Dzamija

Ayşe Göktürk Tuncerlioğlu, bu yazısında bizleri bir zamanlar Akdeniz sahilindeki Türk illerinden biri olan Dubrovnik'e götürüyor...


Paylaşın:

Dubrovnik, geçirdiği depremlere, 1991’deki Sırp bombardımanlarına rağmen bugün çok iyi korunmuş ve çok iyi restore edilmiş bir ortaçağ şehri. Ben “Dubrovnik” deyince kaleyi kastediyorum elbette. Sur içini. Kalenin dışında kalan Dubrovnik tabiatıyla, mimarisiyle gözalıcı, sevimli, fakat benzerleri çok olan bir Akdeniz sayfiye kasabası.

Kale içinin haritasına göz gezdirirken birden 38 numaralı noktada mosque/mesjid yazdığını gördüm. Bir kelime daha var aynı yerde: Dzamija. 

Şaşırdık. Kale içinde bir mescit olabileceği hiç aklımıza gelmemişti. Dubrovnik’te bir mescit olur da gidilmez mi? Arayıp bulduk. Miha Pracata Sokağı 3 numara. Daracık, loş sokaklardan birinde yeşil bir kapı. Kapının üzerinde yeşil-beyaz renkli bir fener asılı. Fenerde “Mosque” yazıyor. Dış kapı üzerine asılı fenerler kale içinde tabela vazifesi görüyor Dubrovnik’te. Akşamları yandığı için, hem hoş bir görüntüsü oluyor, hem aradığınız adresi bulmanız kolaylaşabiliyor. Kolaylaşmayabilir de… Çünkü burası bir labirent şehir!

Dört katlı taş bina. Yeşil kapıyı açıp girdik. Sahanlık ve merdivenler… Böyle dışarıdan bakınca, alıştığımız biçimdeki camilere benzemeyen camilere Amerika’dan alışkınız biz! Vakit öğleye yakındı ama hiç kimse yoktu ortalıkta. Merdivenleri çıktık. İkinci katta mükemmel bir daire. Kapılar açık. Ayakkabılar çıkarılıyor… Güzel döşenmiş bir kaç misafir odası, kitaplıklar, tertemiz bir tuvalet bölümü, abdest alma yerleri… Sonra, duvardan duvara bordo rengi halılarıyla, şekil şekil işlenmiş ahşaptan pervazları, mihrabı, minberi ile iç açıcı bir mescit kısmı. İki gündür içinde savrulup kavrulduğumuz Dubrovnik’ten tamamen farklı bir havanın içindeyiz. 

 

Dubrovnik sıcağından bunalmış bedenlerimizi rahat koltuklara attık. Fakat meraktayız. Ortalıkta hiç kimse yok!

Sonra…. Öğle vakti iyice yaklaşmıştı ki, merdivenlerden çıkan bir ayak sesi duyuldu. Ağır ağır… Bir dakika sonra uzun boylu, ince yapılı, yaşlıca bir beyefendi odanın kapısında göründü, selâmlaştık. Karşımızdaki koltuğa oturdu. O da ilk defa gördüğü bizi merakla süzdü. Bir iki yutkunmadan sonra… İngilizce olarak konuşmaya başladık. Kendimizi tanıttık. Yüzü aydınlandı. “Benim adım Samir” dedi, “Karamehmet ailesindenim.” Anlaşılan bu aile Dubrovnik ve çevresinde bilinen, tanınan bir aile idi, fakat biz bilmiyorduk. Bilmediğimizi farkedince anlattı. Karamehmetoğlu…  Karamehmedoviç… Babası Dubrovnik’te mescit kurmak için kolları sıvayan ilk kişilerdenmiş. “1929 yılında ilk önce babamın evinde cemaatla namaz kılınmaya başlandı.” dedi Samir Bey. Bir süre öylece devam etmiş. Cemaatin nüfusu artınca daha geniş mekân arayışına girişilmiş ve bir İslâm toplumu olarak teşkilâtlanmaya karar vermişler. Bu topluma “Medzlis” diyorlar. Meclis…Bir kaç farklı mekânda ibadetler devam ettikten sonra 1941 yılında bu tarihî binayı kiralamışlar, 1964’ten itibaren de Meclis binanın sahibi olmuş. Şimdi kendisi ezan susmasın diye gönüllü olarak gelip ezan okuyormuş. “Ezanın kesintiye uğramasını istemiyoruz” diyor Samir Bey. Kendisi kaptan. Bir çok ülkeye gitmiş, İstanbul’a da, Türkiye’nin başka şehirlerine de bir çok defa gelmiş. Bu mescide Türkiye’nin maddî katkılarının büyük olduğunu söyledi. Az sonra saatine baktı, müsaade istedi, mescit tarafına geçip öğle ezanını okudu. Yandaki odalardan birinde imam da varmış meğer, ezanı duyunca o da çıkıp üç kişiye namazı kıldırdı. Kendisiyle beraber dört kişi.

Burada çocuklara Kuran-ı Kerim dersleri verildiğini, gençler için bazı faaliyetler yapıldığını, cuma ve bayram namazları kılınıp bayram kutlamaları tertiplendiğini öğreniyoruz. Üçüncü katta dersâneler, dördüncü katta lojman odaları var.

 

Dubrovnik 

Dubrovnik Osmanlı İmparatorluğu döneminde asırlarca o bölge için hac yolculuğunun başlangıç noktası oldu. Balkan topraklarından yola düşen hacı adayları kara yoluyla buraya kadar gelir, buradan gemiyle yola devam ederdi. Şehir “Müslüman” olarak onları bilirdi. Ayrıca imparatorluk coğrafyasında ticaret yapan Müslümanlar, İstanbul’un gönderdiği memurlar şehrin gördüğü Müslümanlar olmuştur. Fakat bunlar gelip geçiciydi, yerleşik bir nüfus oluşturmadılar. Müslüman nüfusun yerleşmesi Ragusa Cumhuriyeti’nin yıkılıp buraların 1878’de Avusturya Macaristan İmparatorluğu’na bağlanmasından sonraya rastlar. Bosna Hersek ile aynı devletin sınırları içine girince, bu entegrasyonun sağladığı kolaylıklarla Dubrovnik’e Bosna Hersek bölgesinden göçler olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarında, liman şehri olan Dubrovnik’te iş imkânlarının artmasıyla işçi olarak çalışmak ya da iş kurmak için gelip yerleşen Boşnak Müslüman nüfus artmıştır. 2021 sayımına göre, şehirde hemen hemen 3000 Müslüman yaşamakta.

Karamehmetoğlu Samir Bey… Balkanların akıncı aileleri vardır, bilirsiniz. O ailelerin adıyla anılan beyler… İshakoğlu İsa Bey, Malkoçoğlu Bâli Bey, Malkoçoğlu Ali Bey, Mihaloğlu Mehmet Bey, Mihaloğlu Yahşı Bey…. Evrenesoğlu Ali Bey… Evlâd-ı Fatihan. Her bir aile ve ahfadı fetihlerde rol oynamış; filan kaleyi birisi, filan kaleyi ötekisi almış, aldıkları yerlerde idareci olmuşlar, oraları mamur etmişler. Şimdi ilâve ediyorum: Karamehmetoğlu ailesi ve Karamehmetoğlu Samir Bey… Onlar da öncü ailelerden biri. Ortaçağların akıncılığı at üzerinde kılıç kalkanla oluyordu; şimdi bir ezan sesi vermekle olabiliyor.

Mescitten ruhen ve bedenen dinlenmiş olarak çıktık. 

Dubrovnik’in güneşi yerli yerindeydi. Merdivenleri, kalabalığı…

Havalimanına doğru yola koyulduk. Mavi ile yeşilin kucaklaştığı göz kamaştırıcı Adriyatik kıyılarını seyrederek giderken “Dzamija” kelimesi aklıma düştü. Kale içinin haritasında caminin olduğu 38 numarada bu kelime de vardı ya! Birden farkına vardım. Boşnakça bir kelime bu! Dz harfleri c sesi veriyor Boşnakça’da. “Medzlis” meclis demek! “Dzamija” da cami!  J harfi de y olarak okunuyor. Camiya… Nedense bu farkına varış, bu aslında çok küçük, çok basit alfabe bilgisi, mühim bir şey keşfetmişim, kaybettiğim bir şeyi bulmuşum, bir eski dosta rastlayıvermişim gibi sevindirdi beni.

Yazar

Ayşe Göktürk Tunceroğlu

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar