İlter dergisinin Hakan Paksoy’la röportajı

"Türk gençliği büyük önderimiz Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği çizgide durmaktadır. Benim onlara inancım tamdır. Uzaklaşan gençler değil ama Türkiye’yi yönetenlerdir. Yönetim de gençlerin bir kısmından uzaklaştı. Ama bu arızî bir durumdur ve düzelecektir."


Paylaşın:

Ahmet Faruk Akdağ’ın Genel Başkanımız Hakan Paksoy ile yaptığı bu röportaj İlter dergisinin Aralık 2025 sayısında yayımlanmıştır. 

Ahmet Faruk Akdağ: Tüm okurlarımızı saygıyla selamlıyorum. 2023 yılının ocak ayından beridir yayın hayatına devam eden İlter Dergisi’nin bana kazandırmış olduğu en değerli tanışıklıklardan birisi olan Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı Hakan Ağabeyim ile bir röportaj yaptık. Onun değerli görüşlerini sizlere de aktarmak bizlerin bir borcudur. Sizleri Hakan Ağabeyimin fikirleriyle baş başa bırakıyorum… Keyifli okumalar.

Ahmet Faruk Akdağ-İlter Dergisi

Ahmet Faruk Akdağ: Bize kendinizden bahseder misiniz? Elektrik mühendisliğinden fikir hayatına uzanan bir yolculuğunuz var. Sizi “millî düşünce” alanında aktif olmaya yönlendiren kırılma noktası neydi?

Hakan Paksoy: İkisi de öğretmen olan bir anne ve babanın çocuğuyum. Babam Köy Enstitüsü mezunu Türkçü bir öğretmendi. Öncelikle onların eğitimi bu konuda çok etkin oldu. İlkokul ve ortaokul döneminde eğitim daha millî ve daha yüksek kaliteye sahipti.
Ortaokulun son sınıfından sonra bu eğitime Ülkü Ocağı desteği geldi. Millî eğitim müfredatında olmayan tarih ve kültür bilgi desteğini de oradan aldım. Yalnız bu cümle yanlış da anlaşılmamalı. Olmayan bilgi derken daha derinlemesine ve genişlemesine bilgiden bahsediyorum. Birkaç isim bu söylediğime örnek olacaktır. Ziya Gökalp’ın “Türkçülüğün Esasları”, Osman Turan’ın Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi benzeri kaynaklardan bahsediyorum. Nihal Atsız’ın Bozkurtlar’ı da bunlardan birisi. Hatta en etkililerden birisi demek doğru olacaktır.

Ahmet Faruk Akdağ: Devlet kurumlarında yıllarca görev yaptınız. O dönemde gördüğünüz en temel sistem hatası neydi?

Hakan Paksoy: “Sistem hatası” ile neyi kastettiğinizi bilmiyorum. Ama küçük bir anımla sorunuzu cevaplandırabilirim sanırım.
Ben 1984-1999 arasında memleketim Maraş’ta, o zamanki adı Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) olan enerji kurumunda çalıştım. En son müessese müdür yardımcısıydım.
Müdür yardımcısı olduğum dönemde yaşadığım çarpıcı bir olayı anlatacağım.
Bir gün yoğun çalışma içinde hem telefonla konuşuyor hem de işçi puantajı imzalıyordum. Önüme bir dilekçe uzatıldı. Bu arada dilekçeyi de okudum. Fırından bir ekmek istemek kadar sıradan bir konuydu. Fakat dilekçe, TEK’e haksızlık eden üslupta yazılmıştı. Dilekçeyi uzatıp bekleyen beyefendiye “Buyurun, oturun kardeşim.” dedim ve telefon görüşmemi tamamladım. Dilekçeyi ilgili birime havale ettim. Sonra TEK’e yapılan haksızlığa tatlı sert birkaç cümle ile sitem edip sahibine uzattım. Kişi çıkar çıkmaz da ilgili birimi arayıp işin bitiminde bilgilendirilmem için talimat verdim.

İki gün içinde istek karşılandı ve bana da bilgi verdiler. Üçüncü gün o beyefendi kapımda göründü. “Hayırdır, talebiniz karşılandı ama bir problem mi var?” diye sordum. Beyefendi bana sadece teşekkür etmek için gelmişti. “Ben görevimi yaptım. Teşekkür etmenize gerek yok. Ama yine de sağ olun” dediğimde aldığım cevap, çok utandığım ama devlet hayatım için derslerden birisiydi. Beyefendi “Siz bana ‘buyurun oturun kardeşim’ dediniz. Onun için teşekkür etmeye geldim” demişti.
Devlet ve vatandaş arasında buna benzer örnekleri hep yaşadım. Mutlaka başkalarının da bu gibi anıları vardır.
Bunun benzerini, hatta daha büyüklerini, anlatacak binlerce insan vardır. Benim yaşadığım bu olay, toplumdaki ilişki bozukluğuna çok küçük bir örnek. Peki, düzeldi mi? Bence hayır. Hatta çok ama çok daha fazla bozuldu. Bu sefer işin içine ideolojik ve siyasi düşüncelerle keskin ayrılıklar aldı. Genel ve yerel yöneticiler kendilerinden olanları, olmayanlara göre imtiyazlı hâle getirdiler. Bu davranış millî güvenlik tehdidi hâlini aldı.
2017’de kirli bir referandumla geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de binlerce yıldır uygulanan Türk devlet yönetim anlayışının dışına çıkarak kişiye göre bir sistem kuruldu. Her seçim sorasında yeniden bir yapılanmaya gidilecek bir yol açıldı. Bu da devletteki devamlılığı ortadan kaldırdı. Bu sistemle ikinci dönemdeyiz ve cumhurbaşkanı aynı kişi. İlk farklı kişi seçildiğinde bunun etkileri çok daha ağır bir şekilde görülecektir.
Galiba sistem dediğiniz de bu sistemsizlik olsa gerek…

Ahmet Faruk Akdağ:  “Türkiye’nin Rotası” adlı kitabınızda hangi temel uyarılarda bulundunuz? Bugün o uyarılardan hangisi hâlâ geçerli?

Hakan Paksoy: Kitapta egemenliğimize yönelen büyük bir tehdide işaret var. Her geçen gün, tehdidin daha da yaklaştığına dair uyarılar var. Bugün de yaşanan tam da bu. Tehdit artık çok yakın tehlike hâline geldi. Bebek katili ile, TBMM ve Türk Devleti muhatap ediliyor. Türkiye, Türklerin devletiyken bir ortaklık devleti hâline doğru götürülmeye çalışılıyor.
Millî Düşünce Merkezi’nin Genel Başkanı olarak, kurumun vizyonunu nasıl tanımlıyorsunuz? Nasıl bir liderlik amaçlıyorsunuz?
MDM, Türk Milleti’nin kalkınmasına, huzuruna, refahına, birlik ve bütünlüğüne hizmet için kurulmuştur. Kısacası milletimizin mutlu, devletimizin kudretli olmasını istiyoruz. Bu çerçevede somut hedeflerimizi şöyle özetleyebiliriz:
1. Türkiye’nin iç ve dış temel sorunlarını belirlemek.
2. Bu sorunlara çözümler aramak.
3. İnsanlar gibi milletlerin ve devletlerin de hedefsiz yaşayamayacağı düşüncesiyle, bugünün idraki ve ihtiyaçlarına göre bir dünya görüşü, bir millî ülkü tespit etmek.
4. Düşünce ve siyaset hayatımızın temel kavramlarıyla ilgili yayınlar hazırlamak.
5. Millî düşünce yapısına sahip aydınların dağınıklığını giderici çalışmalar yapmak.
6. Tespit edilen kabiliyetli gençleri eğitip, yetiştirmek.
7. Bu çalışmalar belli bir seviyeye geldiğinde, bunları toplumun istifadesine sunmak

Ahmet Faruk Akdağ: Türkiye’nin bugün en öncelikli millî güvenlik meselesi sizce nedir?

Hakan Paksoy:  Millî egemenlik, Türk Milleti’nin birliği ve vatanın bütünlüğünün tehlikede olması.
Göçmen ve sığınmacı politikaları konusunda açıkça uyarılarda bulunuyorsunuz. Devletin bu politikadaki en büyük hatası neydi?
Yasalarımıza göre göçmen, sadece ülkemize sığınan Türk soylu insanlarımızı tanımlar. Sığınmacı ise komşu ülkelerde yaşanan iç savaş ya da kargaşa neticesinde geçici olarak bize sığınanlar için kullanılmaktadır.
2003 sonrasındaki, önce Irak sonra da Suriye politikası, ideolojik hedefler yüzünden büyük yanlışları içeriyordu. Hatta Cumhuriyet tarihinin en büyük yanlışlarıydı desek yanılmayız. Komşularımızın iç işlerine karıştılar. Bırakın ateşe odun taşımayı, üzerine bir de benzin döktüler. Şimdi bu ateş de bizi yakmasın diye büyük gayret içindeyiz.
Özellikle Suriye meselesindeki takip edilen politika, ideolojik körlükle oluşturuldu. Türk millî menfaatlerine açıkça aykırıydı. Sonuçları da ortada. Ancak Türkiye’yi yönetenler hiçbir uyarıyı dinlemediler. Geldiğimiz aşamada bizzat yöneticiler beka meselesinden, istiklâl ve istikbâlimiz için mücadele etmekten bahsediyorlar. Türkiye’nin bu sorunları yaşamasına da izledikleri politikalarla kendileri sebep oldular. Hâlâ da yanlışta ısrar ediyorlar.

Ahmet Faruk Akdağ: Kamu yönetiminde liyakat eksikliğinden sıkça bahsediyorsunuz. Bu eksikliği gidermek için sistemsel olarak hangi adımlar atılmalı?

Hakan Paksoy:  Öncelikle hukuk hayata hâkim olmalı, adil bir yönetimle yönetilmeliyiz. Bunun için de önce iktidar değişmeli sonra kadrolara ehliyet ve liyakat hâkim olmalı.

Ahmet Faruk Akdağ: Türkiye’de milliyetçilik kavramı son yıllarda çok farklı çevrelerce sahipleniliyor. Sizce gerçek Türk milliyetçiliğini tanımlayan esas ölçü nedir?

Hakan Paksoy: Esas ölçü milletini sevmektir. Ve milliyetçilik bir parti, cemaat veya camia meselesi değildir. Bir duygudur, fikirdir ve millîdir.
Milliyetçilik çağdaşlıktır, medeniliktir, çalışkanlıktır, hukuka riayettir, adalettir… hasılı milleti için ne güzelse o da onu uygulamaktır.
Öncelikle milliyetçilik ve Türkçülük eşanlamlıdır. Herkesin “Ben milliyetçiyim (ya da Türkçüyüm)” demesi çok güzeldir. Bir şartla. Bunu dedikten sonra hiçbir şekilde “ama, fakat, lakin” diye cümleler kurmamalıdır.
Bir kişi “Türkçüyüm” dedikten sonra kendisine farklı ideolojik bir çizgi belirleyebilir. Türkçü sosyalist, Türkçü liberal, milliyetçi muhafazakâr ya da milliyetçi ateist ve ne isterse o olabilir.

Ahmet Faruk Akdağ: Türk gençliği sizce “devlet” kavramından uzaklaştı mı, yoksa devlet onlardan uzaklaştı mı?

Hakan Paksoy: Hayır. Türk gençliği büyük önderimiz Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği çizgide durmaktadır. Benim onlara inancım tamdır. Uzaklaşan gençler değil ama Türkiye’yi yönetenlerdir. Yönetim de gençlerin bir kısmından uzaklaştı. Ama bu arızî bir durumdur ve düzelecektir.

Ahmet Faruk Akdağ: Cumhuriyet’in 100. yılı sonrası Türkiye’nin yönü sizce hangi fikrî eksende olmalı?

Hakan Paksoy: Türk milliyetçisi olarak devletinin ve milletinin çağdaş bilgi ve değerlerle emaneti devralacağı güne hazırlanmalıdır.

Ahmet Faruk Akdağ: Sizce gençler “millî dava” fikrini anlamakta neden zorlanıyor? Eğitim sisteminin bu konuda payı nedir?

Hakan Paksoy: Bozulmanın en önemli sebeplerinden birisi eğitimde yaşananlardır. Eğitim düşünülenden çok daha fazla bozulmuştur. Ancak gençlerimizi bunun üzerinden değerlendirmek aynı zamanda haksızlık da olacaktır. Onlar da olayların içindeler, düşünüyorlar ve güçleri yettiği kadar seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bunda da başarılılar. Dolayısıyla onlar görevlerini yapıyorlar. Yanlışlık, ideolojik kalıplar içindeki dar ve sığ yönetim anlayışındadır.

Ahmet Faruk Akdağ: Bugünün gençlerine “millî düşünce”yi nasıl anlatmak gerekir ki ideolojik değil, anlamlı bir yere otursun?

Hakan Paksoy: Su akıp yolunu bulacaktır. Öncelikle İstiklâl Harbi’mizi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu dönemini daha yakından incelemekte fayda var. Büyük Atatürk’ü iyi anlayıp, onun yapmaya çalıştıklarını özümseyip bunlarla birlikte yaşadıklarımıza bakmak çözümü kolaylaştıracaktır.
Cumhuriyetimizin 10. yılında Büyük Atatürk’ün söyledikleri gençlerimizi ve hepimizin yol göstericisidir.
O, “Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. ” diyor ve ekliyordu:
“Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf’ettirmek millî ülkümüzdür. ”
Yapmamız gereken Türk Milleti’ne ve onun bir parçası olan kendimize güvenmektir.

Ahmet Faruk Akdağ: Sizce Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu erdem hangisidir?

Hakan Paksoy: Ahlâklı olmak.

Ahmet Faruk Akdağ: Eğer Atatürk bugün yaşasaydı, Türkiye’nin hangi politikasını en çok eleştirirdi?

Hakan Paksoy: Türk kimliğiyle kavga edilmesini ve dış politikadaki büyük yanlışları. Birliğimize ve bütünlüğümüze kasteden ideolojik politikalara şiddetle karşı çıkardı.

Ahmet Faruk Akdağ: “Türkiye’nin Rotası” ifadesini bugün yeniden yazacak olsanız, o rotanın pusulasında hangi değer yer alırdı?

Hakan Paksoy: Elbette Türk kimliği, millî egemenliğimiz ve vatan bütünlüğümüz.

  

Yazar

MDM

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar