Karşılama (Tehlikeyi kapıda beklemek ya da) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Karşılama (Tehlikeyi kapıda beklemek ya da)

Sıtmayla savaşılırdı. Görevlileri köy köy dolaşır ahırları ilaçlarlardı. O günleri hatırlattı bize adına “Korona” denilen davetsiz misafir. .

22 Mart 2020
Osman Erenalp

Padişah şehrin tembellerini bir odaya toplatmış. Etrafına odun yığdırıp ateşe verdirmiş. Kapısını da açık tutmuş.  Bakalım ne edecekler diye. Daha gerideki birisi, kapıya yakın durandan ateş istemiş, elinde tuttuğu sigarasını yakmak için.

“Ne acele ediyorsun, yana yana geliyor işte”  demiş o da.

Bekliyoruz “Selamsız Bandosu” gibi. Konaklayacak mı bizim durakta. Teğet mi geçecek,  merak ve endişe içindeyiz

Hedef kitlesinin altmış yaş ve üzeri olduğu belirtiliyor. Dünyamızın bugünkü hale gelmesindeki payları dolayısıyla mı ki? Diye düşünmeden edemiyor insan.

Şakası bir yana bu “nev zuhur” virüsün doğrudan, dolaylı dokunmadığı yok.  Beden ve ruh sağlığı yönünden, siyasi ekonomik yönden v.s.   Piyasalar altüst oldular. Altını, doları borsası hepsi. Yarının  ne olacağı belirsiz.  Parası olan da olmayan tedirgin, korku ve kaygı içinde. “İhtiyaç akçesi” bulundururlardı eskiler böylesi günler için.  Türk Devlet geleneğinde de vardır bu tür fonlar. Yerinde duruyor, amaca uygun kullanılıyordur inşallah. Gün o gün.. .

Kımıl salgını olurdu eskiden. Tanığıyız o günlerin. Köylü panikler,  ilçe ziraatın kapısında beklerdi ilaç alabilmek için.  Buğday başaklarının daneye dönüştüğü döneme rastlardı salgın. Sütünü içer posaya dönüştürürdü daneyi. Çok da kötü kokardı melun. İki hafta uzak tutulabilsen boşa gitmeyecek emek. İlaç yetişmezse sapa, samana ayrılırdı onca ekin.

***

Osman BÖLÜKBAŞI merhumun Keskinlilere “Sapınız çok. Bakalım daneniz de olacak mı” derken üretici ağzını kullanmıştır. Ariftir bizim insanımız anlamıştır onu. Hazırlıklıdır Anadolu çiftçisi hepsine; O yüzden der buğdayı toprağa saçarken;

“Bu kışa, bu kuşa, bu taşa, bu boşa, bu da bana”  diye. Kımıl hesabı da dâhildir ona.

Kaç türlüsü olurdu buğdayın. Öğütürdük su değirmeninde. Her biri ayrı lezzet. O olmazsa arpa, darı, mısır ekerdi yerine. Rızkı veren Allah. Çekirge musallat olurdu bir de. O da zarar verirdi kımıl kadar olmasa da. Sıtmayla savaşılırdı. Görevlileri köy köy dolaşır ahırları ilaçlarlardı. O günleri hatırlattı bize adına “Korona” denilen davetsiz misafir. .

Dünyanın tek olduğunu, sınırların bir öneminin olmadığını da anlattı bize bir daha bu sınır tanımaz virüs. Pasaport gerekmiyor hudutların nemi yok onun için.

Üçüncü gün çıktık girdiğimiz mağaza çalışanı “İki gündür ilk siz girdiniz” diyor. Daha ne kadar sürecek merak ediyor insan.

Olmadık sayıda el yıkıyoruz. Öneriyorlar uyuyoruz biz de. Birisi “Lise çağından kalma kopyalar çıktı alttan” demiş. İnsanoğlu arsız.  Dünyadan da elini yıkattır insana uymazsan ona.

Ne kadar yıkarsan yıka herkes aynı kokuda buluşacak en sonunda.

Ümit Yaşar OĞUZCAN’a kulak verelim o konuda;

***

Kasabın kokusu: kandan, kemikten.

Balıkçının kokusu: tuzdan, balıktan.

Hamamcının kokusu: sudan köpükten.

Lağımcının kokusu: b*ktan,

Senin kokun: pudra, sabun

Benim kokum: rakı, tütün.

Ne ben yerineyim, ne sen sevin

Cümlemiz bir kokarız öldüğümüz gün

Ölünün kokusu bir. Korunaklı binalarda otur, akıllı saraylar da yaşa sonuç değişmiyor.

**

Dünya pek az konuda bu kadar bir araya gelebilmiştir sanırım. Çünkü düşman ortak. Kurbanını belirlerken şu ırktan, bu dinden  ayrımı yapmamış.

 

Ortadoğu, onun ortasında Suriye kaynıyordu ondan önce. Kaynama devam ediyor halen. Kendini dünyanın jandarmaları gören devletler yüzünden. Gerisine düştü o bile virüsün. Canlarımız oradalar bizim Üç şehidimizi daha toprağa veriyoruz bugün. Ramazan NAYİR, Oğuzhan TAŞ. Sezai KABAK. Cenazelerine katılamıyoruz virüs yüzünden.  Haklarını helal etsinler bize.

***

Savaşın da, barışın da hüküm sürdüğü yerde virüs.  Yurtta virüs,  Dünyada virüs.

İmtihan veriyor onunla insanlık.  Bekliyoruz “depremi” bekler gibi,  “tsunamiyi” bekler gibi, kapımıza geleceği, bizi bulacağı anı. Onu karşılamak için alınan bunca tedbir, tatil, tecrit, karantina.

***

Dünyalı kimliğimizi fark ettirdi ilk defa bu kadar bu vaka bize.

Sığınmacıları konuşuyorduk ondan evvel. Kişi neden bir başka ülkeye sığınmak ister? Daha iyi hayat için. Varsa savaştan kaçmak, canını kurtarmak için.

Yönleri ne tarafa sığınmacıların?

Avrupa ülkelerine, Amerika Birleşik Devletlerine, gelişmiş Batılı, Hristiyan ülkeler hep.

Düşünürsek; Nasıl ulaştı o seviyeye acaba cazibe merkezi bu devletler?

Cevabı açık; “Bugün kapılarına dayananların ellerindeki alarak. Onlara kendi topraklarında rahat imkânı tanımayarak. Düşünelim bir an; bu medeni ülkelerin sömürdüklerini geri verdiklerini asıl sahiplerine. Neleri kalırdı acaba ellerinde?

***

Şu Nasrettin Hocamız var ya, Nurlar içinde uyusun.

Sayfalarla anlatılacak olanı sığdırıyor o tek cümleye.

***

Hırsız gece vakti başlamış Hocanın evini soyamaya. Peyderpey boşaltmış içinde nesi varsa.  Hoca seyrediyormuş yorganın altından. Sırtlamış yorganı en sonunda takılmış peşine hırsızın son parçayı da almış  ayrılmışken  evden. Takip etmiş birlikte evine girmiş Hırsızın.

“Biz bu eve taşındık galiba” demiş

***

Yeraltı, yerüstü zenginlikleri gitmek istedikleri yerde çünkü sığınmacıların. Biliyorlar onlar da onu. Biz de biliyoruz.  O yüzden zorlamaktalar o kapıları.

 

Açık hava müzesi durumundaki cennet vatanımızdan kaçırılan tarihi eserlerin parçalarının uzun gayretler sonucu getirilip tekrardan yerine konmasından biliyoruz onu biz hiçbir şeyden bilmesek bile.

***

“Neden Türkiye dışında İslam ülkelerine gidilmiyor”   aklıselime havale etmek gerekiyor onu da. Minnet borçluyuz bizi Cumhuriyete kavuşturan onu kuran kadroya bir daha.

***

Dönersek derdimize biz yeniden; Hiç şüphe yok ki vermekte olduğumuz savaşın gerçek kahramanları sağlık çalışanları. Allah onlara kolaylık versin.  Akşamın dokuzunda alkışlı destek aldılar evdekilerden. Millet yanında olduklarını gösterdi onların.

“Ölümden öte köy yok”

“Acı patlıcanı kırağı çalmaz”

“Bize bir şey olmaz”  alaturkalığına gerek yok.

“Türkiye evde kal”

“Sosyal mesafeyi geniş tut”

“Kapalı kalmak, soluksuz kalmaktan iyidir” gibi mesajlar var şimdi onların yerine.

Durum çok ciddi. Ucuz kahramanlık zamanı değil.

Adam Kâbe hasretiyle yanar tutuşurmuş. Kavuşmuş ona duaları kabul olmuş. Geçmiş karşısına Allah’ın evinin “Ya Rab şurada şu an al canımı” demiş. Duraklamış “Bu geliş değil ama” demiş. Can tatlı…

Dikkate almak, destek çıkma zamanı şimdi işin uzmanlarını, yetkilileri.

***

Kime ne zararı hem evde bulunmanın.  “Kriz eşittir fırsat”. Dostlarınızı arayın, hal hatır sorun. Okuyun yazın. Evin içini düzenleyin. Dar günü ömrü kısa. Var her işte bir hayır. Bilimin aklın ışığında olsun her ne olacaksa. Dualarınızı da eksik etmeyin tabi ki.

***

Bir de not; Aşı üreten tek merkez, benim de bir kez tetanos aşısı olduğum Hıfzıssıhha Merkezi 2004 yılında kapatıldı. Neden?)

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları