DİN –KİN ve ÖTESİ…

“Dindarlık-kindarlık” tartışılırken köyden Tahir Emmiyi hatırladım. ”Diniküm dindariküm taht-el kademeyn” ne demek bilin mi sen? diye sorar, karşıdaki de bilemezdi tabii bunu. “Susacak konuşmayacaksın o zaman”  der, oturturdu yerine. Çok kullanırdı bunu rahmetli. Muhiddin-i Arabiye atfedilen malum, meşhur rivayet idi kastettiği. Rivayet odur ki; Muhiddin Arabî ölmeden evvel “Sizin taptıklarınız benim ayağımın altındadır. Sin, Şın”a […]


“Dindarlık-kindarlık” tartışılırken köyden Tahir Emmiyi hatırladım. ”Diniküm dindariküm taht-el kademeyn” ne demek bilin mi sen? diye sorar, karşıdaki de bilemezdi tabii bunu. “Susacak konuşmayacaksın o zaman”  der, oturturdu yerine. Çok kullanırdı bunu rahmetli. Muhiddin-i Arabiye atfedilen malum, meşhur rivayet idi kastettiği. Rivayet odur ki;

Muhiddin Arabî ölmeden evvel “Sizin taptıklarınız benim ayağımın altındadır. Sin, Şın”a galb oldukta Muhiddin’in kabri ortaya çıkar” der. Dinleyenler bir şey anlamazlar bundan. Hazret 78 yaşında, Şam’da vefat ettikten sonra sevmeyenleri ona olan nefretini mezarından çıkartmaya çalışırlar. Kirletir, üzerini çöplerle doldururlar. Yıllar sonra Yavuz Sultan Selim Han Şam’a gelir. Bu büyük zatın kabrini buldurur, temizletir, üzerine türbe yaptırır bir de. “Taptıklarınız ayağımın altında” dediği yeri de kazdırır ki bir küp altın… O imiş taptıkları meğer.  Sin ile Selim’i, Şın ile de Şam’ı kastettiği böylece anlaşılır.

Bu millet “Allah diyenden zarar gelmez” diye bilir böyle de inanır buna. Riya karıştırılmadığı, samimi olunduğu müddetçe olması gereken de o dur.

“Riya” inandığı, düşündüğü gibi davranmama, özü sözü bir olmama, ikiyüzlülük”  hali. “İstismar” ise birinin iyi niyetini kötüye kullanma, sömürme anlamlarına gelmektedir. “Allah korkusu” imanı gerektirir. “Kork korkamazdan” sözü bunun için söylenmiştir. İnanmayan inanmadığından korkmaz da zaten. Neden korksun ki?   M. Akif şu şekilde ifade ediyor bunu;

İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür,

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

Ne ilimdir ahlaka yüksekli veren ne irfandır

Fazilet duygusu insanlarda Allah korkusundan.

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı yezdanın.

Ne irfanın kalır te’siri kat’iyyen
ne vicdanın.

Hz Peygamber de bu hususta şunu buyurmaktadır: “Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş sayılmazsınız”

“İman, sevgi-kin” üçü bir arada olamaz.

“Dindar nesil” projesinden maksat parti programıyla kendine benzetme, tektipleştirme ise, bunun adını koymuştur bu millet. “Kendine Müslümanlık”

“Rabbena hep bana” diyenden daha zararlısı da yok Allah indinde. Dine en büyük zarar da bunlardan gelmiştir. Tarih örnekleriyle doludur bunun.

Atatürk: “Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, da öyle inanıyorum…” derken samimidir. O gerçek devlet adamı idi.  Dürüsttü. Riyayla, istismarla işi yoktu. Milletine karşı yalan söylemezdi. İnandığını söylerdi. Millet de onu gördü, o yüzden ona inandı ve onun liderliğinde istiklal mücadelesine omuz verdi. Öylece oluştu “Türk Baharı” geçen yüzyılın başında. Batıdan, Okyanus ötesinden birtakım esintilerle oluşmadı. Dört mevsim bahara kavuştu o azmin, o inancın sonunda da. O yüzden modası geçmemekte Atatürk’ün. O yüzden model olmakta bugün bile mazlum milletlere. “Daha dindar, bütün sadeliği ile dindar olmalı” derken yaş,  cinsiyet, ayrımı yapmamış, bir bütün olarak  “millet” demiştir. Sözde kalmadı kurumsallaştırmaya da çalıştı bunu. Diyanet teşkilatının kurulması, Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi, öğretimde birlik, bunun birer göstergesidir.

İnsanları değiştirme, dönüştürme, kendine benzetme tartışması öğrencilik yıllarımızda da vardı. Sormuştu bir keresinde Fakülte dekanımız Hüseyin ATAY Hoca: “(Ey Peygamberim!) Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette îmân ederlerdi. O halde sen iman etmeleri için insanları zorlayacak mısın?”. (HUD 11/99)

Ne anlam ifade etmektedir bu ayeti kerime? Ne olurdu herkes iman etmiş biçimde yaratılsaydı? “İmanın bir değeri” olmuştu ekser cevap. Başka cevaplar da verilmiş alamamıştı istediğini, kendisi cevaplamıştı sonunda;

“Demek ki Yaratan herkesin iman etmesini dilemedi”. Dilese sırf melek, dilese sırf şeytandan ibaret bir topluluk yaratabilirdi. Fabrika mamulü gibi tek tip olsun istemedi. Şeytan tarafı da, rahman tarafı da olan, günaha da sevaba da meyyal insan yarattı onun yerine. İrade verdi bir de,  bir başkasına vermediği. Onun için de mesul saydı yaptıklarından, taptıklarından dolayı. Rabbin dilemediğini kimsenin dileme hakkı yok. Allahın gücü de kudreti, iktidarı da kul ile kıyas da götürmez.

Projeyi anlamaya çalışırken dün başörtüsü için açılan “ikna odaları” bugün “dindarlaştırma” için mi açılacak?  Bu soru kafamı kurcaladı doğrusu. Allah kimseye “model dindarlık” rolü vermedi.

Model olarak bir Hz peygamber (S.A.V) yeter.

“La ikrahe fiddin” (Dinde zorlama yoktur) (BAKARA-256)

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. (Hadis-i Şerif)

Bilinen bir hikâye ile noktalayalım konuyla alakası bakımından:

“Adam inadı kırmış, ilk defa namaza niyetlenmiş. İlk kez caminin kapısından içeri girmiş. Başlamış bildiği gibi namazını kılmaya. Duruma tanık olan imam, müezzin tadil-i erkâna aykırı bulunca almışlar ikna odasına adamı. Bir güzel anlatmışlar namazın nasıl kılınacağını.  Bu haliyle eda ettirmişler bir de. Sormuşlar namaz bitimi;

“De bakalım önceki mi efdâl, şimdiki mi?

“Önceki” demiş bizimkisi. “İlki Allah korkusundan idi. Şimdiki sizin korkunuzdan..”

Korkan da, korkutan da olmak Müslüman ahlakına yakışmaz. Yunus dilidir, vicdanıdır bu milletin. Hissiyatımıza tercüman olmuştur aşağıdaki dizeleriyle. Bunu bilir, bunu söyleriz biz de “kindarları, kinleriyle” baş başa bırakarak;

Adımız miskindir bizim.

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize

Kinin yerini sevginin, kavganın yerini barışın aldığı, nice nice bayramlara

Milletçe, hep birlikte…

Osman Erenalp
Yazar

Osman Erenalp

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.