“Menzil” yolculuğundaki devlet kurumları! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

“Menzil” yolculuğundaki devlet kurumları!

Anlaşılan o ki medrese adı verilen, tarikat ve cemaat okulları ile devlet kontrolü dışındaki oluşumlardan eğitim alanlar da bu haktan yararlandırılmakta. Bu insanlar da devletin içinde yer almayı hedeflemektedir. FETÖ belası böyle bir hedefin sonucu değil midir ki hâlâ böyle bir yolda ilerlenmektedir.

29 Eylül 2020
Hakan Paksoy

Türkiye bir menzile doğru yol alıyor. Ama hem içeride hem de dış politikada bu menzile ulaşma çabası işleri bu kadar karmaşık hâle getirdi. Devlet içerisinde kurum ve kuruluşlar da hedefe yürürken birtakım işler yapmakta. Bunun bir örneğini Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Suudi Arabistan’ın başını çektiği ve birkaç Müslüman ülkeden katılımla kurulmuş olan bir yapılanmayla (İslâmî Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Kuruluşu -AAOIFI) ilişkisinde ortaya koymuştum. Çoklu hukuk sistemi anlamına gelecek mevzuat oluşumunu Paranın ve Türkiye’nin rotası yazısında değerlendirmiştim.

Bunun benzeri Kamu Denetçiliği Kurumu(KDK) (Ombudsmanlık)’nda da yaşanıyor.

Üniversite okumak için sınava ne gerek var ki?

YÖK’ün geçmişte almış olduğu bir karara göre İlahiyat Lisans Tamamlama (İLİTAM) başlığı altında, ilahiyat meslek yüksekokullarından mezun olanlara sınavsız olarak lisans tamamlama hakkı tanınmış.

İLİTAM programından 20 bin civarında kayıtlı öğrenci vardır (KDK Çalıştay raporu, Ocak 2020, KDK Yayınları no 35).

KDK’ye bir dernek federasyonu 30.04.2018 tarihinde İLİTAM kontenjanlarının artırılması ve İlahiyat Fakültesi Lisans Eğitiminin açık öğretim uygulaması ile gerçekleştirilebilmesi talebiyle başvuruda bulunmuş. Kurum, 30.10.2018 tarihli Tavsiye Kararı vermiş. KDK’ye yapılan bu başvurudan sonraki günlerde 18 Mayıs 2018’de 7141 sayılı Torba Yasa ile YÖK Yasasına bir madde eklenerek lisans tamamlama eğitimi yasalaştırılmış da. Yasa ile tavsiye kararı arasındaki çok önemli bir fark var. KDK ilahiyat eğitiminin açık öğretim kapsamına alınmasını tavsiye ediyor.

KDK’nin tavsiye kararı, mevzuatındaki nihaî yetkisi. Ama durmamış ve 31 Ocak 2019’da tarihinde Cumhurbaşkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları ve konunun muhatabı olan, din eğitimi hizmeti alan vatandaşların bir araya geleceği geniş kapsamlı bir “İlahiyat Açık Öğretim Lisans Eğitimi (İLİTAM) ve Din Eğitimi” çalıştayı yapmış. Yapmış ama, Çalıştay’ın isminde dikkatli okunmayınca fark edilemeyecek bir ayrıntı var.

İLİTAM, İlahiyat Lisans Tamamlama programı. Bu program eskiden beri devam ediyor. Ancak ilahiyat eğitiminin açıköğretim programına alınması çok yeni ve farklı bir talep. Din eğitimi de KDK’nın işi değil zaten. Ama çalıştayın ismi “İlahiyat Açık Öğretim Lisans Eğitimi (İLİTAM) ve Din Eğitimi” olarak belirlenmiş. Çalıştay’daki tartışmalar da açıköğretim talebi üzerinde yapılmış. Bu isim inşallah yanlışlıkla tercih edilmiştir!

Bu toplantıya katılanlardan Eski Bakan Prof. Dr. Sait Yazıcıoğlu, DİB Ali Erbaş, rektörler ve dekanlar net bir şekilde İLİTAM ve ilahiyat eğitiminde açık öğretime karşı çıkıyorlar.

Özellikle Çalıştay Raporunun arkasında ek olarak yer alan İlahiyat ve İslamî İlimler Dekanlar Konseyi’nin açıklaması ilgi çekici. Konsey’in verdiği görüşe göre, KDK’nın tavsiye kararını oluştururken İlahiyat ve İslamî İlimler fakültelerine danışmadığı anlaşılıyor… Görüşün tarihi Çalıştay’dan sonra. Konsey’in görüşünde yer alan “Bu tavsiye kararı ve çalıştay neticesinde kamuoyu, öncekine göre daha farklı bir durumdan; ilahiyat eğitiminin açıköğretim yoluyla yürütülmesi girişiminden haberdar olmuştur.”  ifadesi her şeyi açıklığa kavuşturuyor.

Kimler nereyi hedefliyor?

MEB Din Eğitimi Genel Müdürü’nün yaptığı konuşmadaki Açık öğretim imam hatip lisesinde okuyan 110 bin öğrenci var. Bu öğrencilerden bir kısmı da liseden sonra ön lisans okumakta. Sonuçta hiç imam hatip okuluna da gitmeden, yüz yüze eğitim almadan diploma alarak ön lisansa kayıt olacaklar, İLİTAM’dan ve lisanstan da diplomayı alıp sınıfa öğretmen veya müftü, vaiz ya da din görevlisi olacaklar.” sözleri de işin nerelere kadar gidebileceğini daha net gösteriyor.

Konuşmacılardan MEB müşaviri: “Medreselilerin önü açılırsa ilahiyatçılara haksızlık olacak gibi bir kavram gelişiyor şu anda. Çünkü İLİTAM’cıların büyük bir kısmı özel sektörde, özel kurumlarda okudukları için böyle bir algı hissettim… Teorik olarak varlar, yarın bunların hepsi bu kuruma gelecekler, farklı taleplerde bulunacaklar. Bence daha suyu aynı yerde tutup önünü tıkamaktansa standartları yükseltip daha kaliteli programlar sunarak belki rehabilite edilmesini düşünmeliyiz.” diyor.

Çalıştay Raporu’ndan inciler

Giriş bölümünden: “Dini farklılıkların derinleşmesi ve yer yer çatışmalara dönüşmesi, mezhep farklarının derin imanî ayrışmalar gibi gösterilip dünya barışını tehdit eder şekilde kullanılması ile halifeliğin ortadan kaldırılması arasında bir bağın olup olmadığı ayrıca araştırılmalıdır. … Çağın gereklerine ayak uydurabilen, tüm teknolojik ve yaşam standartlarından yararlanabilecek yolları fıkhi olarak bulmuş ve dünyadaki diğer Müslümanlar ile temel esaslar ve ahlaki değerler noktasında uyumlu olan bir Müslüman kimliği elzemdir.

… Ortak değerlere ve temel esaslarımıza dayalı küresel bir eğitim, dünya Müslümanlarını aynı bakış açısına doğru sürükleyecek, bu durum da ortak ilişkiler ve ortak kurumsal yapıların önünü açacaktır. Dünyanın hızla küçüldüğü, kültürel ve coğrafi farklılıkların hızla azaldığı dünyada Müslümanların da birbirine çok benzediği yeni bir toplum inşa etmek durumundayız.

Dördüncü grup ise din eğitimini farklı mecralarda almış, uygulamalı derslerde belli bir düzeye ulaşmış, ancak resmi diploma sahibi olmak isteyen kesimdir. Bu kesim değişik cemaat gruplarının Kur’an ve din eğitiminden geçmiş olmakla birlikte, ilahiyat diploması alarak resmi din eğiticisi ya da görevlisi olmayı hedeflemektedir.

Anlaşılan o ki medrese adı verilen, tarikat ve cemaat okulları ile devlet kontrolü dışındaki oluşumlardan eğitim alanlar da bu haktan yararlandırılmakta. Bu insanlar da devletin içinde yer almayı hedeflemektedir. FETÖ belası böyle bir hedefin sonucu değil midir ki hâlâ böyle bir yolda ilerlenmektedir. Bu Türkiye’nin geleceğine büyük bir tehdittir.

İşi, adı üstünde denetlemek olan KDK veya farklı bir söyleyişle devletin bir kurumu icraya da karışmakta. Karışırken de devletin yapısını sorguluyor ve topluma müdahale ediyor. Ve bunu da devlet gücünü kullanarak yapıyor. Hâlbuki devletin kurumlarının işi, devletin kurallarını sorgulamak değil, kuralları uygulamaktır. Kuralları ancak milletin meclisi koyar.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları