Kürt Sorununun Çözümünde Dış Politika – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Kürt Sorununun Çözümünde Dış Politika

 10.04.2011   Ümit Nazmi HAZIR Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü 22.10.2010 1991’de Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla ‘’Soğuk Savaş’’ dönemi kapanmış, dünya çift kutuplu düzenden tek kutuplu düzene geçme sancıları yaşamaya başlamıştır. Bu sancılar yaşanırken dünyadaki ekonomik ve siyasi sistemler de değişmeye ve devamında liberalleşmeye başlamıştır. ‘Otuz Yıl Savaşları’nın ardından 1648’de Westphalia Barış Antlaşması ile […]

15 Mayıs 2011
Milli Düşünce Merkezi

 
10.04.2011 
 
Ümit Nazmi HAZIR

Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

22.10.2010

1991’de Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla ‘’Soğuk Savaş’’ dönemi kapanmış, dünya çift kutuplu düzenden tek kutuplu düzene geçme sancıları yaşamaya başlamıştır. Bu sancılar yaşanırken dünyadaki ekonomik ve siyasi sistemler de değişmeye ve devamında liberalleşmeye başlamıştır.

‘Otuz Yıl Savaşları’nın ardından 1648’de Westphalia Barış Antlaşması ile temelleri atılan modern devlet sisteminin yerini post-modern devlet yapıları almaya başlamış ve terör gruplarının da içinde bulunduğu hükümet dışı örgütler, karar verici unsurlar ve dünya politikaları üzerinde etkili olmaya başlamıştır.

Soğuk Savaş sonrası Batı’nın öncülüğünde küreselleşmenin ivme kazanmasıyla dünyada yeni tehdit algıları ortaya çıkmış, bu tehditler asimetrik bir hal almaya başlamıştır. Bu tehditlerin başında terör gelmektedir. Öyle ki, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından toplanan NATO Olağanüstü Zirvesi’nde, terör, öncelikli tehdit algılaması kapsamına girmiştir. Yani ABD, ulusal güvenliğini NATO zemininde, dost ve müttefikleri çerçevesinde küreselleştirmiştir.1

Terör dışındaki risk ve tehditler de simetrikten asimetriğe doğru kayarak geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bu geniş yelpaze; bölücü ve irticai faaliyetler, terörizm, uyuşturucu ticareti, kitle imha silahlarının yayılması, insan kaçakçılığı ve yasa dışı göç ile teknolojik [siber] tehditler gibi asimetrik unsurların yanı sıra; komşu ülkelerden kaynaklanabilecek istikrarsızlıklar olarak Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkileyebilecek risk ve tehditleri içermektedir.2 Birçok terör örgütü – ASALA, Hizbullah, DHKP-C, PKK… gibi- Türkiye’yi zayıflatmak ve bölmek amacıyla bazı komşu devletler ve Türkiye’nin politikalarını yönlendirme amacı taşıyan devletler tarafından asimetrik bir savaş yöntemi olarak kullanılmış ve bu terör örgütlerine taşeronluk yaptırılmıştır.

1974’te bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı eyleme geçen PKK’nın, 2010 yılı itibariyle bu talebinde bir değişiklik olmamıştır.3 Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği PKK terör örgütü Kürt sorunundan nemalanan dış kaynaklardan beslenen ve Kürtçülük ve bölücülük temelinde hareket eden bir örgüttür. 1921 Koçkiri isyanı olmak üzere tüm Kürt isyanlarının temel amacı, bağımsız bir Kürdistan kurma yönündedir. 4

Kürt sorunun Türkiye de zemin bulmakta ve bazı kesimler tarafından desteklenmekle birlikte uluslararası bir sorundur; çünkü Kürtler İran, Irak ve Suriye gibi birçok ülke içinde barınmaktadır. Türkiye bu sorunu çözebilmek için bu sorunun beslendiği kaynakları net bir şekilde ortaya koymalı ve Kürt sorunundan nemalanmaya çalışan PKK’nın beslendiği kaynakları ortadan kaldırmalıdır. Türkiye askeri anlamda PKK ile 26 yıldır başarılı bir şekilde mücadele etmesine karşın, gelinen nokta askeri mücadelenin yeterli olmadığını; siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik faktörlerin de ele alınmasının ve koordinasyon halinde işletilmesinin gerekliliğini ispatlamıştır. Bu faktörlerden birisi de dış politikadır. Terörün dış kaynaklardan beslenmesini engellemek için dış politika araçları etkin kullanılmalıdır.

PKK –Kürt sorunu ve Kürt milliyetçiliği gibi- iç dinamiklerden beslenen, uluslararası konjektürün de desteğiyle Ortadoğu bataklığından ortaya çıkmıştır ki bunu kuruluşuna baktığımızda görebiliriz. PKK’nın yapılanmaya bürünmesi ve ilk büyük ölçekli silahlı eylemi 1984 olmasına karşın örgütün temellerinin önceden atıldığı ve ASALA terör örgütünün uzantısı olduğuna bazı bilgilerden ulaşabiliyoruz. 8 Nisan 1980″de Lübnan’da Sidon şehrinde PKK ve ASALA’nın ortak bildirge yayınlamaları, 9 Kasım 1980″de Strazburg Türk Başkonsolosluğuna ve 19 Kasım 1980’de ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna düzenlenen saldırıları beraber üstlenmeleri, terörist başı Öcalan’ın Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan düşüncesine katkıları sebebiyle” onur üyeliğine seçilmesi, PKK’nın 24 Nisan tarihini “Ermenilerin katledilme günü” olarak anmaya başlaması ve PKK ile ASALA arasında 18 Nisan 1990’da yapılan toplantıda alınan kararlar PKK’nın ASALA’nın devamı niteliğinde olduğunu ve bu terör örgütlerinin Ermenistan tarafından da desteklendiğinin göstergesidir.5 Marksist-Leninist bir ideoloji temelinde Mao’nun Halk Devrimi yöntemini kendine prensip edinen terör örgütü, NATO üyesi olan Türkiye’ye karşı Sovyetler tarafından hem ideolojik hem de askeri anlamda desteklenmiştir.

Avrupa ülkeleri ASALA terör örgütünün Türk diplomatlarına karşı gerçekleştirdiği katliamlara göz yummuş; fakat ASALA’nın gerçekleştirdiği eylemler Avrupa’nın sabır boyutunu aştığında ASALA’nın PKK’ya kanalize edilmesi sağlanmıştır. Unutulmamalıdır ki, terör örgütleri farklı adlarla ve şekillerle kılıf değiştirebilirler ve birçok ülke tarafından kullanılabilinir.

PKK terör örgütünün kullandığı temel kaynak olan Kürt sorunu Türkiye ye karşı birçok ülke tarafından koz olarak kullanılmıştır. Bu sorun Türk dış politikasını güvenlik algısı temeline oturtup, içine kapanık ve realist perspektifte bir dış politika gütmeye zorlamıştır. ‘’Uluslararasılaştırılmış etnik’’ sorun haline getirilen Kürt sorunu Türkiye’nin Batı ve Ortadoğu ile olan ilişkilerinde önemli sorunlara yol açmıştır.

Kürt sorunu Ortadoğu ile olan ilişkilerde güvenlik problemi olarak kendine yer bulmuştur. Irak, İran ve Suriye gibi devletler PKK’ya lojistik ve askeri destek sağlamıştır. Bu ülkelerin terör sicillerinin de temiz olmadığını görebiliriz. İran PKK dışında da dinci terör gruplarını Türkiye’ye karşı desteklemiş ve rejimini ihraç etmeye çalışmıştır. Suriye ise birçok terör örgütünün merkezi konumundadır.

Suriye 1998’den itibaren PKK terör örgütünü desteklemeyi bırakmıştır. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali ile Ortadoğu’daki dengeler tamamen bozulmuş ve ABD, İran ve Suriye’nin dibine konuşlanmıştır. Bu konuşlanma İran ve Suriye’deki tehdit algısını arttırmış ve bunun neticesinde bu iki ülke Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi zorunluluğunu hissetmiştir. ABD’nin Irak işgali sırasında Irak içindeki Kürt gruplardan destek alması, Kuzey Irak’ta özerk bir Kürt yapısının ortaya çıkması ve bu yapının İran ve Suriye’deki Kürtler için de çekim merkezi olması; İran ve Suriye’nin Kürt sorunu bağlamındaki politikalarını değiştirmiştir. PJAK terör örgütünün İran’a karşı kullanılması da İran’ın Kürt sorununa bakışında etkili olmuştur. Bunların sonucunda İran ve Suriye PKK’ya karşı Türkiye ile işbirliği yoluna gitmiştir.

2003’te ABD’nin Irak işgalinden sonra ABD’nin de desteğiyle Kuzey Irak’ta oluşan yapı, Kürtçü hareketin merkezi olmaya başlamış ve Kürdistan’a dönüşme tehdidini güçlendirmektedir. Kuzey Iraklı liderler etnopolitik bir yaklaşımla Türkiye’deki Kürt hareketine yaklaşmış ve bu yaklaşımlarını PKK’ya lojistik ve maddi destek olarak göstermişlerdir. Bunun sonucunda zaman zaman Türkiye, Kuzey Irak Bölgesel yönetimi ve Irak yönetimi arasında gerginlik yaşamıştır. Fakat 2007’den sonra Türkiye’nin Kuzey Irak bölgesel yönetimini muhatap almasıyla birlikte ilişkiler normalleşmeye başlamıştır. Kuzey Irak’ta konsolosluk açılmış, Kuzey Irak Bölgesel lideri Barzani’yle hem Irak’ta hem Türkiye’de görüşmeler olmuş ve ekonomik, ticari ilişkiler geliştirilmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda Barzani’nin desteği PKK’ya görünürde azalmıştır.

PKK’nın Türk-Amerikan ilişkileri üzerindeki etkisine baktığımızda: Türkiye ile Amerika her ne kadar müttefik olsa da PKK yaklaşımı konusunda ABD müttefik bir devlet gibi davranmamıştır. Hatta PKK Amerika için bölgede bulunması gereken bir kozdur. Amerika 2003 Irak işgalinden sonra Kuzey Irak’taki oluşan Kürt yapılanmasını korumuş ve buradaki asayişi Barzani liderliğindeki Peşmergelere bırakmıştır. Amerika PKK’yı terör örgütü olarak tanıyıp, her ne kadar Türkiye’ye PKK konusunda istihbarat yardımı yapsa da PKK’nın Kuzey Irakta’ki faaliyetlerine göz yummuş ve Türkiye’ye karşı çifte standart uygulamıştır.

Kürt sorunun Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri üzerindeki etkisine baktığımızda Ortadoğu’da olduğu gibi güvenlik temelinden çok insan hakları ve demokratikleşme sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. AB’ye üyelik sürecinde Kürt sorunu Türkiye’ye karşı AB tarafından koz olarak kullanılmaktadır. Öyle ki: Gunter, Türkiye’nin AB üyeliğinin Kürt sorunu konusunda AB’yi tatmin edecek bir çözüm bulunmasına bağlı olduğunu ileri sürmüştür.6 AB demokratikleşme ve siyasal çerçeve kapsamında Kürt kimliğinin ön plana çıkartılmasını ve Kürtlere gerekli kültürel ve siyasi hakların verilmesini talep etmektedir. Bu beklentiler Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini kilitlemekte bununla birlikte AB,  Kürt sorunu üzerinden Türkiye’nin ulus-devlet felsefesini eleştirmekte ve sorgulamaktadır.

Bazı AB ülkeleri PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerine göz yummakta veya dolaylı olarak desteklemektedir. Bu desteği şöyle görebiliriz: PKK’nın basın ve medya üzerinden propagandalarına (Roj tv, Med tv), dernek, örgüt ve bürolarının çalışmasına, banka hesaplarının korunmasına izin verilmektedir. Avrupa Birliği üyelerinden Almanya, geçmişte Türkiye’ye PKK’yla mücadelesinde kullandığı yöntemlere en sert tepkiyi gösteren ülkedir. Alman radyo ve televizyonları, Cizre’de bulunan ve Alman Yeşillerinden oluşan bir delegasyona dayanarak verdikleri haberde, “Türklerin, Kürtleri imhaya giriştiklerini” belirtmektedir. Dönemin Alman Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher’de “Türkiye’nin uluslararası anlaşmalara uymadığını” belirterek Avrupa Topluluğu’nu ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü’nü Türkiye’ye karşı harekete geçirmeye çağırmış ve Yunanistan, Danimarka ile Hollanda’nın desteğini almıştır.7

Kürt sorunu AB üyelik sürecinde temel belirleyici konulardan biri olmuş ve Türkiye‘ye insan hakları ve demokratikleşme bağlamında bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. Bazı AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı çifte standart uygulaması ve PKK’yı dolaylı olarak desteklemesi Türkiye-AB ilişkilerinin zaman zaman çıkmaza girmesine ve sağlıksız bir şekilde ilerlemesine sebep olmuştur.

Sonuç:

21. Yüzyıl’da değişen dünya düzeninde asimetrik savaş yöntemleri ortaya çıkmıştır ve terör örgütleri asimetrik savaşın bir parçasıdır. PKK terör örgütü Kürt sorunundan beslenmekte ve bu sorunu kullanmaya çalışmaktadır. Kürt sorunu diye adlandırılan sosyal, kültürel, ekonomik ve etnik bir olgunun dışa vuran şiddet unsurudur.8 Türkiye Cumhuriyeti bu sorunla askeri anlamda çeyrek asırdır başarılı bir şekilde mücadele etmesine karşın; sorunu güvenlik boyutundan öteye taşıma konusunda sürekliliği olan politikalar izleyememiş; sosyo-kültürel, ekonomik, hukuki ve psikolojik çözümleri koordine halinde işletememiştir. 1999-2002 yılları arasında PKK terör örgütü etkisiz hale gelmesine karşın bu dönemde demokratik reformlar, ekonomik hamleler, GAP gibi projeler ileri safhalara getirilememiş ve bu sorunun 2003 ABD-Irak Savaşı’ndan sonra tekrar ortaya çıkabileceği düşünülmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Kürt sorununu bütün boyutlarıyla ele almalı ve temel bir devlet politikası geliştirmelidir. Bu sorunun çözümü için demokratik reformlar gereklidir; fakat PKK ile mücadele ederken gerçekleştirilecek demokratik adımlar PKK tarafından kullanılabilir ve bu adımların terör örgütünün mücadelesi sayesinde kazanıldığı yargısı ortaya atılabilir.  Bundan dolayı Türkiye terör örgütünü etkisiz hale ve terörü minimum düzeye getirmeye başladığı an ‘’insan hakları ve demokrasi’’ konusundaki reformları gerçekleştirmelidir. Güvenliği sağlamadan gerçekleştirilecek demokratik açılımlar sorunun daha da derinleşmesine neden olabilir.

Bununla birlikte Kürt sorununun çözümü için dış politika araçları etkin kullanılmalı ve proaktif politika izlenmelidir; çünkü bu sorun Türkiye’nin Batı ve Ortadoğu ile olan ilişkilerini kısıtlamakta, dış politikayı iç politikaya bağlamakta ve Türkiye’nin dış politika vizyonuna zarar vermektedir. Bu sorun dış politikada da farklı açılarda ön plana çıkmakta; Ortadoğu açısından güvenlik problemi olarak karşımıza çıkarken, Avrupa Birliği açısından insan hakları ve demokratikleşme sorunu olarak önümüze konulmaktadır. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde olan Türkiye, Avrupa ülkelerinin PKK’nın faaliyetlerine göz yummasına tepki göstermeli ve PKK’nın Avrupa’daki mali kaynağını ve siyasi desteğini kurutmaya çalışmalıdır. ABD tarafından koz olarak kullanılan PKK’ya karşı mücadelede ABD ile ilişkilerdeki müttefiklik anlayışının terör örgütü ile mücadelede de aynı şekilde uygulanmasına çalışılmalıdır. ABD, 2011 sonuna kadar Irak’tan çekileceğini belirtmiştir. ABD’nin Irak’tan askeri anlamda çekilmesiyle Kürtler, Sünni ve
Şiilerin baskısına maruz kalabilir ve en güvendikleri ülke olan Türkiye’den yardım isteyebilir. ABD Türkiye’den Kürtler için hamilik yapmasını ve buna karşı PKK ile mücadelede desteğini genişleteceğini vaat edebilir.

Türkiye, Kuzey Irak yönetimi ile olan ilişkilerinde çıkarları doğrultusunda hareket etmeli ve duygusal hareket etme temayülünden kaçınmalıdır. İsrail’in Barzani’yi Türkiye’ye karşı kullanma ihtimali, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki gerekli olan sınır ötesi operasyonları ve Kuzey Irak’taki Türkmenlerin korunması adına Kuzey Irak yönetimi lideri Barzani ile olan ilişkiler önem teşkil etmektedir. Fakat Barzani’nin Körfez Savaşı’ndan sonraki Türkiye’ye karşı tutumu ve kafasındaki Kürdistan Devleti’nin gerçekleştirilmesi fikrinin olduğu unutulmamalıdır. Türkiye, PKK ile mücadele adına, Kuzey Irak’ta bağımsız bir yapının oluşmasına izin vermemeli ve Irak’ın bütünlüğünü savunmalıdır. Ayrıca Irak’taki Türkmenlerin haklarına ve güvenliğine sahip çıkılmalıdır. Türkmenler arasındaki mezhepsel ayrışmalar engellenmeye çalışılmalı ve Irak yönetimi ile Kuzey Irak yönetimine bu yönde gerektiğinde baskılar yapılmalıdır. Türkiye’nin Irak’taki Türkmenlere karşı tarihsel sorumluluğu vardır ve Türkmenler’in durumu Türkiye’nin Irak politikalarındaki öncelikli konulardan biridir.

Suriye ve İran topraklarında da bulunan PKK ile mücadelede bu ülkelerle güvenlik işbirliği maksimum düzeye çıkartılmalıdır. Çünkü terör örgütü bu ülkeler için de tehdit olmakta ve Kuzey Irak’ta kurulacak bağımsız bir Kürt yapı, Türkiye gibi bu ülkelerdeki Kürtler için de çekim merkezi olma riskini taşımaktadır. Ayrıca Türkiye gibi asırlardır devlet geleneği olan bir ülke terörle mücadelede Birleşmiş Milletler ve NATO’nun soruna müdahil olmasına izin vermemeli ve böyle bir yardım çağrısında asla bulunmamalıdır.

 
Kaynakça:

1 Seval GÖKBAŞ, Çok Kutuplu Yeni Uluslar arası Sistemde “Güvenlik” Algısı http://www.stratejikongoru.org/pdf/yeniguvenlikalgisi.pdf Armağan KULOĞLU, Türkiye’nin Güvenlik Algılamaları ve ABD Politikalarının Güvenliğimize Etkileri Beykent. Üniversitesi BÜSAM Dergisi, Cilt 1, Sayı 3 Nisan 2009

2

3 Nurşen MAZICI, Özerk Kürdistan Tartışması, Radikal Gazetesi,  19/07/2010

4 Nurşen MAZICI,  Özerk Kürdistan Tartışması, Radikal Gazetesi, 19/07/2010

5 PKK-Ermeni İşbirliği http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/teror/pkk.html Michael M. Gunter, “The Continuing Kurdish Problem in Turkey After Öcalan’s Capture”, Third World Quarterly, Vol. 21, No. 5 (2000), s. 862.

6

7  Cumhuriyet Gazetesi, 30 Mart 1992

8 Sönmez KÖKSAL, Irak’ın Kuzeyindeki Muhtemel Gelişmelerin Türkiye’ye Etkisi, BİLGESAM, Rapor  no:6
 
 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları