Uygur Türklerini anlatan tiyatro eseri: İdikut

İdikut adlı iki perdelik tiyatro eserinde, Koçu / İdikut Uygur Devleti Han’ı İdikut Ba(u)rçuk Art Tegin’in Cengiz Han’a biat etmesi anlatılmaktadır.


İdikut… Bu kelime, damat olarak aileye eklenen bir akrabamın soyadı olarak karşıma çıkmıştı. Akrabam, bu soyadını beğenmemiş olacaktı ki değiştirdi. Daha sonra İdikut’u, Bengü Yayıncılık yayınları arasında bir tiyatro eseri olarak gördüm. İlgimi onlarca yıldır çeken bu kelimenin peşine takılarak hem Uygur Türklerini, hem Ahmetcan Aşiri’yi[1] ve hem de bu yazarımızın kaleme aldığı tiyatro eserini okuyup tanıdım. Bilgilerimi de bu yazı içinde sizlerle paylaşmak istedim.

İdikut, iki kelimeden oluşmuştur; id ve kut… İd, sahip demektir. Kut; bu kelimedeki anlamıyla ve Türk Dil Kurumu’ndaki Büyük Sözlük’te yer alan ifadesiyle “ilahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket” anlamındadır. İdikut, kut sahibi, Tanrı’dan kut almış devlet yöneticisidir; yetki bakımından kutsal ve üstün bir güce sahiptir. Orta Asya’da, Türk devlet başkanları, hakanları hep idikut olarak görülmüştür. İdikut; Uygur Türklerinde uzun bir dönem devlet adı olarak tarihe geçmiştir.

Uygur kelimesi ise, köken olarak Oğuz kelimesinden gelmektedir; Oğuz, Ogur, Ugur, Uygur safhalarını yaşamıştır. Çin kaynaklarında,  M. S. 4–5. yüzyıllarda görülen ‘Wu-hu’, ‘Wei-he’, ‘Hui-he’ şeklinde yer almıştır. Çincede; “On Uygur”, “Yuan-h”; “Uygur” adı “Hui-hui” olarak ifade edilmiştir.

‘Uygur’ kelimesi, bir kavim adı olarak 8. yüzyıla ait Orhun Kitabelerindeki Bilge Kağan kitabesinde, 716 yılındaki olaylarla ilgili ifadeler arasında, Uygur İl-Teberi’nin ismi vasıtasıyla yer almıştır. Uygur kelimesinin ilk anlamı, “nehir”dir; mecazi anlamı “güçlü, kuvvetli, yüce”dir. Divanü Lûgat-it-Türk’te, “kendi azığını kendileri bulup yiyenler”;  Şecere-i Terakime’de, “tabi olmak”, “yapışmak” veya “birleşmek” anlamında olduğu belirtilmiştir. Uygur kelimesine; “yüce adam”, “asilzade”, “şahin gibi çevik ve uçan”, “batır”, “akıllı, bilgili, güçlü, yetenekli” anlamları da verilmiştir.

Köken olarak Hun Türklerine dayanan Uygurlar; Selenge, Orhun ve Tola kıyılarında yaşayan Dokuz Oğuz-On Uygur boyları, 4. ve 5. yüzyıllarda Tabgaç Türk Devleti içinde diğer Türk boylarıyla birlikte yer almıştır. Erkin, 605 yılında Uygurları bir oymak şeklinde toplayan liderdir. Köktürklerin idaresi altında yaşamışlardır. 744 yılında, “Kutlug Bilge Kül Kağan”, I. Uygur Kağanlığı’nı “Dokuz Oğuz-On Uygur” adıyla Doğu Köktürk Devleti’nin topraklarında kurmuştur.

İdikut romanının yazarı Ahmetcan Aşiri

Gelelim, adında “İdikut” kelimesi geçen “Koçu-İdikut Uygur Devleti”ne… 9. yüzyıla gelindiğinde Uygur Türklerinin, “Koçu-İdikut Uygur Devleti”ni kurduklarını görüyoruz. Bögü Tigin, bu devleti, Tibetlilerle yirmi yıl süren mücadelesinin sonunda, 866 yılında kurmuştur. Turfan şehri kışlık, Beşbalık şehri ise yazlık başkent olarak kullanılmıştır. Bu Türk devleti, topraklarını genişleterek 1218 yılına kadar üç yüz yıl kadar ayakta kalmıştır.

Moğol kabilelerini birleştirerek Cengiz Han unvanını alan Timuçin, Türkistan’ı bütünüyle ele geçirince Uygur Türkleri, Moğol İmparatorluğu hâkimiyetine girmiştir. İdikut Ba(u)rçuk Art Tegin, 1209’da Moğolların hâkimiyetini tanımış, Cengiz’e tabi olmuş, 1235’de ölmüştür. Cengiz Han, ölmeden önce ülkesini dört oğlu arasında paylaştırmış; Uygur Türklerinin yaşadığı toprakları oğlu Çağatay’a vermiştir. Uygur Devleti, 1260’lı yıllara kadar devam etmiştir. Hanlıklar hâlinde, kardeş kavgaları içinde varlıklarını sürdüren Koçu / İdikut Uygur Devleti, 16. yüzyılın ikinci yarısında tarih sahnesinden çekilmiştir.

İdikut adlı iki perdelik tiyatro eserinde, Koçu / İdikut Uygur Devleti Han’ı İdikut Ba(u)rçuk Art Tegin’in Cengiz Han’a biat etmesi anlatılmaktadır. Moğol’a boyun eğmenin tarihi olan 1209 öncesinde; devlet başkanı, Baurçuk’un babası Esen Timur’dur. Budist rahipler, kendilerine yüz vermeyen Esen Timur’u tahttan indirmek istemekte ve uygun ortamı hazırlamaktadırlar; Timur’un oğlu Baurçuk’u da babasının kendisine karşı olduğuna inandırmışlardır; o da tahta geçmeye can atmaktadır.

Esen Timur’un eşi Kidan Kızı, taht çevresinde yaşananların farkındadır. Budizm rahipleri ve onlarla birlikte olan oğlu Baurçuk’u kocasına şikâyet eder. Baurçuk ve babası da tartışırlar. Esen Timur, oğluna kılıç çeker. Taht odasına gelen rahiplerden biri Esen Timur’u öldürür. Baurçuk, Budist rahipler tarafından törenle tahta oturtulur. Baurçuk, halkı tarafından bir idikut, mavi kurt olarak görülür.

Cengiz Han, Baurçuk’u, ittifak yaptığı Kidan, Tangut ve Çinlilerden ayırıp kendi hâkimiyetine almanın plânını yapar. Uygur yazısı ile yazdığı davet mektubunda, Baurçuk’tan Kidan elçisinin başını getirmesini ister. Baurçuk hediyelerle ve kestirdiği Kidan elçisinin kesik başını alarak Cengiz Han’ın huzuruna gider. Cengiz Han; “Moğollar Tanrının insanlarıdır; diğerleri eziyet görebilirler!” diye düşünen biridir; bunu Baurçuk’un yüzüne söyleyip onu tahkir eder, aşağılar; Uygur Devletini tanıdığını, koruyacağını ifade eder. Baurçuk da; “Cengiz Han’a minnettar olduğunu, onu kendi Kaanı olarak tanıdığını” söyler. Cengiz Han ile Baurçuk’un konuşmalarında, Uygurların çiftçi bir millet olduğu da işlenir. Baurçuk, çiftçiliği, toprağı işlerken kullanılan araçları Cengiz Han’a tanıtmaya çalışır.

Mavi Kurt, Baurçuk’un rüyasına girer, onunla konuşur. “Esen Timur’un servetini Cengiz Han’a verme; onun ‘Uygurlara özgürlük vereceğim’ dediğine inanma!” diye öğüt verir. Cengiz Han, İdikut’u ve Uygurları yanına alarak Müslüman Uygurların ve Karahanlıların üzerine saldıracaktır.

Baurçuk, Uygurların Mavi Kurdunu öldüren Angurat Noyan ile Cengiz Han ve Moğolların önünde çarpışır; onun canını bağışlar. Cengiz Han, Baurçuk’u beşinci oğlu kabul ettiğini ilan eder ve kızı Altınbike’yi eş olarak verir. Eserin son sahnelerinde Altınbike ile Baurçuk’un tartışmasına yer verilir. Altınbike’nin sözleri sarsıcıdır, Uygurların geleceği ile ilgili tahminleri çekinmeden söyler:

“Büyük bir yanlış yaptınız. Babam size bir tek beni verdi; sizin bütün varlığınız ise babama geçecektir.”

“Babama Kidan elçisinin başını getirdiniz, onun yerine Kaan ile savaşsaydınız ve kendi başınızı ortaya koysaydınız, işte bu, kahramanlık olurdu.”

“Yakında İdikut yıkılacaktır. Ondan önce babam sizi savaş alanlarına götürecek. Oralarda sizin askerleriniz, komutanlarınız ve bütün halkınız ölecek.”

“Bu dünyada iki kötü ve korkunç adam vardır; biri Cengiz Han, diğeri ise siz, satkın Baurçuk Art Tekgin, Satkın Uygur!”

Bu ikazlara rağmen anlaşmanın Uygurları kurtaracağı inancında olan Baurçuk Tegin, Cengiz Han ile sözleşme imzalar. Bu sözleşmeye göre Baurçuk, Cengiz Han’ın üstünlüğünü kabul eder. Cengiz Han; “kızını Baurçuk’a eş olarak verdiğini, Uygur yazısını Moğol devlet yazısı olarak kabul ettiğini, Müslüman Uygurların ve Karahanlıların üzerine saldıracakları büyük savaşın başlayacağını” sözleşmeye kaydettirir.[2]

1-İdikut adlı eser. İki perdelik tarihî dram, Ahmetcan Aşiri, Bengü Yayıncılık, Ankara 2014

2-Uygur Efsaneleri Üzerinde Bir Araştırma (İnceleme ve metinler),  Adem ÖGER, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Danışman Mustafa ARSLAN, İzmir 2008

3-Büyük Türkiye Tarihi, cilt 1, S. 105-116, Yılmaz ÖZTUNA, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1977

 

[1] Ahmetcan Aşiri: 1938 yılında Kazakistan’ın Almatıya bağlı Şelek ilçesinin Malıbay köyün doğumludur. Kazakistan Yazarlar Birliği Başkan Yardımcılığı ve bu derneğin Uygur Edebiyatı Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Hikâye, tiyatro eseri ve roman tarzında eserler yazmıştır. İdikut adlı bu eser, Kazakistan’da roman olarak da yayımlanmıştır.

[2] Bu yazı, Kardeş Kalemler dergisinin 2016 Kasım sayısında yayımlanmıştır.

Avatar
Yazar

Hasan Kallimci

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.