Diyarbekir Yoluna…

02.06.2011   Diyarbakır etrafında bağlar var Fitil işler yüreğimde yaram var. Sen gelmezsen benim başka kimim var? İsterem ki bir gün evvel gelesen…   Diyarbakır Türküsü   Başkentin kenar semtlerinde bile 4. 5. sınıfa gelip de henüz Ulus’u Kızılay Meydanını göremeyen öğrencilerimizin bulunduğunu görünce benim doğup büyüdüğüm şehir merkezini ancak orta sonda görmüş olmamda yadırganacak bir […]


02.06.2011 
 
Diyarbakır etrafında bağlar var

Fitil işler yüreğimde yaram var.

Sen gelmezsen benim başka kimim var?

İsterem ki bir gün evvel gelesen…

 

Diyarbakır Türküsü

 

Başkentin kenar semtlerinde bile 4. 5. sınıfa gelip de henüz Ulus’u Kızılay Meydanını göremeyen öğrencilerimizin bulunduğunu görünce benim doğup büyüdüğüm şehir merkezini ancak orta sonda görmüş olmamda yadırganacak bir durum yok. Öğretmen okulu sınavı vardı önümüzde. Diyarbakır’ı da görecektim bu sayede.  Çüngüş’ün bir otobüsü, üç dört kadar da kamyonu vardı o zaman. Bir de taksisi Demirci Selahattin’in. Yük, insan nakliyatı bunlarla olmaktaydı. Sınav günü erkenden yola inmiş, Mino Zülküf’ün otobüsünde ayakta Çermik Ergani üzerinden iki saatlik yolculuk sonrası Ali Emiri Ortaokulu sınav salonundaki yerimizi almıştık. Sınav bitecek aynı otobüsle geri dönecektik. Birkaç saatlik zaman kalacaktı bize. O heyecan sona ermiş şehri gezmeye gelmişti sıra. Kiralık bisiklete binmiştik evvel. İki tur için para yetirebilmiştik ama olsun. O heyecanı tatmıştık ya. Köyümüz dağ yamacında olduğundan bisiklet yoktu bizde. Görür imrenirdik.  Fazla da uzaklaşmıyorduk kaybolmayalım diye. Garajı yokluyorduk arada da. Otobüs yerinde mi diye. Şehrin merkezi Dağkapı Dörtyola kadar açılmıştık bir ara cesaretimizi toplayıp da. Kaymakamımız Kutlu AKTAŞ çıkmıştı karşımıza. Tarih dersimize geliyordu. Hocamızdı yani aynı zamanda. İki öğretmeni bir de müdürü vardı zaten okulun. İlçe müdürleri, askerlik şube başkanı giriyorlardı kalan derslere. Sınavın nasıl geçtiğini sorumuştu Kaymakam Bey.  Sonra da eşinin ve çocuğunun da olduğu makam aracına götürmüştü bizi. Kudret de vardı cipte bizim sınıftan. Babası yoktu Kudret’in. Öksüz bir kızdı. Makam şoförü Vehbi Abiyi hepimiz tanırdık. Bir kaymakamı, bir cipi, bir de şoförü olunca ilçenin tanımamak ne mümkün. Yol parasından kurtarmış öylece geri dönmüştük geldiğimiz gibi sonradan İstanbul valisi, İçişleri bakanı olacak olan bu değerli devlet adamının aile efradıyla. Sabah bindiğimiz noktada köyün yol ayrımında inip adımlamıştım kalan dört km’lik kısmı. Sonrası beklemekti artık bize düşen. Bakalım sonuç ne olacak diye? Üç ay kadar sürmüştü bu sabırsız bekleyiş. Sınavı kazandığım haberi sevince boğmuştu bizimkileri. Bir ilk oluyordu bu bizim köy için. İki hafta içinde kayıt yaptırmamız isteniyordu gelen yazıda. Sağlık raporu gerekliydi tam teşekkülü hastaneden. Bu kez babamla gitmiştik Diyarbakır’a üç ay aradan sonra. Bir hafta sürmüştü rapor işi. Tam teşekküllü bir izdihamdı bizim için. Hastane koridorları, koşturmacalar,  imza kuyrukları, ezilmeden başardığımıza şükrediyorum geriye baktığımda. Salimen kayıt merkezine ulaştırmak kalıyordu elimize tutuşturulan bu imzalı mühürlü kâğıdı artık.

 

Dicle Palasta kalmıştık bu süre içinde. İki katlı, eski bir oteldi burası. Çüngüş oteli de deniyordu. Cezaevine giderken sol kol üzerinde kalıyordu. Gelen hemşeriler burada kalırlardı. Biz de öyle yapmıştık.

 

Surları, Dağkapı – Urfakapı – Mardinkapı – Yenikapı’yı, Dicle’yi, dört köşe minareli Celal Güzelses’in müezzinlik yaptığı Ulu Camiyi ilk o zaman görmüştüm. Bilet alıp yola çıkacakken Bekir Amcayla karşılaşmıştık bu kez. Zabıt kâtibiydi ilçenin. Giresunluydu. Babam muhtar olduğundan tanışıyorlardı. Oğlu Harun birincilik, ben ikincilikle bitirmiştik ortaokulu.  İkimiz de Kırşehir Erkek İlköğretmen okuluna kayıt hakkı kazanmıştık. “Bizde kalır birlikte gidersiniz” deyince babam köye dönmüş beni oraya teslim etmişti. İlk kez evden ayrı kalıyordum. Derin hüzün çökmüştü içime. Harun İlkokulu orada okumuş, şehri iyi tanıyordu. İkinci tayinleriydi bu.  Pek sevmişler Diyarbakır’ı ailece, öyle diyordu.  Harun’un rapor alma işi bitene kadar şehrin altını üstüne getirmiştik. Okullar iki hafta olmuştu açılalı ama, yeni kayıtlar için henüz zaman vardı. Bekir Amca bizi faytonla tren istasyonuna getirip Kurtalan ekspresine bindirmişti sonunda. Harun’un çocukluk arkadaşı Abbas da katılmıştı bize. Elazığ Kayseri üzerinden Yerköy’e, oradan Kırşehir’e geçecektik. Faytonu da, treni de ilk görüyordum. Bir gece bir gündüz sürmüştü yolculuk. Gece Yerköy’de yatıp sabah ilk araçla Çiçekdağı üzerinden Kırşehir’e varmıştık. Dört yıl sürecek yatılılık günleri başlamıştı artık. Gâh tren gâh otobüsle yol olmuştu artık Kırşehir Diyarbakır arası. Kayseri, Malatya, Elazığ güzergâhı o tarihten sonra.

 

Sayılı gün çabuk geçmiş, öğretmen okulu da bitmişti göz açıp kapayana kadar. Üniversite imtihanı vardı önümüzde. “Öğretmen oldun. Şükret. Yeter artık” deseler de müracaatımı yapmıştım bir kere. Sınav merkezi yine Diyarbakır’dı öğretmen okulu sınavı gibi. Ziya GÖKALP lisesiydi bu kez Ali Emiri Ortaokulu yerine. Her ikisi de uğurlu gelmişti benim için. ÖSS belli merkezlerde yapılıyordu o zamanlar. 1975 in bir 23 Haziranı idi. Civar illerden gelenlerle Diyarbakır hareketli ve kalabalıktı.  Bir sebebi daha vardı bunun.  Dönemin devlet bakanı, başbakan yardımcısı Alpaslan TÜRKEŞ gelecek konuşma yapacaktı bir de Dağkapı’da. Sura asılı üç hilal her şeyi anlatıyordu.

 

Sur ve üç hilal… “Mümine imanın, yağmura dumanın” yakıştığı gibi duruyordu sanki. Bize öyle geliyordu ya da. Bekliyorduk ne zaman gelecek diye. Miting başlamadan biri çıkmış bayrağın ipini kesmiş yere düşürmüştü. Sonrasında terör anarşi adına tanıdık manzaralardı hafızalara kalan.

 

Başbuğun “Devletin var olduğunu göstermek için konuşuyorum”  diye bitirdiği o tok sesi ve kısa konuşması bir de.

 

36 yıl geçmiş üzerinden. Dağkapı’dan her geçişte surda asılı üç hilal gelir gözlerimin önüne.

 

Büyük Türk sosyologu, fikir adamı, Diyarbakır’ın Türk Milletine armağanı Ziya Gökalp; “Kürdü sevmeyen Türk, Türkü sevmeyen Kürt olamaz” diyor. Atatürk “fikir babam” diyor Onun için. Kaldığımız güne bak ki Cahit Sıtkı, Süleyman Nazif, Celal Güzelses, Ali Emiri v.b efendilerle anılan diyarda kimlerin sesleri yükselmekte şimdilerde. O altın kuşaktan, bugünün

“Türkler dağdakilerdir. Gelip de bağdakini kovmasınlar…”

 

“Türkiye tek başbakanla yönetilemez” deme cüretini gösterebilen bir kuşağa.

 

Camide saflara müdahale edebilen “sahibinin sesi” bir kuşağa. Düşünün artık proje üzerinde çalışanların ne kadar mesafe kat ettiklerini.

 

Türk Milleti Anadolu’yu “ebedi yurt” edineli “Batı”, Kürt asıllı, Ermeni asıllı vatandaşımızı, diğer etnik unsurları kullanmayı denemiştir hep. Buna da alışıktır bu millet. Sağduyu sahibi, bölücülüğe prim vermeyen herkesi tenzih ederek belirtmek gerek ki, tarihin hiçbir devrinde “Batı”yı bu derece memnun etmemiş, bu derece sesi olmamıştı hiçbir kuşak bugünkü kadar.

Dün Çanakkale’ye yığılan Haçlı koalisyonu bugün PKK olarak karşımızdalar. Fazlaları var, eksikleri yok.

 

Devlet gemimiz ne zamandır su alıyor ne yazık ki. “Gevşek tükürüğün sakala zararı var” Yıllar yılı bizi idare edenlerimiz oturup da vicdan muhasebesi yapıyorlardır inşallah geriye bakıp da ne diyelim.

 

Gitmediğin yer senin değildir.

 

“6 Haziran” sevindirici umut vericidir.  Diyarbakırlı özlemle bekliyor o günü. Devlet ortada yoksa biri çıkar“devlet benim” diyebilir pekâlâ. Devlet ol, göster o devlet gibi duruşunu, gör kimin yanındaymış canı cenderedekiler meğer?

 

Öyle güne kaldı ki “olmaya devlet, devletini yanında görmek isteyen vatandaşa bir duruşluk devlet gibi”.

 

Diyarbakırlı için de, her yöre için de bu böyle maalesef.

 

“Adamın alnına vurmuşlar ah arkam..!” demiş. Devlet olmak sorumluluğu vatandaşının arkasında durmayı gerektirir her şeyden evvel.

 

“Malumu bir daha ilam” edelim ki iki başbuğun ağzından;
 
“Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, İstanbullu, Trakyalı, Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır…”
 
“Onlar ne kadar Kürt ise, biz de o kadar Kürt, biz ne kadar Türk isek onlar da o kadar Türk…”

 

Kürt Türk kardeş, ayrım yapan kalleştir. Budur  “6 Haziran” için diyebileceğimiz. Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.

 

Hayırlı olsun devlet-millet buluşması her iki başa da.
 
 

Yazar

Osman Erenalp

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.