AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______9 Mart 2017_______

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN

Talat Şalk
Paylaş:

Cumhurbaşkanı prangalarından kurtulmak istiyor. Parlamenter sistemi icraatlarının önünde engel görüyor.

Olağanüstü yetkiler istiyor, meclis denetimi, yargı denetimi olmasın istiyor.

Anayasa değişiklik tasarısı Cumhurbaşkanının istekleri doğrultusunda hazırlanmış, milletimizin oylamasına sunulan anayasa değişiklik tasarısına evet demesi uzak ihtimal ancak bu tasarı kabul edilirse Türkiye Başkanlık sistemi ile yönetilmeyecek.

ABD de başkanlık sistemi vardır ama hukukun üstünlüğü ilkesinin kabul edildiği demokratik bir ülkedir. Başkanlarının kararları hem senato hem de yargı tarafından denetlenir. ABD başkanlarının büyükelçileri ile yüksek mahkeme başkan ve üyelerini tayin yetkisi vardır. Ancak Başkanın tayin etmesi ile yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ve büyükelçiler hemen göreve başlamaz. Atama kararının senato tarafından da onaylanması gerekir. Senato da görevini ciddiyetle yapar. Atananların dosyalarını incelemekle kalmaz onları senatoya davet eder, onlarla konuşma yapar, tanımaya çalışır. Atamayı yerinde görürse onaylar. Görmezse atama gerçekleşmez. Amerika Birleşik Devletleri başkanları bu sebeplerle atayacağı yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ile büyükelçileri en iyiler arasından seçer.

Yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ömür boyu görev yapmak üzere seçilirler. Bundan dolayı kararlarını hiçbir baskı altında kalmadan, hukuka ve yasalara uygun olarak verirler. ABD yüksek mahkeme başkanlarının Amerika Birleşik Devletlerinde itibarı çok yüksektir.

Değişiklik tasarısı kabul edilirse, çağa uygun bir siyasi partiler yasası olmadığından TBMM üyeleri partisi ile de ilişiği kesilmeyen Cumhurbaşkanı tarafından seçilecektir.

On sekiz Anayasa Mahkemesi üyesinin 15 ini Cumhurbaşkanı, 3’ü TBMM tarafından HSYK üyelerinin yarısı cumhurbaşkanı, diğer yarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecektir.

Bu değişikliklerle yasama organı, Anayasa Mahkemesi ve HS(Y)K Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirilmektedir. Üyelerinin tamamının Cumhurbaşkanı ve TBMM tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi ve HS(Y)K siyasete bağımlı hale getirilmektedir. Bağımsız olmaları zordur.

Mahkemelerinin tarafsızlığı ile ilgili Anayasanın 138. Maddesine dokunulmamıştır. Ancak değişiklik tasarısı hazırlanırken 138. Madde görmezden gelinmiştir. Yani Anayasanın 138. Maddesi uygulanamayacaktır.

Cumhurbaşkanı değişiklikleri kendisi istemiştir. Bu değişikliklerle Türkiye’nin önü açılacakmış, propagandalarını öyle yapıyorlar. Hem Cumhurbaşkanı hem de başbakanın olması iki başlılıkmış. Bu sözün hiçbir gerçek yanı yoktur. Avrupa ülkelerinin hemen tamamı parlamenter sistemle yönetilmektedir.

2003 yılından beri Türkiye’yi yönetiyorlar. Gerçi parlamenter sistemle yönetiliyoruz ama Başbakanlığı döneminde, Cumhurbaşkanlığı döneminde Cumhurbaşkanımız istediği kanunu çıkardı. Yeni Anayasa yapamadı ama istediği Anayasa değişikliklerini yaptı. Yani geçirdiğimiz 14 yıla, tek adam olarak, Cumhurbaşkanı damgasını vurdu. 14 yılda çok mu iyi işler yapmışlar da, şimdi daha iyi işleri başarabilmek adına, kendi tabirleriyle “prangalardan kurtulmak” için milletimizden “evet” demesini istiyorlar.

Milletimizin Ak Parti yönetiminin 14 yıldır ne yaptığını hatırlamasını, düşünmesini ve oyunu ona görev vermesi gerekir.

İktidara geldikleri günden itibaren milletimizin kimliği ile oynamaya başladılar. Ak Parti Genel Başkan Yardımcılarından Ayşenur BAHÇEKAPILI “Anayasanın 66. Maddesini değiştireceğiz, Anayasadan Türk kelimesini çıkaracağız” dedi.

Cumhurbaşkanı, Başbakanlığı döneminde de Cumhurbaşkanlığı döneminde de karşısındaki topluluğa konuşmaya başlamadan önce “bakıyorum da aranızda Boşnak var, Çerkez var, Türk var” der milletimizi ayrıştırdı. “Türk” milletimizin adıdır. Etnik bir topluluğun adı değildir.

Tarihçi İlber ORTAYLI; “artık birisi Türk’üm deyince hemen çatık kaşlarla bakılıyor … Çok tuhaf … kimse kimlik kaosu yaratmaya çalışmasın, … elbette memleketimizin Türkiye ve biz Türk’üz.” Demiştir.

Çözüm sürecinde PKK ile anlaşacaklar ve teröristler Türkiye’yi terk edecekti, Türkiye’ye barış gelecekti. PKK silah bırakmadı. Türkiye’yi terk etmedi, terörist eylemlerine devam etti, şehirlerimize silah yığdı. Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kurduğu kantonlar gibi Türkiye’mizin İdil, Nusaybin, Cizre, Silopi, Yüksekova gibi şehirlerinde kantonlar kurmayı düşündü. Yolların ve şehirlerin altını el yapımı tuzaklarla doldurdu. Güvenlik güçlerimizin PKK teröristlerine müdahale talebi iktidarın yönlendirdiği valilerce önlendi.

Sonunda terör örgütüyle anlaşma yapmanın yanlışlığı anlaşıldı. Şehirlerimiz PKK dan temizlendi. Ancak karşılığında ağır bedeller ödendi. Çok sayıda şehit verdik, insanlarımız sakat, çocuklarımız babasız kaldı. Analar genç evlatlarını, gelinler kocalarını kaybetti.

Suriye politikamız başından yanlıştı. ABD’nin Esad’ı devirme, Suriye’yi bölme planı vardı. Biz, Suriye karışınca durumu iyi okuyamadık. Başlangıçta dostumuz olan Suriye’ye hemen hasım olduk. Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen Esad muhaliflerinin sınırlarımızdan geçmesine müsaade ettik, onlara yardım ettik. Milyonlarca Suriyeliyi sözüm ona savaştan korumak için Türkiye’ye aldık. Adeta Suriye’de PYD’ye yer açtık.

Gelen Suriyeliler Türkiye’ye yüktür. Bir de onlara Arapça tedrisat yaptırılıyormuş. Niyet nedir, yoksa demografik yapıyı bozmak mıdır?

PYD, Türkiye’mizi güneyimizden kuşattı. Güneyimizi tamamen kuşatmasına PYD’nin Akdeniz’e ulaşmasına engel olmak için Fırat Kalkanı harekâtını başlattık. Bu yerinde bir hamle idi ancak burada da yanlış yaptık. Suriye ile anlaşmamız gerekirdi. Biz kalktık Suriye ile anlaşmak yerine Esad’ın muhalifleri olan Özgür Suriye Ordusu ile Suriye’ye girdik. Ayrıca Özgür Suriye Kuvvetlerinin çoğunun ABD güdümünde olduğu da bir gerçektir.

Askerimiz El Bab’da kahramanca savaştı. El Bab’ı IŞİD’den temizledi. Bizim hedefimiz IŞID değil PYD idi.

El Bab dan sonra Membiç’e gidecektik Ama son anda PYD araya Rusya’nın girmesiyle Membiç’i Suriye’ye devretti.

Askeri dehası derecesinde siyasi dehası da olan Atatürk; topraklarında barındırdığı petrol sebebiyle Irak’ı ve Suriye’yi batılıların rahat bırakmayacağını biliyordu. Bu sebeple İran, Irak ve Suriye ile Sadabat Paktını yaptı. Bu devletlerle dost oldu. Şimdi ki yönetim ise tam tersini yaptı. Suriye, Irak, Mısır, İran ile ilişkilerimiz bozuldu.

Yapılan hataların bedelini milletimiz ödüyor ve ödeyeceğiz.

Ege denizinde Lozan Antlaşmasıyla bize bırakılan 18 küçük ada ve kayalıklar vardır. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Emekli Albay Ümit YALIM bu küçük adalar ve kayalıkların bizim olduğunu ispat etti. Bu küçük adalar ve kayalıklar 2008 yılından beri Yunanistan’ın işgali altındadır. Ak Parti yönetimi bu güne kadar adalarımızı işgal eden Yunanistan’a tepki göstermemiş adalarımızın işgaline sessiz kalmıştır.

Ekonomimiz de Ak Parti döneminde iyi yönetilmemiştir. Yıllık ortalama kalkınma hızı % 4 dür. Türkiye gibi bir ülkenin yıllık % 4 ile kalkınması imkânsızdır. ABD Merkez Bankasının faizleri düşürmesi sebebiyle Türkiye’ye milyarlarca dolar girdi. Doğrudan yatırım az olmasına rağmen Türkiye doların çok miktarda girdiği dönemi daha iyi değerlendirebilirdi ama değerlendiremedi, daha çok inşaata yöneldi. Hiçbir ülke de inşaatla kalkınma olmamıştır. Türkiye’de de inşaatla kalkınma olmadı. Gelir dağılımı dengesi bozuldu. Çok yüksek gelirliler ile dar gelirliler ve memurlar arasında bir uçurum oluştu. İşsiz sayımız her zamankinden fazla arttı.

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” Demiş şair. Halkımız yukarıda ki anlatılanları da düşünmeli ve tercihini de ona göre yapmalıdır.

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları