Lozan’daki gerçekler – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

Lozan’daki gerçekler

Türk Milleti 20’nci yüzyılın başında Sevr’e karşı Lozan’a razı olmadı. Bilakis Sevr’i yırtıp attı. Dağılmak üzere olan bir devleti, yok olmaktan kurtardı. Lozan’da da bütün dünyaya “Yeni devletini” kabul ettirdi. Bu devlet Türkiye Cumhuriyetidir ve Türklerin devletidir.

27 Temmuz 2019
Hakan Paksoy

 

Lozan Antlaşması’nın 96. yılında yine aynı tartışmalar yapıldı. Her sene olduğu gibi görmek istemeyen gözler yine bakmadı, duymak istemeyen kulaklar yine duymadı. Yıllardan beri tekrar edegeldikleri cümleleri yine söylediler. Aşağıdaki cümleler her şeyi özetleyen ifadeler:

“Lozan muazzam bir İmparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır. Türk’ün şahsında İslâm’dan intikam alınarak tüm İslam âleminin başsız bırakılmasıdır. Oluk oluk şehit kanının aktığı mübarek Vatan topraklarının insafsızca ve cömertçe emperyalistlere devredilişinin acı bir hatırasıdır.”

Bu cümleler aynı zamanda AKP Genel Başkanının 2016 yılında “Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı.” ifadesinin farklı bir söylenişi.

Lozan’a giderken şartlar

Devletimizin asra bedel birkaç yılını anlayabilmek için I. Cihan Harbi’nden sonra yaşananlara kısaca bakmak faydalı olacaktır.

Halifenin Cihad-ı Ekber ilân etmiştir. Arapların dışındaki Müslüman unsurlar bu çağrıya uyar. Araplar ise İngilizlerle işbirliği yapmıştır.

O günlerde devlet ve millet kapitülasyonlar altında ezilmektedir. İmtiyazlar artık dayanılmaz bir hâle gelmiştir. Sadece ekonomik değil adlî ve idarî alanlarda da geçerlidir. Bir yabancı cinayet işlese yargılanamamaktadır. Eğer bir Türk bir yabancıya -bırakın öldürmeyi- zarar vermişse derhal zindanı boylamaktadır.

Yol yok denecek kadar azdır. Olsa bile araç bulunamaz. Asker savaş bölgelerine çoğunlukla yürüyerek ulaşır.

Toprak işlenememekte dolayısıyla ekmek bulmak çok müşküldür. Falih Rıfkı Suriye cephesine giderken Karaman’da sohbet ettiği eşraftan birinin “70 bin dönüm arazide 200 saban var” dediğinden bahseder. İki yüz saban vardır ama onu kullanacak eller de savaştadır.

30 Ekim 1918’de, Limni Adasının Mondros limanında demirli Agamemnon zırhlısında mütâreke imzalanır. Bu gemi ismini Yunan mitolojisinden almaktadır. Çanakkale’de savaşı başlatan ilk mermiyi sıkan gemidir. Boğazı geçememiştir, ağır yaralanmıştır. Buna gönderme yapılarak ateşkes -aslında teslim-  anlaşması da bu gemide yapılmıştır.

Esas bu anlaşma muazzam bir İmparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır. Bu anlaşma şartlarına aykırı bir şekilde İngilizler ve Fransızlar, Musul (3 Kasım), İskenderun (9 Kasım), Mersin ve Antep (17 Kasım), Maraş (22 Şubat 1919), Urfa (24 Mart 1919) işgâl etmiş, bir süre sonra da Tarsus, Adana ve Pozantı’ya girilmiştir. İtalyanlar Antalya’ya, Yunan İzmir’e çıkmıştır.

7 Şubat 1919’da Başkent İstanbul’a gelen İngiliz Generali Allenby, dönemin Hariciye ve Müdafaa Bakanını çağırtarak, İngiliz Yüksek Komiserinin huzurunda hakaret edecek ve birtakım talimatlar verecektir. (Salahî R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, TTK)

16 Mart 1920’de Kilikya bölgesi ve Maraş’ta halkın ayaklanması da bahane edilerek Başkent İstanbul işgâl edilir ve Meclis-i Mebusan kapatılır. Egemenliğin temsilcisi padişah esir mesabesindedir. İstanbul’dan çıkışlar kontrol altındadır. İstanbul dışına bütün görevlendirmeler İngiliz işgal komiserinin onayına tabidir. Sadrazamın arabası bile durdurulup kimlik sorulmaktadır. Artık devlet yok hükmüne geçmeye başlamıştır.

Prensipleri ile anılan ABD Başkanı Wilson 8 Ocak 1918’de Kongre’de yaptığı bir konuşmada”…halen Türk yönetimi altında bulunan diğer unsurların hayatı kesinle özerklik yönünde her türlü engelden uzak olmalı ve gelişmelerinin sağlanması güvence altına alınmalıdır…(Sallâhi Sonyel, age)” diyecektir. Sevr haritası, Ermeni meselesi, bugünkü yaşadıklarımız… bu cümlelerle birlikte değerlendirdiğimizde her şey daha açık ortaya çıkmaktadır.

İşte bu şartlarda Samsun’a çıkılır. Erzurum ve Sivas Kongreleri toplanır. Büyük Millet Meclisi açılır. Bundan sonrası da çok önemlidir. Tekalif-i Millîye emirleri yayımlanır. İlk emir durumu bütün çıplaklığı ile ortaya koyar: “Md. 1 a- Her kazada mevcut hane adedince birer takım çamaşır, birer çift çarık ve çorabı 10 Eylül 37 (1921) tarihine kadar…iddihara [toplamaya] mecburdur.”

Meclis 1920’de toplanmış, Tekalif-i Millîye 1921’de, Sakarya Savaşı devam ederken yayımlanmıştır. Arada 16 ay 17 gün vardır. Ölüm kalım mücâdelesi ayakta çorap bile yokken verilmektedir.

Nihayet, 30 Ağustos’ta, bugün bazı haddini bilmezlerin herkesin savaşı değil dediği meydan savaşında bütün varlığımız ortaya konacaktır. Sonrası İzmir’de soluklanılır ve Mudanya’da nefes alınır. Türk Milletinin, 1876’da hem doğu hem de batıda başlayan savaşla içine girdiği süreç 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesinde bitmiştir.

Kırk altı yıl süren savaş döneminden sonra, koca bir cihan devletinden elimizde kalanlarla Lozan’a gidilir.

Misak-ı Millî ve bugün

Lozan’da mübarek Vatan topraklarının insafsızca ve cömertçe emperyalistlere devredildiğini söyleyenlere, 2003 yılında Talabani’nin peşmergeleri, Misak-ı Millî’nin tarif ettiği sınırlarımız içinde olan Kerkük’e girdiğinde (Musul vilayeti Kerkük, Telafer, Erbil, Süleymaniye’yi kapsar.), dönemin AKP Genel Başkanı ile Başbakanının “Merak etmeyin tapusu bizde” sözleriyle ilgili ne düşündüklerini sormak gerekir.

Bugün Fırat’ın doğusu diye bahsedilen ve yine Misak-ı Millî içinde olan Ayn El Arap’a (Kobani) operasyon konuşulmaktadır.  Bir 29 Ekim (2014) günü, Obama’nın ricası üzerine, “Biji serok Obama” nidaları ile peşmerge kılıklı PKK teröristlerinin Türk Polisi öncülüğünde geçişini nasıl izah edecekleri merak konusudur.

Tarihin değerlendirilmesinde ideolojik yaklaşım var. İdeolojinin kesin ve keskin hatlarıyla belirlenmiş sınırları içinden dışarı çıkamamak, gerçekleri sadece bu sınırlar içinde kabul edebilmek var. Bu yaklaşımın nirengi noktası da kimlik tanımlamalarında. Hâlen Türk kimliği ile devam eden bir mücâdele söz konusu.

Lozan Antlaşması, Cumhurbaşkanlığı açıklamasında da belirtildiği gibi devletimizin bağımsızlık senedidir.  Bu devlet de Türklerindir. Kendine Türk’ten gayri kimlik arayanlar için ise çok bir şey ifade etmez.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları