Cumhurbaşkanımıza açık mektup – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı   • MDM İstanbul Şubesi Perşembe Sohbetleri: Türkiye’de Organ Nakli ve Sorunları

Cumhurbaşkanımıza açık mektup

İSTANBUL’A YAPILACAK OLAN KANALIN İSMİ BEYÂNINDADIR….

17 Şubat 2021
Ayşe Göktürk Tunceroğlu

Cumhurbaşkanımıza açık mektup

Muhterem efendim,

Zaman zaman Türkçe hassasiyetinizi dile getiriyorsunuz. En son, 2021 Yunus Emre ve Türkçe Yılı’nın açılış konuşmasında bunu gördük. Ne doğru sözler ettiniz?! Geçen aylarda da Yüksek İstişâre Kurulu toplantısında Türk Dil Kurumu’nun bir raporunun ele alındığını gazetelerde okumuştuk. İngilizce isimlerin ayıklanması, Türkçe’nin korunması üzerine. Bir kanun çıkarılması teklifi varmış! Sonra geçen haftalarda Kültür ve Turizm Bakanlığı Ödülleri töreninde yine Türkçe hassasiyetinizi öne çıkardınız, yabancı kelimeler bir yana, dilimizde olmayan cümle yapılarıyla Türkçe’nin özünün tahrip edildiğini vurguladınız, plaza dilinden, sosyal medya dilinden yakındınız. “Dilde müstevlilerin adeta mahkûmu gibiyiz.” dediniz.

“Yabancı kelimeler” deyince… “Türkçe’nin korunması” deyince… “Türkçe’nin özü” deyince…

Bir yaraya parmak basıldı!

Bu meseleyi çözerseniz ancak siz çözersiniz!

Çünkü meseleyi ortaya siz getirdiniz, ilk defa sizin ağzınızdan işittik.

İki isim…

2011 ve 2013’de ilk defa sizin ağzınızdan iki ibare duyduk: Kanal İstanbul, Borsa İstanbul.

İstanbul’a kanal açılması konusunda ne kadar kararlı olduğunuz anlaşılmıştır. “İsteseler de yapacağız, istemeseler de” ifadenizden bu yolda kimseyi dinlemeyeceğiniz anlaşılmıştır. Yine de bilim adamları, kalem sahipleri dillerinin döndüğünce konuştu, yazdı, konuşuyor, yazıyor.

İstanbul’a açılacak kanal, İstanbul için, Türkiye için yeni kargaşalıklara, yeni kalabalıklara, yeni huzursuzluklara yol açacaksa da, hiç değilse dilimiz için, Türkçe için bir garâbet, bir çirkinlik, bir aykırılık getirmemeli. Bugüne kadar getirdi. “Hayalim” dediğiniz inşaatın hazırlığının yapıldığı bugünlerde, daha fazla beklemeden, daha geç olmadan bu garâbeti, bu çirkinliği, bu aykırılığı ancak siz halledersiniz. Yanlıştan dönmenizi bekliyoruz. Kanal sizin hayaliniz olabilir ama Türkçe -sizin de altını çizdiğiniz gibi- hepimizin gerçeğidir.

Kanal İstanbul, Borsa İstanbul…

Ben borsadan da anlamam, kanallardan da. Ama Türkçe’den anlarım. İlk duyduğumda, “Eyvah…” dedim. “Bunlar ne biçim isimler?!”

Dilimizin yabancı dillerden kelime alması konusu hep tartışılagelmiştir. Bir vakitler Arapça, Farsça, şimdilerde İngilizce… İhtiyaç varsa kelime alınır, Türkçeleştirilir. Bu konuda başucu kitabı Nihat Sami Banarlı’nın Türkçenin Sırları’dır.

Bir dil için, ihtiyaç halinde başka dillerden kelime almak kaçınılmaz bir durumdur, o dilin bünyesini bozmaz, zaten dünyada öz dil diye birşey yoktur.

İhtiyaç yokken, dilimize yabancı kelimeler sokmak elbette doğru değildir, züppeliktir. Meselâ, geçenlerde Radyo Televizon Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde ödülleri siz verdiniz. Ödülün adı: Medya Oscarları! Züppeliğin, taklidin, özentinin bas bas bağırdığı bir isim! “Oscar” nedir Allahaşkına?! Ne ilgisi vardır bizimle? Düzenleyenleri uyarmanızı beklemiştik o gün.

Lâkin,  dili asıl bozan yabancı kurallar almaktır. Kelime alımından da önemli olan, dikkat edilmesi gereken “kuralları” alıp almamak meselesidir ve öz kuralları yabancı kurallarla değiştirmek dili hırpalar, “ana diliniz” olmaktan çıkarır. Osmanlı Türkçesi’nde hep tenkit edilen, edebî bir moda olarak onyedinci asırda zirveye ulaşan yazı dilinin (özellikle nesirde) anlaşılmazlığının sebebi, Arapça ve Farsça “kurallar”la boğulmuş olmasıdır. Kurallarla!!

Bu kurallar meselesi alfabenin okunuşu ile başlar. A,B,C,D…. Biz nasıl okuruz? A, Be, Ce, De…. diye okuruz. İngilizce’de A “ey” okunur, B “bi”, C “si”, D “di”….. Meselâ, televizyon kelimesi yabancı dilden alınıp Türkçeleşmiştir. “Altını olan kuralı koyar” demişler ya, icadı yapan, piyasaya ilk süren adını koyuyor! Ama Türk malı NTV kanalı neden “EnTiVi” okunur, anlamak mümkün değildir! Neden PKK Türkçe alfabeye göre söylenirken, YPG ve PYD kısaltmaları İngilizce alfabeye göre (Vay Pi Ci, Pi Vay Di) diye söylenir, anlamak mümkün değildir! IMF neden (Ay Em Ef) diye okunur, şaşmamak mümkün değildir. “Dilde müstevlilerin adeta mahkûmu gibiyiz.” diyen zat-ı devletlerinden böyle duymak istemiyoruz. Bu tuhaf söyleyişlerin sizin tarafınızdan kabul görmesi bizi üzmektedir.

Gelelim borsa ile kanala!

İlk defa sizden işittiğimiz iki özel isim. İki isim tamlaması. Bu iki ifadede dilimizin kurallarının nasıl hiçe sayıldığının bilmem farkında mısınız?

Borsa İstanbul. Kanal İstanbul.

Türkçemizde “belirtili isim tamlaması” vardır, “belirtisiz isim tamlaması” vardır. Tamlamalarda iki unsur bulunur: Tamlayan, tamlanan. Türkçe dil bilgisi kurallarına göre önce tamlayan, sonra tamlanan gelir.

Belirtili isim tamlamasında her iki unsur da ek alır: “Kapının kolu.”  Eğer “kapı kolu” dersek belirtisiz tamlama olur.  Bu örnekte “kapı” tamlayandır, “kolu” tamlanan.

Konumuz belirtisiz tamlamaları ilgilendiriyor. Tamlayanın ek almadığı, yalın halde bulunduğu tamlamalar: Okul yolu, baba ocağı, kış havası, yaz gecesi, Amasya elması, İstanbul şehri, Göztepe Parkı, Nedim Divânı, Atatürk Bulvarı…

Yani biz Türkçe’de “elma Amasya” demeyiz. Yahut “şehir İstanbul” demeyiz. “Park Göztepe” demeyiz. Yahut “Bulvar Atatürk” demeyiz.

O halde bu “Borsa İstanbul” neyin nesidir? Niçin İMKB’nin ad değiştirme operasyonu “İstanbul Borsası” şeklinde yapılmadı? “Borsa New York” denmiyor ki! “Borsa Paris, Borsa Londra” denmiyor ki! Nerden çıktı Borsa İstanbul? Bu şekilde daha mı “havalı” bulundu? Bu bence bir dil züppeliğidir. Spikerlerimiz haberlerde sayıyor: Atina borsası, New York borsası…. Sonra “Borsa İstanbul…” Yabancı borsaları doğru okuyor, yerli borsaya sıra gelince şaşırıyoruz.

Neden “İstanbul Borsası” değil de Borsa İstanbul?

Ve niçin Kanal İstanbul! “İstanbul Kanalı” değil de?… Niçin yine isim tamlaması kuralımız hiçe sayıldı? Süveyş Kanalı’na “Kanal Süveyş” demiyoruz ki! Ya da “Kanal Panama” mı deniyor? Hayır! Türkçe’ye göre konuşacaksak, Türkçe’yi koruyacaksak, Türkçe’ye kıymet veriyorsak “İstanbul Kanalı” olmalıdır. Dilimizde kural budur! Sizin de kulağınıza bu şekli daha doğru ve güzel gelmiyor mu efendim?

Bu kanal yapılıp bittiği zaman İstanbul’a ve ülkemize neler katar bilmem ama, dilimize şimdiden bir yanlışlık daha kattı. Bu yanlışlığı düzeltmek sizin elinizde. Külliyedeki dil danışmanlarınız bu konuda sizi uyarmalıydı. Bu yanlış ifadeye nasıl göz yumdular, anlayamıyorum. Bilmemeleri mümkün mü?

Uyarısına kulak vermemiz gereken bir isim Türk dilbilgisinin  büyük ustalarından Muharrem Ergin’dir. Hocamızın üniversitede ders kitabı olarak okuduğumuz Türk Dil Bilgisi kitabının 384’üncü sayfasında yazdıklarını bir kere daha okumakta fayda var. Birkaç defa okumakta fayda var:

“…..isim tamlaması üzerinde yapılan feci bir yanlışlığa işaret edelim. Bu yanlışlık belirtisiz isim tamlamasında iyelik ekinin atılması hadisesidir: Mardinkapı, Edirnekapı, Topkapı, Mektep sokak, Ömer Han, Ahmet Palas, Orhan Tepe, Bulvar Saray misallerinde olduğu gibi. Öteden beri bazı yer isimlerinde görülen, son zamanlarda çok artarak semt, mülk, sokak vs. isimlerinde şuursuzca kullanılan bu yanlış şekiller her yerde ve her zaman hemen hemen tamamiyle yabancı tesirlerden doğmuştur. Bunların bazılarında, bilhassa semt isimlerinde kısaltma duygusundan veya baştaki ismi sıfata benzetmekten ileri gelen bir kısaltma, bir yıpranma da yok değildir. Fakat bugün salgın halinde olan ve birinci kelimesi hiç bir sıfatlık vasfı taşımayan bu terkipler tam bir yabancı istilâsı, o istilâyı şuursuzca bir kabuldür. Bunların Türkçe’nin yapısı ile hiçbir ilgileri yoktur ve Türkçe’de böyle bir gelişme olduğunu zannetmek tamamiyle saçmadır. Hele unsurların yerini değiştirmek suretiyle böyle terkipler yapmak bilerek veya bilmeyerek Türkçe’ye ihanet etmek, millî şuurdan nasibi olmamak demektir: Villa Faikoğlu, Kulüp Hasan gibi. Bütün bu çiğ, sakat ve yabancı ağızlı terkipler bugün bilhassa müessese, apartman, köşk, sokak isimlerinde o kadar çok, şuursuz ve gelişgüzel kullanılmaktadır ki Türkçe’yi inciten bu durumun önüne geçmek için artık bir millî kültürü koruma kanunu çıkarmaktan başka çare kalmamıştır.

Bu kitabın yazıldığı tarih 1972. O vakitten beri hocamızın uyardığı konularda öyle mesafeler katedildi ki!! O bile böylesine bir bozulmayı, yozlaşmayı tahmin etmemiştir.

“Borsa İstanbul, Kanal İstanbul” ucûbeleri onun işaret ettiği feci yanlışlığa iki örnektir. Hocanın ağır eleştiri okları üzerimize düşüyor! Türkçe’ye ihanet etmek, millî şuurdan nasipsizlik, şuursuzluk…

Bu meseleyi ancak siz çözersiniz. Siz doğrusunu söylerseniz bütün millet doğrusunu söylemeye başlayacaktır. Yanlışı ilk sizden duyduk, doğruyu da sizden duyalım! Madem dilde seferberlik ilân ediyorsunuz… Kürsülerde Türkçe’ye gösterdiğiniz duyarlılığın lâfta kalmamasını, hayata geçmesini bekliyoruz.

 

Dedi ve bitirdi nâmesini

Devşirdi ve sildi hâmesini

                                               (Behiştî, hâme:Kalem)

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları