24.04.2024

Küresel kapitalizm ve yanılsatıcı kimlikler

Sözde milliyetçilik, Türk Milleti’nin yoksullaştırılmasına, mülksüzleştirilmesine ve ülkenin yabancılarla doldurulmasına sessiz kalıyor. Sözde dindarlık, dinin temellerinden ve ahlaki yönünden habersiz yaşıyor. Adı sivil toplum olan çoğu kuruluşlar, ‘dâhili ve harici’ güç merkezlerinden fonlanıyor.


Küreselleşme süreci olarak ortaya atılan temel tezlerden, ‘sermayenin’, ‘malların’ ve ‘insanların’ serbest dolaşımı mottosu, görünüşte bütün toplumları kapsıyor biçiminde anlatıldı. Ancak, küresel kapitalistlerin sermayelerinden ve mallarından başka, başkalarının her yerde dolaşacak kadar sermaye ve malları yoktu.

İnsanların serbest dolaşımı konusunda ise zengin ülkeler, dünyanın iyi yetişmiş insanlarını kendi ülke ve şirketlerine transfer ediyorlar. Bir de, nüfus yapısına müdahale etmek istedikleri Türkiye gibi ülkelere, tetikledikleri terör ve savaşlar aracılığıyla çaresiz kitlelerin sığınmacı olarak gitmelerinin ortamını hazırlıyorlar. Kendi ülkelerine, sığınmacı almıyor ve vasıfsız nüfusun girişini de şiddetle önlüyorlar.

Küreselleşme süreci neydi ne oldu?

Yıllardır bilimsel açıklamalar kılıfında ve etkili propagandalar yoluyla açıklanan küreselleşme süreci, aslında zengin ülkelerin, dünyanın her yerini ekonomik coğrafyaları olarak kullanma projesiydi. Görünüşte, yansız bir biçimde herkesi kapsıyormuş gibi gözükse de yoksul ülkeler, içinde bulundukları yoksulluk, bilgisizlik, aymazlık, siyasetçi ve aydın ihaneti gibi nedenlerden dolayı bu sürecin fiilen kaybedeni oldular.  Bu yüzden, küreselleşme süreciyle ilgili söylem ve eylemlerden bu yana, zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasındaki eşitsizlikler daha da derinleşti. Hatta yoksul ülkelerde daha fazla olmak üzere her ülkenin kendi içindeki gelir eşitsizlikleri daha fazla arttı.

Küresel tahakküme kimler direnir?

Küresel kapitalizmin dünya üzerindeki tahakkümüne, teorik ve pratik olarak, en fazla sömürgecilik karşıtı millî güçlerin itiraz etmesi gerekir. Tıpkı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk Yurdunun, sömürgeci ülkeler tarafından işgaline karşı, ‘halkçı ve milliyetçi’ toplulukların birlikte direnişleri gibi. Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, ‘halkçılık’ ve ‘milliyetçilik’ hareketlerinin birleşimiyle sömürgeciliğe karşı tarihin en anlamlı bağımsızlık mücadelesini verdi.

Küresel kapitalizm, Türk Yurdunu kendilerinin arka bahçesi yapma çabalarını sürdürürken, bu duruma karşı direnç gösterecek muhtemel düşünce hareketleri, günümüzde oldukça yılgın ve dağınık bir psikoloji içinde bulunuyor. Bu bağlamda, gerçek düşünce temelleri, her türlü sömürüye karşı olmak ve bu doğrultuda hareket etmek olan halkçıların ve milliyetçilerin bir kısmı, küresel sömürgecilik konusunda ‘akıl tutulması’ yaşıyor. Küresel kapitalizmin ideolojik ana eksenini oluşturan neo-liberal ekonomi politikaları hakkında, bırakınız güçlü bir eleştiri ve itirazı, neredeyse normalleştirici bir aymazlık içindeler. Bu iki tarihsel hareket, kendi kültürel kökleriyle bağları kopmuş ve içleri boşalmış; birtakım söylem ve simgeler üzerinden günümüzün popülist anlayışları gibi duruyor. Küresel kapitalizmin tahakkümüne karşı direnme potansiyeli olan asıl millî güçler, yaygın bir zihin konformizmine ve dağınıklığa sürüklenmiş gibi görünüyor.

Hedef ülke: Laik, millî ve üniter Türkiye Cumhuriyeti

Küresel kapitalizmin temel stratejisi, dünya ekonomisinin ana tedarik bölgesi ve uluslararası ticaretin doğu-batı ekseninin ortasında bulunan Türkiye’deki Türk hakimiyetinin gücünü kırmaktır. Türk hakimiyet bilincinin yıkılması, bütün küresel güçlerin Ortadoğu coğrafyasına kapsamlı bir biçimde çökmelerini kolaylaştıracaktır. Bu yüzden, Bağımsızlık savaşından başlayarak çeşitli isyanlar ve terörist faaliyetleri destekleyerek bölgemizdeki Türk hakimiyetini örselemeye çalışıyorlar. Kadim Türk Yurdunu, tarihi ve kültürü olmayan yapay kimlik iddiaları ile bölmeyi deniyorlar. Bir süredir, Türk demografik yapısını, kendileri için daha uygun bir milliyet olarak gördükleri Arap ve diğer yabancı nüfusla harmanlama projelerini yürütüyorlar. Türkiye’de Türk kimliğine olan bağlılığı, ekonomik, sosyal ve psikolojik anlamda kırmaya çalışarak, daha dayanaksız ve teslimiyetçi bir ülke oluşturma niyetlerini artık hiç gizlemiyorlar.

Küresel kapitalizme karşı bunlar mı direnecek ?

Küresel kapitalizm, bütün dünya üzerinde geniş bir sömürü ağı oluşturuyor. Bu sessiz ve örtülü sömürü ağına karşı dünya milletlerini koruyup kollayan en etkili güç kaynağı millî kimlik bilincidir. Kavramsal olarak millet olma bilinci ve yurt sevgisiyle ilgili duyarlılıklar, bu yöndeki milliyetçilik ve bağımsızlık hareketleri, her türlü sömürüye karşı toplumsal direnci ve dayanıklılığı artırır.

Kapitalizm, geçen iki yüzyılda sömürgecilik faaliyetlerini, açıktan ve askeri işgal ile yürütürdü. Günümüzde, sömürgecilik faaliyetleri, birtakım siyasetçi, yönetici, gazeteci, öğretim üyesi, sözde sivil toplum örgütleri üzerinden yürütülüyor. Siyasallaşan çeşitli dinsel cemaat ve tarikatlar üzerinden bazı ülkeler, örtülü olarak içeriden çürütülüyor. Küresel saldırılara karşı ülkelerin toplumsal direncini kırmak maksadıyla etnik ve dinsel bölücülük eylemleri kışkırtılıyor.

Küresel kapitalizmin dünya kültürleri üzerindeki postmodern etkileri sonucunda, hayatın birçok alanında kitleleri aldatan ‘yanılsatıcı’ siyasal ve dinsel topluluklar oluşuyor. Söz gelimi, sözde solculuk, işçi ve emekçi haklarından çok, neo-liberal ekonomi politikalarını savunuyor ve kapitalizme karşı bir tavır geliştiremiyor. Sözde milliyetçilik, Türk Milleti’nin yoksullaştırılmasına, mülksüzleştirilmesine ve ülkenin yabancılarla doldurulmasına sessiz kalıyor. Sözde dindarlık, dinin temellerinden ve ahlaki yönünden habersiz yaşıyor. Adı sivil toplum olan çoğu kuruluşlar, ‘dâhili ve harici’ güç merkezlerinden fonlanıyor. Ayrıca, siyasetçi ve yöneticilerin tetikçiliğini yapan gazeteciler; akıl ve bilimden daha çok, siyasi ve ekonomik güç sahiplerini ‘otorite’ bilen öğretim üyeleri, kendi var oluş nedenlerinden hızla uzaklaşıyor.

Türklükten başka her şeye dostlar

Türkiye’de, küresel kapitalizmin gölgesinde yaşayan bu iki yüzlü ve yanılsatıcı kimliklerin en önemli ortak yanlarından birisi, kapsayıcı Türk kimliğini reddetmek ya da önemsizmiş gibi davranmak; diğeri, bu anlayışların neredeyse tamamının, tıpkı sömürgeciler gibi, çıkarlarına ve amaçlarına ulaşma konusunda her şeyi mübah görüyor olmalarıdır. Görünürde, birbirleriyle didişen ve hatta çatışma hâlinde görüntü veren bu postmodern zihniyetler, küresel kapitalizmin işini kolaylaştırma bakımından Türk kimliğini çözme projesinde birbirlerini birer kaldıraç gibi kullanıyorlar. Aslında, onlar birbirlerine ayar çektiklerini ve hadlerini bildirdiklerini sanıyorken, hepsi birden -bilerek ya da bilmeden- küresel kapitalizmin güdümünde ülkenin geleceğini karartıyorlar.

Çözüm, Türkiye’nin, Atatürk sonrasında Batıcı sol ve ara rejimler ile sağ popülist siyaset aracılığıyla saptırılan asli eksenine yeniden millî bir dönüş yapmasıdır. Bu anlamda, özel-kamu mülkiyet birlikteliğine dayalı toplumsal kalkınma modeline ve örselenen millî kimliğe daha saygılı yönetici kadrolara ihtiyacımız bulunmaktadır.

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar