“19 Yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a Çıktım…” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • İki Gözüm Türkçe (Canlı Yayın)   • Taziye Mesajı: Fatma Halilbeyoğlu

“19 Yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a Çıktım…”

Sonraki mücadele cehaletle idi. Cahildim… Cahil bırakılmıştım. Anadolu topraklarında terk edilmiş, geri bırakılmıştım. Şimdiki hedefim muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktı. Böylece yeni bir yolculuğa başladık. Kutlu zafer beni ileriye götürecek devrimlerle taçlandırılmalıydı.

19 Mayıs 2020
Şadiye Okur

İnançlı mavi gözlerini bir kurt gibi dikmişti Karadeniz’in hırçın dalgalarına… Gözlerinde kazanılacak büyük bir zaferin ilk kıvılcımları çakıyor, beyninde çıkılacak uzun yolun haritası çiziliyordu. Kararlıydı, umutluydu. 19 yılı Mayısının 19. günü çıktı Samsun’a. Birbirlerine benziyorlardı o gün Karadeniz’le. Bağımsızlık tutkusu onun mavi gözlerinde, Karadeniz’in ise hırçın dalgalarında parıldıyordu. Asi denizin dalgaları; ayağına prangalar vurulmuş, onuru ayaklar altına alınmış koca bir milletin çığlığı gibiydi.

İkisi için de özgürlük vazgeçilmezdi. Biliyorlardı ki er geç kopacaktı kıyamet. Haklı davalarında tüm güçleriyle çarpışacak ve hak ettikleri bağımsızlığı elbet kazanacaklardı. Kurtuluş yelkenleri bu hırçın sularda açılacak, memleketin üzerindeki kara bulutlar buradan esmeye başlayan rüzgâr ile dağılacaktı. Kendi kaderini milletininkine bağlayan Mustafa Kemal, kurtuluşa ilk adımını böylelikle atmıştı.

Bugün benim yeniden doğuş günüm… Ben ki yüzyılları yüzyıllara katmış, çağlar açmış çağlar kapatmış, kahramanlığın tarihini yazmış; bağımsızlığı, hürriyeti ve onuru için canını Azrail’e gözü kapalı teslim etmiş büyük bir milletim. Ben ki asla uşaklığı kabul etmeyecek ve hiçbir gücün önünde eğilmeyecek bir milletim. Emperyalizme sağlam bir tokat atıp, sömürülmüş milletlere örnek olmuşum. Ne demişti bağrımdan çıkan o istiklâl şairi:

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.

Tarihim boyunca adımın anılmadığı, söylenmesinin ayıp görüldüğü bazı melun zamanlar da oldu. Öz yurdumda hor görüldüğüm zamanlar… Gün geldi düşman evime girdi; talan etti her yeri, namusuma el uzattı, kutsalımı çiğnemeye kalktı.  İktidara sahip olanlar, bu durumdan rahatsızlık duymak şöyle dursun, kendi çıkarları uğruna düşmanla bir oldular ve beni sırtımdan vurdular. Bense bu ihaneti uzunca bir süre göremedim.  Savaşlardan çıkmıştım ve epeyce yorgundum. Bir sürü hastalıkla mücadele ediyordum üstelik… Halim kahve köşelerinde aşağılanarak çekiştirilirdi. Öyle ki kendim bile acırdım halime. Ağırıma giderdi ama sesim de çıkmazdı. İçin için ağlardım, çaresiz… Halimin özeti böyleydi işte.

Şair*  çok önceden şöyle haykırmıştı:

Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?

O soruya cevap meclis kürsüsünden verildi:

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.

Bulunmaz mı, bulunur elbet. Vatanın kaderini kurtarmak için canını seve seve bağışlayacak binlerce vatansever toplandı sesin çevresinde. Uyanmaya başladı hücrelerim; vücudumu ve zihnimi esir almış hastalığa karşı mücadele gücümü, damarlarımdaki asil kandan alarak direndim. Önde bir başbuğ, arkasında iman etmiş ben… Ergenekon’dan çıkar gibi çıktık tıkıldığımız zindandan. Yine güzel söyledi istiklal şairim:

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,        

Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ile çıktığım kutlu yolculuk düşmanı denize döktüğümüz 30 Ağustos 1922’de sona erdi.

Sonraki mücadele cehaletle idi. Cahildim… Cahil bırakılmıştım. Anadolu topraklarında terk edilmiş, geri bırakılmıştım. Şimdiki hedefim muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktı. Böylece yeni bir yolculuğa başladık. Kutlu zafer beni ileriye götürecek devrimlerle taçlandırılmalıydı.

23 Nisan 1920’de benim bir iradem olduğu hatırlatılmıştı. Artık memleketi ben yönetecektim. Beni kurtaracak şey, yine benim azim ve kararlılığımdı. Bunu Amasya’da öğrenmiştim. Artık hâkimiyet bir avuç seçkin zümrede değil, kayıtsız şartsız bende idi.

Çok şey değişti. Değişmesi gerekti. Sonra Cumhuriyet… 29 Ekim 1923’te büyük bir devir kapandı. Yepyeni bir sayfa açıldı tarihimde. Şimdi tam olarak şairin o mısrasındayım:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım…

O sarışın bozkurt yüce Türk milletinin kurtuluşuna attığı ilk adımı doğum günü bilecek, soranlara 19 Mayıs 1919’dur diyecekti. O günleri ise şu paragrafla başlayan büyük nutukta şöyle anlatacaktır:

1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve genel görünüşü şöyledir:

Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.”

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları