Üst üste koyarak – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Üst üste koyarak

Toplumların tarihi katiyen bir ipliğin üstüne dizilmiş tespih taneleri gibi değildir. Dünya üzerindeki toplumların bir birine göre yerini hayalimizde canlandırmak için başka bir metafor, başka bir benzetme lazım.

6 Ağustos 2020
İskender Öksüz

Bazıları, insan toplumlarının bir çizgi üzerinde gittiğini düşünür. Tek boyutta. Hareket bir çizgiye hapsedilince toplumlara da onun üzerinde dizilmek düşer.  Bir birlerinin ilerisinde veya gerisindedirler. O zaman her teklif, her hareket, her siyaset de iki yönden birine işaret edecektir. Fikir adamları, siyasetçiler, herkes. Ya ileriyi tercih edecek ya geriyi. Ya ilericidir, ya gerici.

Dostluğunu kazanma şerefine eriştiğim değerli bilim adamı Erol Güngör rahmetli, bunu ne güzel anlatmıştı: “Kısacası Batılı düşünürler dünyanın uzak köşelerindeki il­kel toplulukları insanlığın ilk hâlinin temsilcileri olarak ka­bul ediyorlar, onlardan itibaren on dokuzuncu yüzyılın Batı cemiyetine doğru uzun bir çizgi çekiyorlar ve rastladıkları her cemiyeti bu çizginin üzerinde bir yere oturtuyorlardı.” En gelişmişi kendileriydi. Dolayısıyla, bugün “gelişmekte olan” toplumların ilerledikçe varacakları son nokta da tıpkı onlar gibi olmaktı. Batı toplumları gibi. Buna şakayla karışık: Danimarka’ya varmak deniyor.

TARİHSELCİLİK VAR TARİHSELCİLİK VAR

Güngör’ün tenkit ettiği tek boyutlu düşünce, bilim felsefecisi Karl Popper’in “tarihselcilik” dediği ve Eflatun’un, Hegel’in, Marks’ın şahsında haklı olarak fena halde bombaladığı kafa yapısıdır. Toplumların tarihi katiyen bir ipliğin üstüne dizilmiş tespih taneleri gibi değildir.

Zaruri açıklama: Bu “tarihselcilik”, bizim Mustafa Öztürk hocamızın tefsir metodundaki tarihselcilik değildir. Haddim olmayarak birinci tarihselciliğin yanlış, ikincisinin doğru olduğu kanaatindeyim. Daha açığı: Popper de haklı, Öztürk hoca da! Hem de yerden göğe.

Sonuçta, Popper sayesinde, Güngör sayesinde ne öğreniyoruz? İnsan toplumları tek çizgi üzerinde, geriden ileriye doğru yol alan bir katar değilmiş. O zaman Marksların, Hegellerin, modernist sosyologların önce şöyle sonra böyle, en sonunda Danimarka hikâyeleri de doğru değilmiş.

Çizgiden vaz geçelim. İleri ve geriden de. Dünya üzerindeki toplumların bir birine göre yerini hayalimizde canlandırmak için başka bir metafor, başka bir benzetme lazım.

ÜST ÜSTE KOYARAK

İnsanın aklı tecrübeleriyle gelişir. Başarıları ve başarısızlıklarıyla. Toplumlar da insanlar gibi akıllanır. Toplum da hem kendi başından geçenlerin, hem de başkalarının başından geçenlerden edindiği tecrübelerle gelişir. Toplumların birikimine medeniyet diyoruz.

Her iki halde de bir biriktirme, bir üst üste koyma söz konusu. O halde ilerler, geri kalır değil, yükselir, bodur kalır daha uygun. İnsanın da toplumun da idraki, aklı, bilgeliği; birikir, yükselir demeliyiz.

Üst üste koyacakları bilgi ve bilgeliği üretemeyenler; kendi ürettiklerine ek olarak başkalarının ürettiğini alıp kullanamayanlar, kendilerinin ve başkalarının hem iyi hem de kötü tecrübelerinden ders çıkaramayanlar… Yükselemez. Yükseklere erişemez. Ayak altında kalırlar.

Kendi başımızdan geçenlerden öğrendiklerimize tecrübe diyoruz. Kişi olarak da toplum olarak da kendi başımızdan geçenlerden çıkardığımız dersler yetmiyor. Başkalarının başından geçenleri de öğrenmemiz, onlardan da ders almamız gerekiyor. İşte bu ikincisi okumaktır, tahsildir. Tahsil kelimesinin hasatla ilgisi var. Devşirmek, toplamak anlamına geliyor. Bilgi toplanıyor, birikiyor ve değerlendirebilirsek, üzerinde düşünebilirsek bilgeliğe kadar yükseliyor. Hep üst üste, hep yukarıya doğru.

SERMAYELER

İleri veya geriden değil de, bir birikim söz konusu olduğuna göre birikimin yeterliğinden veya eksikliğinden bahsedebiliriz.

Toplumların ilericisi gericisi yok. Fakat birikimin eksiği, yeterlisi var. Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilenlerle bilmeyenler varsa akılların da yeterlisi ve eksiği, seviyelisi ve seviyesizi var.  O eksiklik, o eksikler, toplumun düşünce hayatında hâkimiyet kurarsa… Veya o toplumla dünyanın düşünceleri ile arasında engel konursa, sansür konursa… İşte o toplum birikimde geri kalır.

İnsanın tecrübesi insanın hayattaki sermayesidir. Toplumlardaki fertlerin tecrübe ve bilgilerinin toplamına da toplumun insan sermayesi deniyor. Maddî sermayeyi ve sonra refahı yaratan da işte bu insan sermayesi.

Aslolan idraklerdeki birikimdir. Düşüncelerin varlığı, serbestliği veya sansürü, eğitimin başarısı veya başarısızlığı toplumdaki insan sermayesini, o sermaye de o toplumun dünyadaki konumunu belirliyor.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları