Bir devletin çökertilişi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______16.02.2019_______

Bir devletin çökertilişi

Feyzullah Budak

Bir devletin çökertilişi
Bir devletin çökertilişi

Toplum ve devlet

Toplum, devletin hangi uygulamalarını takipte titizlik gösterirse devletin de o uygulamasına daha yüksek özen göstereceği hususu, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin en önemli kurallarından birisidir.

Mesela; ülkemizde mâlî yönetimin devlet açısından “gelir” ve yurttaş açısından “vergi” ile ifâde edilen yönü toplumda daha büyük bir alâkaya konu teşkil eder, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sanayici ise yatırımlarından, tüccar veya esnaf ise işletme kârından, ücretli ise maaş gelirinden, bunların hiçbiri olmasa bile satın aldığı tüketim mallarından dolayı vergi ile direkt şekilde muhatap oldukları için -yani bir anlamda bu iş, insanların doğrudan cebini ilgilendirdiği için- toplumda doğal olarak devletin vergi uygulamalarına yönelik daha yüksek bir alâka oluşur. Ama bunun tam tersine harcama yönetimi genel olarak geniş toplum kesimlerinin dikkati dışında yürütüldüğü ve kamu harcaması yapılırken insanların cebinden direkt olarak bir şey çıkmadığı için  bu alan daha düşük düzeyde bir alaka konusu olur.

Kamu harcamalarında asırlardır süren gelenek

Halbuki ülke kapasitesinden dolayı devletin vergi gelirlerini artırma imkanları sınırsız olmadığı için, harcama yönetiminde gerekli etkinliğin sağlanması suretiyle elde edilecek faydayı artırma imkanları vergi gelirlerini artırma imkanından daha yüksektir. Ayrıca devlet temel yönetim fonksiyonlarını harcamalarıyla hayata geçirir. Dolayısıyla kamu kaynaklarının etkin, doğru ve verimli kullanılması, yani iyi bir harcama yönetimi ve denetimi ülke kalkınması ve refahı için son derecede önemlidir.

İlk AKP hükümetinin ülke yönetimini ele aldığı dönemde Türkiye’deki kamu mâlî yönetiminin  (özellikle de harcama yönetiminin) temel hukûkî dayanağı 1050 sayılı Muhasebe-i Umûmiye Kânûnu idi. Türkiye coğrafyası üzerinde bin yıl hükümrân olmuş Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük Türk devletinin kamu harcama sistemine dair fevkalade olumlu deneyimlerin izlerini de ihtiva eden bu kânûn 1927 yılında uygulamaya konulmuş ve takip eden yıllarda da asrın gereklerine uygun şekilde yenilenerek güçlendirilmişti.

Söz konusu kânûn, harcama yönetimi konusunda temel olarak kamu harcamasının tek merkezden (Maliye Bakanlığı’ndan) yönetilmesi ve harcama konusunda uzman kadro ve kurumların sistem üzerinde (harcamadan önce, harcama esnasında ve harcama sonrasında olmak üzere 3 ayrı safhada) etkin kontrolü esasına dayanıyordu. Uzun yıllar boyunca Maliye Bakanlığı Muhasebat Başkontrolörü olarak kamu harcamalarının denetimi görevini yaptım. Bu süreçte icracı ve yatırımcı kurum yetkililerinin, zaman zaman Maliye Bakanlığı’nın bu denetiminden dert yanmalarına ve hiçbir ciddî devlette böyle bir uygulamanın mümkün olmayacağını bile bileyaptıkları harcamalar üzerindeki Maliye denetiminin kaldırılması ve kendilerine verilen ödenekleri harcamada tam yetkili olmaları gerektiği” hususundaki ulaşılması güç hayallerini dile getirmelerine tanık oldum.

Türkiye’deki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin sebebi nedir?

Geçmiş yıllarda 1050 sayılı Muhasebe-i Umûmiye Kânûnu’nda en küçük bir madde değişikliği yapmak için bile aylarca hatta bazen yıllarca süren araştırma, inceleme ve çalışmalar yapıldığı halde, AKP kadroları ülke yönetimini ele aldıktan sadece birkaç ay sonra Avrupa Birliği’ne uyum gerekçesine sığınılarak aceleyle hazırlanıp yürürlüğe konulan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kânûnnu ile 1050 Sayılı Kânûn yürürlükten kaldırıldı ve 5018 sayılı Kânûn, kamu harcama sisteminin temel düzenlemesi haline getirildi. Bu düzenleme ile Maliye Bakanlığı’nın icrâcı kurumlar üzerindeki harcama denetimi yetkisi kısıtlanarak, tahsis edilen paraların kullanımındaki takdir  yetkisi  icrâcı kurumlara bırakıldı ve icracı kurumların hayalleri gerçek oldu!

Ancak bin yıllık devlet yönetim geleneğiyle güçlenmiş sorunsuz birçok yapıyı ortadan kaldıran bu kânûn Maliye Bakanlığı’nın icrâcı kurumlar üzerindeki harcama denetimi yetkisi kısıtlanarak aradan geçen 15-16 yıllık süreye rağmen tam olarak uygulamaya geçirilemedi ve bir yandan harcama yönetiminin kimi alanlarında bu kânûn ile getirilen yapılara işlerlik kazandırılmaya çalışır gibi yapılıp esâsen bu alanda ciddi bir gelişme elde edilemezken, bir yandan da çaresiz kalınan alanlarda eskiye ait bazı yapıların devâmına göz yumuldu. Bu durum ise kamu harcama sisteminde kontrol mekanizmalarını gevşeten, devlet harcamalarında verimliliği düşüren, usulsüzlük ve yolsuzluklara zemin hazırlayan bir yapı oluşturdu.

Bu arada hedeflenen mali kontrolsüzlüğün daha da pekiştirilmesi için Maliye Bakanlığı Merkez Denetim Elemanlarının harcamacı kuruluşlar üzerindeki teftiş yetkileri kaldırıldı.  Bakanlık Merkez Teşkilatlarının Teftiş Kurulları lağvedildi ve onların yerine kurulan ancak kendi aralarındaki yetki itilafları ve çelişkileri sebebiyle etkin şekilde görev yapamayan İç Denetim Kurulları ya da Denetim ve Rehberlik Hizmetleri gibi birimlerle kamu harcama sistemi üzerindeki denetim mekanizması en ileri düzeyde sulandırıldı ve zayıflatıldı.

AKP yönetimi ise sonuç olarak bizzat tesis ettiği bu yapıyı, kamu harcama prosedürlerine partinin hakimiyeti ve büyük boyutlardaki harcamaların istenilen kanallardan gerçekleştirilerek, istenilen hedeflere yönlendirilmesi için uygun bir zemin olarak görme ve değerlendirme noktasına gelmiş bulunmaktadır. Türkiye’de son yıllardaki kamu harcamalarına dayalı yolsuzluk ve usulsüzlük olaylarının yaygınlaşması bundandır. Ayrıca yaşanmakta olan denetim zafiyeti sebebiyle kamuoyunca bilinen yolsuzluk ve usulsüzlükler buzdağının sadece görünen kısmıdır.

Cumhur Başkanlığı Külliyesi
Cumhur Başkanlığı Külliyesi

Kontrol dışına çıkan kurumlar

AKP iktidarından sonra Devletin mali yapısını alt üst  eden yasal değişikliklerle bu ülkede kamu harcamalarının denetlenme imkânı kalmadı. Son on yılda yapılan mali mevzuat değişikliklerinden dolayı harcamacı kurumlar neredeyse tamamen Maliye Bakanlığı kontrolünün dışına çıktı. Maliye Bakanlığı, harcamaları denetleme ve harcamaların yasalara uygun yürütülmesini sağlama imkanını kaybetti.

Alfabede harf kalmadı, kimsenin haberi yok!

Kamu İhâle Kânûnu’na o kadar çok istisna konuları eklendi ki âdetâ istisnalar esas haline geldi ve Devlet İhâle Kânûnû anlamını kaybetti. Kânûnun istisnaları belirleyen maddesine her istisna bir harf başlığı altında eklenirken alfabede harf kalmadı, hatta bu karmaşa içerisinde “k” harfi arka arkaya iki ayrı istisna için iki ayrı bendin iki defa madde başlığı olarak kullanıldı ve bu durum aynıyla resmi gazetede yayınlandı da hiç kimsenin haberi olmadı! Sadece bu olay bile mali yapımızın ve kamu harcama sistemimizin ne halde olduğunu anlatmaya yeter.

Tüm bu olumsuz gelişmeler arasında Sayıştay  Kânûnu’nda yapılan değişikliklerle Sayıştay’ın denetim alanı genişletilmiş, yaygınlaştırılmış ve böylelikle Maliye Bakanlığı denetiminden çıkan kurumların Sayıştay denetimine tabi tutulduğu izlenimi verilmeye çalışılmıştır. Ancak işin esasında Sayıştay, TBMM adına yapılan yasama denetimi ve Maliye Bakanlığı ise kamu yönetimi adına yapılan idârî denetimi ifade etmektedir ve dolayısıyla bu düzenlemelerle yapılan işin somut sonucu kamu harcamaları üzerindeki Maliye Bakanlığı denetimini kaldırmak olmuştur. Ayrıca tüm talep ve ısrarlara (TBMM Özel İhtisas Komisyonları’nın raporlarında bile bu yönde tavsiyeler bulunmasına) rağmen, kamuda mali denetim yapan grupların Sayıştay’a nakledilerek Sayıştay denetiminin güçlendirilmesine imkan verilmemiş, böylelikle kamuda büyük bir denetim gücü atıl bırakılırken öte yandan Sayıştay’ın aniden artan iş yükü karşısında gereken fonksiyonlarını göremez hale gelmesine sebep olunmuştur.

Devlet harcama sisteminde yaratılmış bir büyük başıboşluk

Sonuç; devlet harcama sisteminde yaratılmış bir büyük başıboşluk, kontrolsüzlük ve kaostur. Bir zamandan beri işler eski alışkanlıkların sağladığı geleneksel yaklaşımlar ve eski mali yapıya hakim olan bürokratik kadrolar üzerinden yürütülmektedir. Ancak geleneksel yapıya hâkim olan bürokrasi yenilendikçe giderek bu imkân ortadan kalkacak ve giderek bu kaos bir çöküşe dönüşecek ama o zaman bu tahribâtı onarmak kolay olmayacaktır.

Devlet yönetimi açısından son derecede tehlikeli görülen bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için, ülkeyi AKP zihniyetinin elinden kurtararak yönetim sorumluluğunu üstlenecek ilk siyâsî kadroların iktidarında; Mâlî yönetimde Mâliye Bakanlığı’nın denetim yetkileri yeniden etkin hale getirilmeli, kamuda zayıflatılmış olan denetim mekanizmaları yeniden ihyâ edilerek kamu harcamaları ile bunların denetimi alanında devlet ciddiyetine yaraşır bir yapı mutlaka oluşturulmalıdır. Çünkü makul bir süre zarfında bunun başarılamaması, tek kelimeyle devletin çöküşü anlamına gelir.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları