Aradaki Fark – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Aradaki Fark

    Türkmen’in oymakta gezerken iti Eksik etmez her konuktan hürmeti Fakat düşman geçer ise aynı it Saldırır düşmana hiç vermez geç  MEVLANA   Ülkeyi sorun batağında, kendilerini de çözüm makamında görenlerin yarattıkları suni rahatsızlık için sundukları reçete malum; Anayasadan “Türk” maddesi çıksın.   Yerine  “Türkiye cumhuriyeti”  vatandaşlığı konsun. Ortak payda olarak o bize yeter. […]

23 Aralık 2012
Osman Erenalp

 

 

Türkmen’in oymakta gezerken iti

Eksik etmez her konuktan hürmeti

Fakat düşman geçer ise aynı it

Saldırır düşmana hiç vermez geç

 MEVLANA

 

Ülkeyi sorun batağında, kendilerini de çözüm makamında görenlerin yarattıkları suni rahatsızlık için sundukları reçete malum;

Anayasadan “Türk” maddesi çıksın.  

Yerine  “Türkiye cumhuriyeti”  vatandaşlığı konsun.

Ortak payda olarak o bize yeter.

Ortada problem kalmaz.

Problemin kaynağı   “Türk”.

O gider dert biter.

Sivil Toplum görünümlü kuruluşlar, “Türk karşıtı” medya bloğu bunun için seferberler.

Bu kadar hummalı gayrete rağmen yine de muvaffak olunabilmiş değil henüz. Adına tasarrufta bulundukları masum millet izliyor sükûnet içinde olup biteni. Dur bakalım sonu nereye varır?  diye.  

Onun da bildiği olacak sonunda.

Ağız dolusu “Türkiye Cumhuriyeti” de diyemiyor bu reçete sahipleri.

T.C. vatandaşlığı diyor.

Kelimenin kökü “kerih” ya onlar açısından. Bölücü örgüt ağzını kullanıyorlar bu yüzden.

Kısa künye “T.C.”

Bu da o bloğun ortak paydası işte.

“Türk” değil,  “Türkiyelilik”.

Peki, ne fark var ikisi arasında? 

Aklımıza gelenleri söyleyelim:

Birincisinde hane halkı olmak var.  

Ev, aile bağı ile bağlılık var arada. İkincisinde aynı oteli, aynı misafirhaneyi paylaşma, o kadar.

İlkinde aile şuuru, kenetlenme, acıda sevinçte bir olma, hoş görme, affetme, maziyi atiyle buluşturma, büyük, saygın onurlu, güçlü aile olma var.

İkincisinde acısı, sevinci kendine bir yaşam. Bitişik odalarda birbirinden habersiz yaşam. Şirket ortağı gibi, müşteri gibi, misafir gibi durma.  Bavulu elde her an ayrılma iradesiyle var olma.

Birincide büyük nehirlere karışarak ummana kavuşmak ülküsü, ikincide küçük derelerde kaybolmak…

Kurtuluş reçetesi diye bize bunu sunanlar iyi bilmekteler ki birlik içindeki on kişi, dağınık bin kişiye hükmedebilir.

Tarih de tanık,   tecrübeyle de sabit ki birlik halindeki Türkün bileğini büken olmaz. O yüzdendir ki önerilen ikincisi. Otel, pansiyon paydaşlığı, misafirhanede müşteri pozisyonu bir bakıma. 

Karşı koyma refleksi kırılmış, iradesi elinden alınmış kök değerlerinden koparılmış kimliksiz kişiliksiz bir toplum. 

Yaşadığımız coğrafyada vatan toprağını bize bir misafirhane, vatandaşı da o işletmeninin bir müşterisi gibi görmek isteyenlerin en çok arzuladıkları tablo bu.

Demokratikleşme makyajıyla allayıp pullayıp pazarlamaya çalıştıkları da bu.   “Türkiyelilikten” anladığımız da bu.

Millet de bunu böyle mi anlamakta? bunu da bu soruyu cevapladığında görürüz ancak. O zaman anlaşılır bu millet, öz yurdunda ev sahipliğine mi,  yoksa kendisine tahsis edilecek misafirhanesinde misafir olarak kalmaya mı razı?

Cevaplanacak başka sorular da olacak bunun dışında.

“Güdümlü” hareket etmenin adının  “bağımsızlık”,

Ayrışma” projesinin adının “milli birlik ve kardeşlik” projesi,

 “Zayıflamanın” adının “güçlenmek”,

“Küçülmenin” adının “büyümek”

“Sırf” problemin adının “sıfır” problem olarak tanıtıldığı bu kafa karışıklığında bakalım nasıl bir performans gösterecek bu millet vereceği bu mühim sınavda?  O günü bekliyor sabırsızlıkla herkes. Reçete sahipleri de. Millet de…

“Görelim Mevla neyler?

Neylerse güzel eyler” 

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları