Yükleniyor...
İkibinli yılların popüler akımlarından olan Avrasyacılık Rus stratejist A. Dugin tarafından ciddi bir proje olarak dünya gündemine getirilmiş gerek entelektüel derinliği gerekse jeopolitik gelişmelerle örtüşmesi nedeniyle epeyce tartışılmıştır. Aslında Rusya’nın her yüzyılda tartıştığı Avrupa ile mi bütünleşmeliyiz, yoksa Avrasya’nın süper gücü mü olmalıyız politik tartışmalarının güncellenmiş versiyonudur. Ruslar için tarihi Avrasyacılık kendilerinin derebeyi olduğu coğrafyadaki halkların ise Rus egemenliğinde vasallar olarak yaşamalarıdır. Bunun içinde bölgenin bütün kaynaklarının da Ruslar tarafından sömürülmesi de vardır. Günümüzde Aral bölgesindeki doğalgaz ve petrol kaynaklarının maddi getirilerinden yerel Türk halklarının hiçbir şekilde pay almaması buna iyi bir örnektir. Rus jeopolitik aklının Avrupa’nın parçası olmayı değil de Avrasya’nın patronu olmayı istediği her stratejide Avrasya’nın kadim ev sahipleri ve egemenleri olan Türkler, Ruslar için tehdit sayılır ve Türkleri asimile etmek için ellerinden geleni yaparlar. Tarihte defalarca da bunu yapmaya çalışmışlardır ve hâlâ aynı politikalarını sürdürmektedirler. Batının Afrika kıtasındaki sömürgecilik faaliyetleri maddi ve manevi olarak kıtanın yerli halklarına ne kadar zarar vermiş ise Rusya’nın Avrasya coğrafyasındaki sömürgecilik politikaları da Türklere o kadar zarar vermiştir. Kısacası ‘’Altınorda’’ sendromu Rus kollektif belleğinde hâlâ canlıdır bu yüzden de her daim tedirgindirler. Bu yüzden Rusların panslavizm politikalarında da komünizm politikalarında da Avrasya’nın Türk halkları hep düşman muamelesi görmüşlerdir.
Kısa bir Avrasyacılık girişinden sonra burada küresel bir jeopolitik okuma yapmamız gerekir. Çünkü her dünya savaşından sonra küresel düzende köklü bir değişiklik yaşandığına göre içinden geçtiğimiz 3.Dünya savaşında ve sonrasında da dünya bir kez daha yeniden şekillenecekse “Biz nerede durmalıyız?” sorusunun cevabı çok önemlidir.
Üçüncü bin yılda bir konunun altını iyice çizmemiz, Türkiye Cumhuriyetinin ve diğer Türk devletlerinin bu süreçte kesinlikle beraber hareket etmeleri ve Türklüğün ortak faydasında buluşmaları gerekir. Yani Türkiye Cumhuriyetinin ayrı, Kazakistan veya Özbekistan’ın ayrı cephelerde veya farklı politikaları olmaması gerekir. Türklerin bir ve beraber hareket etmesi temel nirengi noktamızdır. Stratejimiz de bütüncül olmalıdır. İlk hedefimiz veya bir başka ifadeyle kırmızı çizgimiz budur, ötesi sonradan planlanabilir.
Tarih boyunca jeopolitik kuramları Avrasya’yı dünyanın merkezi olarak görmüşler ve merkeze hâkim olan dünyaya hâkim olur tezine inanmışlardır. Bu bağlamda Türkistan coğrafyası ve buranın kadim sahipleri olan Türkler her jeopolitik mücadelede göz önünde bulundurulan öneme haiz olmuşlardır. Avrasya coğrafyası hem jeopolitik rekabette küresel güçler için stratejik öneme sahiptir hem de batının ekonomik açıdan (enerji ve nadir elementler gibi kaynaklar bağlamında) ve ticaret yolları açısından mutlaka kontrol etmek istediği bir bölgedir. Rusların ve Çinlilerin açısından ise bu bölge doğal genişleme alanları olarak görülür ve tarih boyunca Türkistan halklarını asimile etmeye yönelik açık ve örtülü faaliyetleri de aralıksız sürmüştür ve sürecektir. Dolayısıyla jeopolitik tasarımların gerçekçi olması için coğrafya ve tarihe uygun olması gerekir. Yani TRÇ ittifakının olmasına ne tarih ne de coğrafya müsaade etmez.
Öncelikle küresel bir jeopolitik strateji yapmak için Türk Dünyasının çıkarı için nasıl bir dünya sistemi öngörümüz olmalı buna karar vermeliyiz. Şimdi burada küresel güçlerin arzuladıkları dünya sistemlerine bakmamız lazım.
ABD kendinin tek kutup olduğu ve küresel hegomonyasına kimsenin meydan okuyamadığı bir dünya sistemi arzuluyorum. Ancak Çin’in öncTürkiye’nin tarihî süreçte yaşadığı tehditlere karşı geçmişte NATO’ya jeopolitik mecburiyetlerden kaynaklı olarak katıldığını da bir yere yazalım, ama ABD’nin son zamanlarda ki uygulamaları ve saldırganlıkları sonrasında da NATO’nun eski NATO olmadığının altını çizelim.e ekonomik alanda küresel kutup başı olması ve bunun askerî alanda da Çin’i güçlendirmesi nedeniyle ABD ‘’Tukudides tuzağına’’ düşerek Çin’e karşı bir kuşatma savaşı başlatmıştır. Hegomon güce meydan okuyan bir yeni gücün doğması karşısında hegemon gücün yaklaşan tehdite karşı savaş başlatması olarak adlandırılan Tukidides tuzağı tarihçilere göre 16 kez yaşanmış bunun 12 sinde savaş çıkmıştır. İlki Sparta’nın hegomonyasını tehdit eden Atina ile savaşması, sonuncusu ise ABD’ye karşı Çin’in yükselen güç olması nedeniyle başlayan 3.Dünya savaşıdır.
ABD, tek kutuplu bir dünya ve tek süper güç ABD olsun isterken, bu konuda verebileceği tek taviz, küresel güç olmayı çok zorda kalırsa AB ile paylaşmak olarak görüyor. Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Japonya, Güney Afrika ve Türkiye’yi bölgesel güçler olarak görmek istiyor. Bunun için de öncelikle açıkça karşı cephede gördüğü Çin ve Rusya’yı zayıflatmak istiyor. Ayrıca son zamanlarda Trump tarafından dile getirilen, ABD’nin NATO’dan çıkacağı söylemi gerçekleşirse ABD hızla kıtasal güce dönüşürken AB ve Türkiye ise yeni dünya güvenlik mimarisinin kurucu unsuru olma fırsatını elde edebilirler. ABD’nin bunu yaptığı bir projede her bölgede güçlü bir paydaş ülke bulması gerekecektir. Muhtemelen Pasifik’te Japonya, Ortadoğu’da İsrail, Avrupa’da İngiltere, Afrika’da ise Güney Afrika, Amerika’nın yeni askerî partnerleri olacaktır.
Peki, Rusya nasıl bir dünya sistemi öngörüyor derseniz onlarda çok kutuplu bir dünya sistemi arzuluyorlar. Rusya’nın jeopolitiğin kalbi olan Avrasya’nın tek hakimi olmasını böylece ‘’Avrasya’ya hakim olan dünyaya hakim olur’’ jeopolitik kuramı gereğince önemli bir kutup başı ülke olmayı planlıyorlar. ABD, Çin ve Hindistan’ı ise diğer kutup başı ülkeler olabileceğini varsayıyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Rusya’nın jeopolitik planlamasında asla hiçbir Türk devletinin küresel güç olarak gözükmemesidir. Çünkü Rusya’nın emperyal sömürgeci heveslerine engel olabilecek yakın tehlike olarak Türkleri görmelerinden kaynaklı bir bilinçaltının yansımasıdır bu. Ruslar kısa vadede ABD’ye karşı Çin’le iş birliği yapmakla beraber eğer bu dünya savaşında ABD yenilir ve kendi kıtasına çekilirse kendileri için asıl büyük tehlikenin Çin olduğunu çok iyi biliyorlar ve sınırlarında yaşayan 400 milyon Çinliye karşı 20 milyon Rus vatandaşının asimile olmamak için içeri bölgelere göç edeceğini ve 20 yıl sonra Vladivostok şehrinde halkın mandarince konuşacağını çok iyi biliyorlar. Onun için stratejilerinde Hindistan, Rusya için çok önemli bir konumdadır ve Dugin’in Avrasyacılığının kritik ülkesi onun için Hindistan’dır. Gelecekteki Çin tehlikesine karşı Rusya-Hindistan ittifakı ile mücadele etmeyi planlıyorlar. Bunları anlamadan günümüzdeki jeopolitik gelişmeleri çözümleyemezsiniz ve Çin-Rusya ittifakı varken Hindistan –Pakistan –Afganistan savaşlarında niçin Çin’in Pakistan’ı desteklerken Rusya’nın geçen hafta Hindistan’a S-400 sattığını ve Hindistan’ın Rusya’nın en iyi partneri olduğunu yorumlayamazsınız. Özcümle TRÇ ittifakı isteyenlerin cevaplaması ve karar vermesi gereken bir önemli bir soru karşımıza çıkıyor. Çin ve Rusya kısa vadede kazandı ve ABD kendi kıtasına döndü diyelim peki biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Çin –Rusya rekabetinde Çin’in mi yanında olacağız yoksa Rusya’nın mı yanında olacağız yoksa en kötü senaryo olarak görünen Kırgızistan ve Kazakistan’ın Çin ‘in yanında, Özbekistan ve Azerbeycan’ın Rusya’nın yanında saf tutacağız veya biraz daha geliştirirsek Rusya –Hindistan ittifakı karşısında kadim dost devletimiz olan Pakistan’ın karşısında mı olacağız. Sakın TRÇ ittifakı diyenler biz Çin-Rusya ilttifakı ile bu 3. Dünya savaşını kazanalım sonrasına bakarız demesinler. Çünkü 2.Dünya savaşında da ABD ve Rusya aynı ittifakta idiler sonra Yalta’da dünyayı paylaştılar ama kimse memnun olmadığı için aralarındaki rekabetin şiddetini geçen 70 yılda yaşadık. TRÇ ciler Rusya ile mi olalım yoksa Çin’le mi diye düşüne dursunlar biz Çin’in nasıl bir dünya sistemi arzuladığını analiz edelim. (Burada ben TRÇ ci olsam kesinlikle demografik veriler ışığında TRÇ’nin Rusya’cı kanadından yana olurdum.)
Çin etimolojik olarak adının geldiği merkez ülke gibi kendini dünyanın merkezinde görmektedir ve hayalinde cihanın tek hâkimi planları olsa da reel politik onları da çok kutuplu bir dünya sistemine yöneltmiştir. Ancak onun da çıkarları ve kırmızı çizgisi Avrasya ve tüm Asya’da tek hegomon güç olmaktır. Bu nedenle yakın vadede ABD ile uzun vadede ise Rusya ve Hindistan’la güç mücadelesine girmesi kaçınılmazdır. Hiç şüphesiz Rusya ve Hindistan’a diz çöktürememiş ve Asya’nın tek hegomonu olmayı başaramamış bir Çin asla küresel bir kutup başı olamaz. Ayrıca Çin’in, dünya savaşının kazananı olduğu bir senaryoda yapacağı ilk işin başta Uygur Türkleri olmak üzere Mançular, Moğollar ve Tibetlileri hemen asimile etmek olacağını tahmin etmek TRÇ ciler için bile çok zor olmasa gerek.
Çinli stratejistleri takip ettiğinizde çok kutuplu dünyada kutup başları Çin –Rusya-ABD – AB olarak 4 devleti öngörüyorlarsa da zihinlerindeki planlamada ABD kendi kıtasında kıtasal güç olabilir, mesela Venezuella’da devlet başkanını haydutluk yaparak kaçırabilir ya da Küba’ya el koyabilir. Ama Asya ve Pasifik’te bir hamle yaparsa, İran savaşı gibi Çin her türlü füze ve mühimmat yardımında bulunur ve ABD’ye karşı mücadele eder. Çin, ABD’yi tamamen yok edemeyeceğini iyi biliyor ve onun kıtasında var olmasını diliyor ve arka bahçesinde her türlü hukuksuzluğu yapmasına rıza göstermeye hazır olduğunu gösteriyor. Keza Çin ekonomisinin istikrarlı büyümesi için ihracatının en büyük pazarları olan ABD ve AB de olmalı ki Çin ürünlerini alabilsinler. Yani Çin için ABD –AB Pazar bakımından, Rusya ise enerji ihtiyacı açısından var olmalı ve kutup başı olmalı. Önceleri Çinli stratejistler Japonya’yı da denklemin içine katıyorlardı. Ancak Japonya’nın ekonomik bakımdan gerilemesi nedeniyle güncel raporlarında kutup başı ülkeler listesinden çıkarıldığını görüyoruz. Bu arada Türkiye Cumhuriyeti, Çin için en önemli stratejik proje olan ‘’Tek yol, tek kuşak ‘’da ne kadar önemli ise jeopolitik bakışlarında da o kadar önemli yani fazla büyük olmasa da yılda 35 milyar dolar dış ticaretten para kazandıkları bir ülke. Türkiye’ye bakış açılarını etkileyen diğer bir konusu ise Uygur Türklerine ve Türklerin kadim dostu (Dalay ünvanını Cengiz Hanın Torunu Kubilay Han Tibetlilere vermiştir) Dalay Lama’ya karşı takındıkları tavırdır. Belki de TRÇ ittifakçılarının cevaplamakta zorlanacağı en önemli soru bugüne kadar Türk milliyetçilerinin mazlum Türk halkları için verdikleri mücadele geleneğinin nereye gittiği olacaktır. Rahmetli Başbuğumuzun Uygur Türklerine yaptığı hizmetler hâlâ hafızalarda canlı iken şimdi TRÇ ittifakı demek biraz sıkıntılı bir tercih olarak gözüküyor.
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi ABD tek kutuplu, Çin ve Rusya ittifakı ise çok kutuplu bir dünya sistemi öngörmektedirler. Reel politik ise iki kutuplu bir dünya sistemi içinde bulunduğumuzu söylüyor. Yani ABD ve Çin’in iki kutup başı olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.
Türkiye’nin tarihî süreçte yaşadığı tehditlere karşı (Stalin’in toprak talebi) geçmişte NATO’ya jeopolitik mecburiyetlerden kaynaklı olarak katıldığını da bir yere yazalım, ama ABD’nin son zamanlarda ki uygulamaları ve saldırganlıkları sonrasında da NATO’nun eski NATO olmadığının altını çizelim. Ancak hem İsrailin hem Amerika’daki bazı Neo-conların Türkiye’nin Nato’dan çıkarılması gerektiğini sık sık dile getirmeleri, NATO üyeliğinin Türkiye için önemli bir kazanım olduğunu anlamak için yeterli diye düşünüyorum. Bir kere yukarıda gördüğümüz gibi ne Rusya’nın ne Çin’in ne ABD’nin öngördükleri dünya sistemlerinde Türklerin kutup başı olduğu bir senaryo bulunmamaktadır. Yeri gelmişken TRÇ ittifakçılarının Türkiye’nin kutup başı olacağı söylemleriyle TRÇ ittifakı söylemleri büyük bir çelişki barındırmaktadır, bizden demesi.
Şimdi gelelim dünya üç kutuplu olacak ise dünya da üçüncü kutup olmaya en uygun devlet ve ulus kim olabilir sorusuna cevap vermeye. Milletler tarihinde en kadim millet olan kabul edilen veya Lev Gumilev’in ifadesi ile ilk etnogenez oluşumunun sahibi olan Türkler üçüncü kutup başı olmak için en doğru seçenektir. Türk dünyası geçmişte nasıl tarihin en büyük imparatorluklarını kurmuş ,en büyük medeniyetlerini inşa etmiş veya katkı sağlamış ise gelecekte de rasyonel ,çağcıl ve tarihi derinliğe dayanan barışçıl ve gönençli bir dünya oluşumu için yeni dünya düzeninde de kutup başı olmalıdır. Dün ,bugün küresel güç dediğimiz devletler ve onların milletleri dahi yok iken Türk Cihan Hâkimiyeti ülküsü hedefi için coğrafyanın bütün dağlarında dua etmiş, büyük bütün nehirlerinde atlarını sulamış ,kürenin büyük bölümündeki toprakları kanı ile sulamış Türklerin kutup başı olması dünya içinde büyük bir şans olacaktır. On bin yılı aşan tarihsel tecrübelerinden ve buradan damıtılmış hazine değerindeki kollektif belleğinden bu dünyanın yararlanması gerektiğine inanıyoruz.
Bu yüzden Türklerin yeni ‘’Kızılelması’’nın Dünya sisteminin üç kutuplu olması ve o üç kutuptan birinin ABD, Çin’le birlikte Türk dünyası olmasıdır diye düşünüyoruz. Önce basitçe bir analizle yaparsak, tek kutuplu bir dünya dünyayı disiplin içinde yönetse de baskıyı ve hegomonyayı ve sömürüyü yaygınlaştırır bu da dünya insanlığını mutsuz eder .Bunu tahmin etmek son zamanlarda ABD’nin yaptığı eder. Bunu çok da zor olmasa gerek. Çok kutuplu dünya ise her kafadan bir sesin çıktığı Orta çağ Avrupası’ndaki feodal beylerin güç mücadelelerinde olduğu gibi gücü gücüne yetenin baskın olduğu bir kaotik sistem olur. Böyle bir küresel tasarımda ise ihtilaflı konularda son sözü söyleyerek racon kesecek bir güç olmadığı için dünyanın birçok yerinde çatışmaların yaşanması kaçınılmaz hale gelir.
O nedenle dünya sisteminin coğrafyaya ve medeniyetlere paralel Batı ve doğu olarak ayrılarak Batı’yı temsilen ABD’nin, Doğu’yu temsilen ise Çin’in kutup başı olması gerektiğini ancak bu iki küresel gücün hem emperyal, hem hormonlu jeopolitik taleplerini dengeleyecek ayrıca kendi aralarında ve de diğer ülke ve medeniyetler ile ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde olmasını temin edecek üçüncü kutup olarak Türk dünyasının olması gerektiğine inanıyoruz.
Ayrıca o üçüncü kutup tarih boyunca bütün inançlara saygı göstermiş, gerektiğinde dünya nizamı için savaşmasını bilmiş, adaleti ile dünyada tanınmış, bütün medeniyetlere şu veya bu ölçüde katkı sağlamış Türk dünyasının olması dünya için tarihi bir fırsattır. Harappa uygarlığından, Sümerlere, oradan Etrüskler vasıtasıyla Roma medeniyetine veya Öntürkler ile Mısır medeniyetine hatta pelasglar ile Ege medeniyetine katkı sağlamış Türklerin kollektif hafızasının yeni dünya sisteminde olması çok önemlidir. Bununla birlikte hem doğunun temsilcisi Çin veya Batının temsilcisi ABD gibi sömürge geçmişi olmayan mesela olmaması önemli bir avantaj olarak gözükmektedir. Gene D. Matlock’un kitabında yazdığı, ‘’Dünya insanları hepiniz Türk’sünüz‘’ kadar net diyemezsek de biraz Türk oldukları son bilimsel DNA analizleri ile ispatlanmıştır. Kızılderililerden, Güney Amerika yerlilerine, oradan Tuareglere kadar her gün yeni bir bilimsel keşif yapılmaktadır. Bu nedenle Türklerin kendilerinden görmeyeceği veya nefret edeceği (ötekileştireceği) hiçbir milletin olmaması üçüncü kutbun Türkler olmasının bir diğer faydası olacaktır.
Son olarak daha yaşanabilir bir dünya için kapitalizmin aşılması gerektiğine ve Amerika’nın tekno-kapitalizminin de Çin’in devlet kapitalizminin de insanlığa mutluluk, küreye huzur getirmeyeceğine inanıyoruz. Kapitalizme alternatif bir ekonomik sisteminde oluşması için köklerinde göçebe kültüründen gelen dayanışmacılık ve paylaşımcılık bulunan ,kuantumcu bir ekonomik sistemin insanlığa seçenek olarak Türkler tarafından sunulma ihtimaline inanıyoruz.
Sonuç olarak
1-Öngördüğümüz dünya sistemi 3 kutuplu bir dünya sistemidir.
2-Kızılelmamız, Türk dünyasının üçüncü kutup olarak diğer iki kutup olan ABD ve Çin’i dengede tutacak üçünü kutup başı olmasıdır.
3-NATO’nun, ABD ayrılsa bile dünyanın güvenliği ve barışı için önemli bir askerî yapılanma olduğunu, gerekirse ABD’nin ayrıldığı bir ortamda bile AB ile birlikte liderliği üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
4-Rusya ve Çin’i düşman olarak görmeyip başta ekonomik alanlarda iş birliği yapmamız gerektiğine inanıyoruz.
5-Türk dünyasının ortak çıkarlarının her ülkenin küçük çıkarlarından önde tutulması gerektiğine inanıyoruz.
6- Üçüncü kutup misyonuna uygun olarak diğer iki kutupla dengeli bir ilişki kurulmalı ancak asla birinin uydusu görüntüsü vermemelidir.
7-İki taraf arasında sıkışan uluslara ve devletlere üçüncü bir alternatif olacak ekonomik sistem, değerler ve jeopolitik seçenekler sunmamız gerektiğini düşünüyoruz.
8-Tekno kapitalist ABD ve devlet kapitalisti Çin’in dünyaya dayattıkları kapitalist sömürüye karşı mazlum ve geri kalmış halkların umuda olacak dayanışmacı ve paylaşımcı Kuantumcu ekonomik modeli Türklerin ortaya koyacağına inanıyoruz.
Son olarak Türkiye Ne Çin’den yana olabilir ne de Amerika’nın uydusu olabilir buna mazimiz ve coğrafyamız engeldir .Ancak Türk dünyası için en kötü senaryo 3.dünya savaşını Rusya ve Çin ittifakının kazanıp oyunda Batılı hiçbir gücün olmadığı bir dünya sistemidir. Veya dünyanın doğusunda ABD’yi dengeleyecek hiçbir süper gücün bulunmamasıdır. İlk senaryo gerçekleşirse koskoca Türkistan coğrafyası ve Türk dünyası Çin ile Rusya’nın arasında tost gibi ezilir. Türkistan Türklüğü diye bir şey 22. yüzyılda kalmaz ve asimile olur. Türk dünyasının çıkarı hiçbir devletin tek küresel güç olmayacağı (Özellikle ABD ve Çin’in), üç küresel gücün ve birçok bölgesel güç olacağı, kapitalizmin aşıldığı bir ekonomik sistemin yaygın olduğu, insanlığın mutluluğunu hedefleyen bir küresel tasarımı savunuyoruz.
Özcümle TRÇ ittifakı Türkler için Stokcholm sendromudur bu asla kabul edilemez.