Yükleniyor...
Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistlerinin mührüyle mühürlü sözde Kürt sorunu, yani Kürt ırkçılarıyla Türk milletini bölme, Türk devletini zayıflatma hatta yıkma aparatından başka bir şey değildir. Ve de sözde bu Kürt sorunu, emperyalistlerin elinde tam 120 yıldan beridir de yıkıcı ve yakıcı bir kozdur. Bu sözde Kürt sorunu, Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistlerinin elbirliğiyle günümüzden tam 44 yıl öncesi yine ve daha acımasızca yeniden sahneye konmuştur.
Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistleri tarafından 44 yıl öncesinden beri daha acımasız olarak sahneye konulan bu sözde Kürt sorunu, on binlerce millet evladının şehit edilmesi yanında trilyon dolarlar maddi yükü ve Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinde garnizon Kürt devletçiklerini günümüz Türk milletinin ve Türk devletinin sırtına bindirmiş hâldedir.
“Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun “11 Temmuz 2014’de TBMM Genel Kurulunda kabul edildikten hemen sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da 15 Temmuz 2014’de onaylanıp, 16 Temmuz 2014’de de Resmî Gazetede yayınlanmasıyla devreye sokulan sözde Kürt sorunuyla ilgili çözüm süreci yeni bir aşamaya girmiştir…
Sözde Kürt sorunu ile ilgili olarak ortaya konulan bu çözüm süreci, PKK’nın 22 Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis memurunu şehit etmesi ile sona ermiştir… Çünkü Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistlerinin mührüyle mühürlü sözde Kürt sorunu, Türk evladından milletini, vatanını ve devletini bölüp kendisine vermesini istemekten ısrarla vazgeçmemiştir…
Ve de Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistlerinin maşası olan Kürt ırkçıları bundan sonra da Türk evladından milletini, vatanını ve devletini bölüp kendisine vermesini istemekten ısrarla vazgeçmeyeceklerdir…
Bu ülkede 25’li yaş ve daha üzeri yaşlarda olan her Türk vatandaşı, Sözde Kürt sorunu ile ilgili olarak ortaya konulan bu açılım sürecini; Habur’da kurulan çadır mahkemelerin kararıyla PKK kılıklı ve giysili militanların zılgıtlar eşiğinde ülkeye girişini olsun, askeri garnizonların nizamiyesindeki Türk bayrağının indirilmesini olsun, daha nice nice ihanetin gövde gösterilerini olsun acı ve hüzün içinde daha dün gibi hatırlar ve de asla unutmaz…
Bu uğursuz sürecin PKK’nın 22 Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis memurunu şehit etmesinden sonraki kısmını ise; altları tünellerle donatılmış ve bu tünellerin içiyle sokakları da PKK’lı teröristlerle dolu sözde kurtarılmış şehirler, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde patlatılan PKK bombalarıyla katledilen yüzlerce masum Türk evladının şehadeti ile vahim mi vahim, felaket mi felaket ihanetler olarak hatırlar ve unutmaz yine bu Türk evlatları…
Hülasa, çözüm süreci yani açılım ve dağılım; Türk milletine saçılan milletini ve vatanını hendeklerden toplatmıştır…
Milletçe yaşanılan bunca acı tecrübelerden sonra gerek Türk milletinin gerekse de Türk Devletini yönetenlerin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasın Devletin şekli, Cumhuriyetin niteliği, devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkentini ortaya koyan maddeler olan o ilk üç madde ile bu üç maddenin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez olduğunu belirten 4.maddesini ve “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür.” diyen Anayasanın 66. Maddesine gözünün bebeğince sahip çıkması gerekmektedir… Aksi hâlde ne mi olur? Aksi hâlde Türk milleti Bölünür ve Türk Devleti çöker…
Öyleyse bugünlerde tekrar gündeme getirilmeye çalışılan Atlantik ötesi ve Avrupa emperyalistlerinin mührüyle mühürlü sözde Kürt sorunu ile ilgili yeni çözüm süreç ve süreçlerine aman ha pür dikkat Türk evladı.