Tembellik

Tembellik, sabırla karıştırılır bazen. Fakat bilinmelidir ki sabrın sonu selamet, fazla tembelliğin sonu cehalettir.


Paylaşın:

Tembelliğimi yenip tembellik üzerine yazmaya karar verdim.

Nedir tembellik?

Ya da zıddı çalışkan olmaktan ne anlamalıyız?

Yani ne yapmazsak tembel neyi yaparsak çalışkan olarak nitelendiriliriz?

Üç soru işaretiyle yazıya başladım.

Sorular zihnimizin bir köşesinde duruversin biz ele alacağımız kavram etrafında söylenenlere bakalım.

Mesela Firdevsi, özgürlük ile bağlantısını öne çıkarır.

Ona göre tembellik, hür insanı esir yapan şeydir.

Benjamin Franklin ekonomik açıdan yaklaşır:

“Tembellik, o kadar yavaş hareket eder ki yoksulluk çok geçmeden ona erişir.”

Alın size tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar, ikilemi: Acaba tembel olduğumuz için mi yoksuluz yoksa yoksul olduğumuz için mi tembelleştik?

Bana kalırsa her ikisi de.

Jean Jacques Rousseau manevî bir pencereden bakar:

“Ahlaksızlıkların anası, tembelliktir.”

Alışkanlık kazanmak riskli bir durumdur. İyi bir şey alışkanlık edinildiyse kazan-kazan durumu vardır. Ama ya alışkanlık kötü ise?

Bir Hint atasözü de bu yönüne vurgu yapar ele aldığımız kavramın:

“İşlemeyen demiri kendi pası mahveder, insanı tembelliğe alışması mahveder.”

Yani Hintlilere göre tembellik ayıp değildir. Ona alışmak, onu yaşam biçimi hâline getirmek ayıptır.

Burada araya girip aynı kanaatte olduğumu ifade etmek isterim. İnsanın tembellik yapma özgürlüğü olmalıdır.

Fakat iki şartla: Birincisi, alışkanlık hâline getirmemek. İkincisi, tembelliğin başkasına zararının dokunmaması.

Giovio fütürist bakış atar: “Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır.”

Yine bu paralelde bir söz var kültürümüzde: “Bugünün işini yarına bırakma.”

Tembellik, sabırla karıştırılır bazen de.

Fakat bilinmelidir ki sabrın sonu selamet, fazla tembelliğin sonu cehalettir.

Tembellik her yerde

Tembellik insana mı mahsustur sadece?

Tabiî ki de hayır.

İsmi tembel olan hayvan var örneğin.

Tüm memeliler arasında en yavaş hareket eden hayvandır.

Dakikada en fazla yarım metre kadar hareket ettiği hesaplanmıştır.

Avcılarından gelen ani bir tehlikeyle çok nadir olsa da daha hızlı hareket edebilirler (dakikada 4,5 metre) fakat bunu yaptıklarında enerjilerinin büyük bir kısmını harcarlar.

Günde 15 ila 18 saat uyurlar.

Kalan zamanda ise yemek yerler ve tutundukları ağaç dalını değiştirirler.

İnsanlardan farkı müzmin tembel olması ve yaradılışına boyun eğmek mecburiyetinde kalmasıdır.

Tembel bağırsak sendromu var.

Tıp çevrelerinde ‘ikinci beyin’ olarak nitelendirilen bağırsağın mühim bir vazife gördüğünü düşünürsek tembelliğinin nelere yol açacağını az çok kestirebiliriz.

Tembel ülkeler var.

Brezilya’nın Federal de Pelotas Üniversitesi yaptığı araştırma ile dünyanın ‘en tembel’ ülkelerini tespit etti. Yetişkinlerin iş saatlerinde, evde, yolda ve boş zamanlarındaki hareketlerini ölçerek yapılan araştırmaya göre oluşan listeye Türkiye de girdi.

Malta’nın tembellikte başı çektiği listede ülkemiz 15. sırada.

Tembellik olimpiyatı var.

Karadağ’da her sene ‘Tembellik Olimpiyatları’ düzenleniyor.

En uzun süre hareketsiz kalan olimpiyat şampiyonu oluyor.

Anlayacağınız, katılanların tek yapması gereken hiçbir şey!

2021 yılında “en tembel vatandaş” unvanını kazanan yarışmacı 117 saat yatan Duda Aleksic olmuştu.

Tembelliğin sonunda para ödülü var hem de.

Yatarak para kazanmak denen şey bu olsa gerek.

Siyasette tembellik

Tembellik üzerine bahis açıp hayatımıza etki eden siyasete temas etmezsem olmaz.

Türkiye’de siyaset dediğimiz şey, armut piş ağzıma düştür.

Bakınız, yakın bir zaman önce 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler için partilerin milletvekili aday listeleri açıklandı.

Dikkatinizi şu kelimeye dikkat çekmek isterim: milletvekili.

Liste, milletin vekili olmak isteyenlerin listesi.

Esas olan kim?: Millet.

Aday olanlar azamî 5 sene için vekillik talep ediyorlar.

Dolayısıyla olması gereken şey listedeki isimlerin kendisinden vekillik talep ettiği milletine koşması, onların oyuna muhtaç olduğunun bilincine varmasıdır.

Yani medenî, demokratik memleketlerde bu şekil olmalı herhâlde.

Pekiyi bizde olan ne? Biz ne yapıyoruz?

Peşimizden koşması gerekenlerin ayağına gidiyoruz. Listeler üzerinden tartışıyor, birbirimizi üzüyoruz.

Tek gündemin deprem olması gereken şu günlerde haber kanalları ‘liste’ler üzerinde tepinip duruyor.

Bunlara gerek de yok lüzum da.

Tepeden inmeci biçimde listeyi yapanlar da listede olanlar da tembellik etmeyip karşımıza gelecekler, neyi niçin nasıl yapacaklarını bıkmadan usanmadan anlatacaklar.

Onları can kulağıyla dinleyecek, akıl süzgecini kullanarak kararımızı vereceğiz.

Çünkü biz onlara değil, onlar bize muhtaç.

İrade bizim, oy bizim, karar bizim, Cumhuriyet bizim!

Tam tersi bir durumda ise hava hoş.

Her ne kadar oy vermek anayasal ödevimiz de olsa seçim günü tembellik edip evimizde oturmak hakkımız olacak.

Ve bu ödevimizi yerine getirmediğimiz için kimse kulağımızı çekemeyecek.

Son söz

Sizleri üç soru işaretiyle karşıladığım yazıdan üç ünlemle yolcu ediyorum:

Türk!

Öğün, çalış, güven!

Lütfen!

 

Yazar

Doğukan Altıparmak

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar