Kutlu Doğum Haftasında

 16.04.2011   Kuran “birlik olun,” buyuruyor.   Türk İslam şairi M. Akif   İslam’ı evet, tefrikalar kastı kavurdu;   Kardeş bilerek, bilmeyerek kardeşi vurdu.  Demek suretiyle ayrışmanın yarattığı felakete dikkat çekiyor; Hiciv üstadı Neyzen Tevfik de buna işaret ediyor rubaisinde kendi üslubunca;   Gitme maziye çıkan izde o kanlı yoldan,   Bil, muhabbetle seni karşılayan şeytandır.   […]


 
16.04.2011 
 
Kuran “birlik olun,” buyuruyor.   Türk İslam şairi M. Akif

 

İslam’ı evet, tefrikalar kastı kavurdu;

 

Kardeş bilerek, bilmeyerek kardeşi vurdu.  Demek suretiyle ayrışmanın yarattığı felakete dikkat çekiyor; Hiciv üstadı Neyzen Tevfik de buna işaret ediyor rubaisinde kendi üslubunca;

 

Gitme maziye çıkan izde o kanlı yoldan,

 

Bil, muhabbetle seni karşılayan şeytandır.

 

Aldatır lafz-i uhuvvetle, tekin ol, kanma;

 

Müslümanlıkta nifak anane-i imandır!

 

Tarih tekerrür ediyor. Kimsenin ders aldığı yok. Kendi ders oluyor yapıp ettikleriyle tersine. İki haftadır Celal GÜZELSES’in (Atatürk’ün verdiği adla Şark Bülbülünün) müezzinlik yaptığı Diyarbakır Ulu Caminde, cami dışında ayrı saf tutuluyor.  Kürt Müslümanlar, Türk Müslümanlar,  diye.  Aynı kıbleye yöneliyor sorsan cemaati müslümin. Gerekçe, devlete itaat vazediliyormuş içeride devletin imamınca. Onun için.

 

Cuma için değil devlet olmak için gelinmiş gibi sanki de. Bir başkaldırı provası tam.

 

Demik ki “Ül-ûl Emre itaat” yazmıyor bu durumdakilerin kitabında. Tam da Allahın sevgilisi, yaratılmışların efdali, örnek beşer,  güzel ahlak numunesi, Hz Peygamberimize adanan o Kutlu Doğum haftasının cumasında. (Düşüncenin mimarı Ayvaz GÖKDEMİR’i de rahmetle analım bu vesileyle)

 

“Din benden sorulur” diyenler, “Atatürk benden sorulur” diyenler, Koca Diyanet kadrosu, Cumhuriyetle nizayı imanının temeli sayanlar, tablo eseriniz.  Ülkeyi idare edenler; Sevsinler “milli birlik ve kardeşlik projenizi” Övünebilirsiniz onunla.

 

Seçimler olacak. Anayasa değişecek. Türk Milleti kavramı çıkarılacak. Ortalık rahatlayacak. O günü bekliyormuş çözüm makamındakiler.  “Türk milleti, andımız, Ne mutlu Türküm diyene “bunlarmış bütün mesele meğer. Hep onaymış bu tepki. Öyle görünüyormuş nöbetçi tetikçi kanalların, medya borazanlarının penceresinden.

 

Bir çift sözümüz var sözün burasında bu vesileyle.

 

Allah yolunda Türk Milleti kavramına yer olmadığına inandırmaya çalışan, Irkçı, Kürtçü kafatasçı, bölünmeye dini alet kılanlar bilin ki Türk milletini de Allah yarattı.   O da Yaratanının müsaade ettiği manada milletini sevdi. Dostuna güven düşmanına korku saldı. Yemedi yedirtti, giymedi giydirtti, dağınığı topladı. Süperi oldu âlemin, günü geldi de takip ettiği doğru siyasetle. Adaletle hükmetti, parlak da bir sicili oldu taraflı tarafsız herkesin gözünde. Kimse de zarar görmedi onun dostluğundan.  Basit bir testle; Çıkar Türkün tarihini insanlık tarihinden gör ne kalıyor geride?  Müsteşrikler de ikrar ediyorlar ki Türk Tarihini bilmeden insanlık tarihi yazılamaz. Hele İslam tarihi asla. 

 

Bölge, şartlar, tarihi misyonu, ona yeniden büyük hakem rolünü mecbur kılıyorsa bunun önünü kesmek isteyenlerin kimler olduğunu sormaya gerek yok. Tarihe göz atmak yeter bunun için. Malazgirt’ten, Haçlı seferlerinden, Asalaya PKK’ya uzanan sürecin içinde cevabı var bu sorunun.

 

Kılavuzunu kimden seçeceği herkesin kendi bileceği iş. Ama kargadan kılavuzu olanın akıbeti bellidir.  Sırf İsmet ÖZEL’in Türk tarifi ders olarak yeter bu durumdakilere. 

 

“Allah yoluna varlığını feda eden Müslüman’a Türk denir”

 

Bunda şaşılacak bir durum bir abartı da yok. Yahya Kemal de bunu söylüyor zaten

 

Şu kopan fırtına türk ordusudur ya rabbi!

 

Senin uğrunda ölen ordu budur ya rabbi!

 

 

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın!

 

Galip et çünkü bu son ordusudur islamın…. diyerek

 

El aklıyla gezen başa bin bir türlü hal gelir. Uyuyan aslanı uyandırır sadece yapılan yanlış. Sonunda da pişman olunur ama iş işten geçer o zaman da.  Atatürk:

 

Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini daha sonra da geleceklerini kaybetmeye mahkûmdurlar. Diyor.

 

Bir ekleme de biz yapalım haddimizi aşmazsak.  Bir de okumadan…!

 

Atatürk’ü, Cumhuriyeti, İstiklal Harbini, geldiğimiz noktayı bir daha okumak, iyi okumak zamanı. Teessüf ki  “Gençliğe hitabeyi” de öyle.

 

Bir büyük proje eriyor gözler önünde.

 

Birileri “inkişaf” diye inandırmaya çalışsalar da milleti buna. Bakalım nereye kadar sürecek bu hipnozun etkisi daha?

 

“Fahr-i kâinatın” yüzü suyu hürmetine, ebediyete akıp giden her kutlu doğum haftasında Türk İslam âlemi adına daha güzel mevzulardan söz edebilmek ümidi ile…  Sürç-ü lisan olduysa affola.
 
 
 

Osman Erenalp
Yazar

Osman Erenalp

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.