuruluşları var. İşin tılsımı da burada, bir şey ancak millî olursa bizim olur. Tıpkı onların millîsinin, onların olduğu gibi…

MİLLÎ OLMANIN ÖNEMİ

Tarih 20 Temmuz 1974…

Türk ordusu, canice katledilen kardeşlerini kurtarmak üzere Kıbrıs’a gitti. Bir süre devam eden Kıbrıs Barış Harekâtı, başarılı bir şekilde tamamlandı. Yalnız, bu süre zarfında dünyanın sözde müttefik olduğumuz büyük devletleri bize karşı durdu. Hem bu harekât, hem de o zamanki haşhaş ekimi meselesi yüzünden Türkiye’ye ambargo uyguladılar. Kendileriyle pek de dost olarak ayrılmadığımız Kaddafi, o zaman yalnız kalan bize çeşitli yardımlarda bulundu.

İlk zamanlar dönemin başbakanı Ecevit kahraman olarak karşılanırken, zaman ilerledikçe benzin, tüp gaz, şeker, yağ gibi temel tüketim maddeleri için sıraya giren insanlar fikir değiştirmeye başladılar. Çünkü Türkiye tam bir kuyruklar ülkesi olmuştu.

Ancak bu ambargo ile Millî olmanın önemi bir kez daha ağır şartlar altında anlaşılmış, bu durum bazı müspet gelişmelere de sebep olmuştur. Kısa adı ASELSAN olan Askerî Elektronik Sanayii kuruluşumuz 1975 yılında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Daha sonra bu bağlamda 1976 yılında Petlas Lastik Sanayi A.Ş, lastik ihtiyacının karşılanması amacıyla kurulmuştur. 1978’de silah ambargosu sona erse de, bizde bu alandaki gelişmeler durmamış, eksik olduğumuz bazı alanlarda yeni kuruluşlarımız kurulmuştur. 1982 yılında kurulan kısa adı HAVELSAN olan Hava Elektronik Sanayii kuruluşumuz bunlardan biridir.

KIBRIS MESELESİNİN ÖNCESİ

Kıbrıs’ta Türklere yapılan katliamlar 1963 yılı Aralık ayında oldukça fazlalaşınca, Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’na taraf devlet olarak sahip bulunduğu haklarını kullanarak 1964’te Kıbrıs’a çıkarma yaparak müdahalede bulunmaya karar verilmiştir. Bu amaçla Kıbrıs’a Türk askerinin çıkması için 7 Haziran tarihi planlanmıştır.

Fakat 5 Haziran 1964’te ABD başkanı Johnson’dan zehir zemberek bir mektup gelir. Mektuptaki şu bölüme özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

“Türkiye ile ABD arasında mevcut 12 Temmuz 1947 tarihli yardım antlaşmasının 4. Maddesine göre, Türkiye, ABD’nin vermiş olduğu silahları Kıbrıs’a müdahalede kullanamaz. Çünkü bu silahlar Türkiye’ye savunma amacı ile verilmiştir.”

Herhalde bu örneklerimiz millî olmanın önemini anlamak için yeterli olmuştur.

MİLLÎ OLANI GELİŞTİRMEK İÇİN NE YAPMALI

Teşvikler verilmeli, destekler verilmeli, bu amaçlı kararlar verilmeli vb… Bu tip, üretime yönelik önerilerde zaten bir sıkıntı yok. Ama ben farklı bir şeyden bahsedeceğim. 

Bu mesele ile ilgili, ben ve arkadaşım kimya mühendisi Alper Göçmenoğlu, bir sistem geliştirilmesi konusunda biraz kafa yorduk. Menşei Etiketleri isimli bu sistem, özet olarak şu şekilde anlatılabilir.

Biliyorsunuz artık satılan dayanıklı tüketim ürünlerinin neredeyse hepsinde enerji etiketleri var. Üzerinde ürünün belirli nitelikleri yer alıyor ve tükettiği enerji miktarı belirtiliyor. Bu verilere göre ürüne de bir enerji sınıfı veriliyor. B sınıfı, A sınıfı, A+ sınıfı, A++ sınıfı gibi. Bizim insanlarımız da kıvrak zekâlarıyla bu meseleyi hemen kavramış durumdadırlar. Bir ürün alırken insanlarımızın büyük bir oranı enerji yakış değerine oldukça dikkat etmektedir.

İşte, yukarıda anlattığımız enerji etiketleri gibi bir de menşei etiketleri olmalıdır. Bu menşei etiketlerinde, alacağınız o ürünün üretiminin ne kadar aşaması hangi ülkede gerçekleşti, kullanılan parçaların veya hammaddelerin ne kadarı hangi ülkeden kullanılmakta, üretimde kullanılan enerjinin kaynağı neredendir, bunları görebileceksiniz.

MENŞEİ ETİKETLERİ BİZE NE SAĞLAR? 

Eğer böyle bir sistem kurulursa, yerli üreticiye büyük bir destek olacak, bir millî kalkınma sağlanması için büyük bir adım atılmış olacaktır. İnsanlarımız tıpkı enerji etiketlerinde A+++ arar hale geldiği gibi, yerli üretim oranının en yüksek olduğu ürünleri arayacaktır. Böylece üretici firmalar hammaddelerini kendi ülkemizden kullanacak, fabrikalarını kendi ülkemizde kuracak, yatırımlarını kendi ülkemizde yapacaklardır. Bu sayede yerli fabrikalar daha çok çalışacak, daha çok işçi çalıştıracak, daha çok ar-ge yapacak, daha çok patent alacak, daha çok bilgi üretecek ve dışa bağımlılığımız bir hayli azalacaktır. Tıpkı A+ ürünlerin tüketiciler tarafından talep edilmesi sonucunda üreticilerin A+ ürünler üretme yarışına girdiği gibi, yerli üretim oranı yüksek olan ürünler talep gördükçe üreticiler yerli hammaddeye, işçiye ve enerjiye yönelecektir.

 

 

PEKİ, ŞİRKET SAHİBİNİN TÜRK OLUP OLMAMASI AYNI BİLGİYİ SAĞLAMAZ MI?

 Hayır, sağlamaz. Örneğin, Mercedes-Benz bir Alman şirketidir. Bu marka kamyonlar ilimiz Aksaray’da üretilmektedir. Başka bir örnek, Unilever isimli Hollanda ve İngiltere kökenli çokuluslu bir şirket olabilir. Dondurmadan çaya, margarine, çamaşır deterjanından sabuna, diş macununa kadar birçok farklı ürün üreten bu şirketin ülkemizde, Çorlu, Çayırova, Gebze ve Rize’de olmak üzere toplam 7 tane fabrikası bulunmaktadır.

Bu durumun tam tersi de mevcuttur. Türk sahipli bir şirketin yurtdışında fabrikasının olması şeklinde. Yani, bir şirketin sahibinin Türk olup olmaması, bize yukarıda anlattığımız bilgileri sağlamaz. Ürünün hammaddesinin ne kadar yerli olduğu, üretimin nerede yapıldığı bilgileri bu sahiplik bilgisi ile elde edilemez.

SONUÇ

Yazımızın başında örnekleriyle ortaya koyduk ki, eğer üretimde ve teknolojide millî olamamışsanız, bu alanlarda başkalarının eline bakar durumda iseniz, onların istemediği şeyler yapamıyorsunuz. Yani hür değilsiniz.

Bir süredir bir Millî Araba projesi konuşulmakta olduğunu ve biraz mesafe de kat edildiğini biliyoruz. Zaten öncesinde de Kuş Serisi ismi ile TOFAŞ, satın alınmış lisanslarla yerli üretim yapıyordu. Şimdi mesele, yerli malını, yabancı rakipleri ile her alanda yarışabilir hale getirmektir. Bu yapılabilirse eğer büyük bir başarı olacaktır.

Bu işin etiketlerle yapılmak istenmesinin sebebi ise, yerli malının takibinin millete emanet edilmesi gereğidir. Yani, insanlar eğer görebilirlerse yerliyi yabancıyı, kendi ürünlerine sahip çıkabilecektir. Ama hangi ürünün ne kadarı yerli ne kadarı yabancı bunu bilemezse, nasıl kendi ülkesinin ürününe sahip çıkabilir?

Anlattığımız bu menşei etiketleri sistemi bir gün gerçekleştirilebilirse eğer, yerli üretime, yerli hammaddeye, yerli fabrikaya ve yerli enerjiye büyük ölçüde yardımcı olunabilir. Böylece dış ticaret açığının da önüne geçebilmek için iyi bir fırsat yakalanabilir. Daha da önemlisi bilgi satın alan değil, daha çok bilgi satabilen bir ülke haline gelebiliriz.

Avatar
Yazar

Abdullah Nuri Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.