Çin’in Stalinci terörü anımsatan politikaları neticesinde Doğu Türkistan’ın başkenti İstanbul oldu – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______8 Ekim 2019_______

Çin’in Stalinci terörü anımsatan politikaları neticesinde Doğu Türkistan’ın başkenti İstanbul oldu

A. Selim Babaoğlu
Paylaş:
Doğu Türkistan'ın yeni başkenti İstanbul
Uygur Türklerinin kültürü tehlike altında

(https://foreignpolicy.com/2019/09/30/the-capital-of-xinjiang-is-now-in-turkey/, 30/09/2019, The Capital of Xinjiang now in Turkey)

Siyaset ve uluslararası ilişkiler dergisi Foreign Policy’de yayınlanan makalede son yıllarda gelen göçlerle bilhassa İstanbul Zeytinburnu’nda ciddi bir Uygur Türkü nüfusunun biriktiği dile getirilmiş.

Makalede Çin’in 1,5 milyona yakın Uygur Türkü ve diğer azınlık gruplardan insanı toplama kamplarında zorla tuttuğu, Çin’in söz konusu politikasını ayrılıkçılık, terörizm ve dinî aşırılık ile mücadele olarak savunduğu ancak aslında bu politikanın La Trobe üniversitesinde siyaset bilimi ve Asya üzerine çalışmalar yürüten James Leibold’un tabiriyle kültürel soykırım olduğu ifade edilmiş.

Zeytinburnu’nda Uygur Türklerinin kendilerine yeni bir hayat kurdukları, kültürlerini ve dinlerini özgürce yaşayabildikleri dile getirilmiş.

Buna rağmen herkesin Çin’de tutsak bir akrabasının ya da tanıdığının bulunduğu, Çin tarafından yürütülen kültürel soykırımın Uygur Türkleri üzerinde ters bir etkisinin olduğu müzik, giyim kuşam, şiir, resim vb konularda Çin tarafından bastırılan Uygur Türklerinin bu alanlarda daha güçlü eserler ve örneklerle bütün dünyada kültürlerini temsil etmeye yöneldiği vurgulanmış.

Aralarında profesörlerin, yazarların, antropologların, şairlerin, bilim adamlarının bulunduğu kültürel bakımdan üst tabakayı temsil eden birçok Uygur Türkünün Çin tarafından hapse atıldığı ya da bu insanlardan haber alınamadığı bilgisine makalede yer verilmiş.

Georgetown Üniversitesinden tarih profesörü James Millward’ın tabiriyle 1930’ların Stalinci terörünü anımsatan tarzda politikalar ile Uygur Türk kültürünün kafasının koparıldığı ifade edilmiş.
Makalede Doğu Türkistan’dan (Sincan) göçüp İstanbul’a yerleşen Uygur Türklerinin şahsi mücadelelerinden de bahisler bulunuyor. Bir kısmı kendilerini dünyaya korkmadan ifade ederken bir kısım Uygur Türkünün Çin casusu ve benzeri ithamlarla Çin’e iade edilme korkusuyla yaşadığı ifade edilmiş.

Bazı Uygur Türklerinin Çin menfaatine casusluğa zorlandığı aksi halde Çin’in elinde tuttuğu aile fertlerinin tehdit altında olduğu belirtilmiş.
Doğu Türkistan’da neler oluyor
Makalenin bir kısmında Doğu Türkistan’da yaşananlara da yer verilmiş.

Türkiye’de yaşayan Uygur Türklerinin kültürlerini gelecek nesillere aktarmak için hür bir ortama sahip olduklarını ancak Doğu Türkistan’da yaşayanların durumlarının çok vahim olduğu bildirilmiş.
Toplu taşımalarda Çinliler ile birlikte yolculuk yapan Uygur Türklerinin kimlik ve sabıka kaydı sorgusundan geçirildiği, toplu tutuklamaların uygulandığı, beyin yıkama kampları ve sistemli olarak aile fertlerinin birbirinden ayrılması gibi uygulamalara maruz bırakıldıkları ifade edilmiş.

Çin’in Doğu Türkistan’a karşı tutumunun 2009 yılında Urumçi şehrinde yaşanan olaylardan sonra sertleştiği, ideolojik bakımdan da Çin kültürünü çatı kültür olarak gören bakışın hükümete hakim olduğu belirtilmiş. Bu bağlamda Çin hükümetinin Tibetlilere ve Uygur Türklerine karşı asimilasyonu ülkenin güvenliği için elzem gördüğü görüşüne yer verilmiş.
Makalede Çin’in Uygur Türklerine karşı dinî yaşamı kısıtlama, lisan yasağı ve aileyi parçalamak suretiyle Uygur Türk kültürünün silinmek istendiği vurgulanmış.

Bütün bu yasaklara rağmen Çin hükümetinin aynı zamanda ziyaretçiler için Uygur Türklerine ait kültürel oyunların sahnelenmesine müsaade ettiği dile getirilmiş. Bu oyunlardaki Uygur Türkü oyuncuların sahte sakal taktıkları gerçekte ise Uygur Türklerinin sakal bırakmasının dinî aşırılığı temsil etmesi bahanesi ile Çin hükümetince yasaklandığı ifade edilmiş. Aradaki çelişkiye dikkat çekilerek Uygur Türklerine ait kültürün görünüşte temsil edilmesine ve yaşamasına müsaade edildiği halbuki içinin boş olduğu belirtilmiş.

Gelinen  noktada Uygur Türk kültürünün korunması, geliştirilmesi ve temsil edilmesini görevinin Doğu Türkistan dışında yaşayan Uygur Türklerine kaldığı ifade edilmiş.

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları