23.05.2024

Neo-Milliyetçilik ve dağınıklık sorunu

Milliyetçilik, bir milletin toplumsal varoluşunun sürekliliğini amaç edinen ve bu doğrultuda gelişen duygu, düşünce ve davranışlardan oluşan, toplumsal bir harekettir.


Milliyetçilik, bir milletin toplumsal varoluşunun sürekliliğini amaç edinen ve bu doğrultuda gelişen duygu, düşünce ve davranışlardan oluşan, toplumsal bir harekettir. Her canlı varlığın, yaşamını sürdürmekle ilgili güdü ve refleksleri ne ise milletlerin var olmakla ilgili milliyetçilik duyguları da benzer işlevleri görür. Ancak, bu duyguların, işlevsel ve nitelikli bir takım düşünce ve bilgilerle desteklenmesi gerekir.

Milliyetçilik düşüncesinin doğuşunda, Batı uygarlığının Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma süreçlerinin sonucu olarak yaygınlaşan bilimsel düşünce ve zihniyetin güçlü bir etkisinin olduğu kabul edilir. Avrupa halkları, bilimsel düşünce ve zihniyetin gelişimiyle kilise ve krallık yönetimlerinin baskısından kurtulmuş; kutsal kitaptaki Latince dayatmasını aşmış; millî dillerini geliştirmiş ve millet olma bilincine erişmişlerdir. Avrupa’da daha önceden parçalı topluluklar halinde yaşayan geniş halk kesimleri, 1789 Fransız Devrimi ile sosyal bütünleşmeyi gerçekleştirerek ‘millet olma’ sürecini tamamlamışlardır.  Bu anlamda, milletlerin toplumsal varlıklarını etkili bir biçimde sürdürme yönündeki düşüncelerinin, milliyetçilik akımını doğurduğu kabul edilir.

Türk Milliyetçiliği Göktürk Yazıtlarında belgelenmiştir

Batı merkezli sosyal bilimlerin bilimin objektif olması zorunluluğuna rağmen- kendi toplumlarının sosyal ve kültürel gelişim tarihine göre kavramsallaştırdığı ‘milletleşme’ ve ‘milliyetçilik’ gibi olguları, sanki bütün toplumlar aynı sosyolojik şemaya uyacakmış gibi bir anlatımla genellemiştir. Bu genellemede, Batı dışı toplumlarda, kendilerini birer sömürge aydını gibi algılayan/gören sözde düşünür ve bilgi insanlarının da büyük bir payının olduğu unutulmamalıdır.

Türklerin ‘milliyetçilik’ tarihi, 6. yüzyılda kurulan I. Göktürk Devleti’nin, kendilerini ‘Kök-Türk’ adıyla anmalarından; 7.yüzyılda kurulan II. Göktürk Devleti’nin görkemli Türkçe metinleri taşlara yazmış oldukları tarihten başlar. Göktürk Yazıtları, özgür ve bağımsız bir millet bilincini, o kadar yüksek bir ruhla temsil etmektedir ki böylesine gelişmiş bir siyasi bilinç, ancak ‘milliyetçilik’ kavramıyla açıklanabilir. Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerinde, henüz açık bir ‘milliyet’ düşüncesi ve kavramı yokken, Göktürk Yazıtlarında ortaya çıkan yüksek bir milliyetçilik olgusu, bugün için bile oldukça şaşırtıcı bilgi ve düşünce kaynağıdır. Söz gelimi, “Ölecek halkı diriltip doyurdum. Çıplak halkı giyimli, yoksul halkı zengin kıldım; sayıca az olan halkı çoğalttım. Öylece çalışıp çabalayıp birleşik halkı, ateş ve su gibi birbirine düşman etmedim.” gibi düşünceler ön plana çıkmaktadır. Ayrıca, bu yazıtlarda anlatılan yönetim hakkının kaynağı, devlet varlığını sürdürmek için gerekli şartlar; halkın ihtiyaçlarının giderilmesi, halkın hatalarının bildirilmesi (Bıçak, 2009, 73-75) gibi konular, günümüz yönetim bilimleri kapsamında son derece ileri konular sayılır.

Türk Milliyetçiliği, düşünceyi merkeze alır

Göktürk Yazıtlarındaki milliyetçilik bilinci, günümüzün yönetici ve toplumlarına esin kaynağı olabilecek önemli bilgiler ve düşünceler içermektedir. Bu ana çizgide sürdürülen ve tarihi köklere sahip olan Türk Milliyetçiliği, yakın zamanlara kadar çoğunlukla bilgi ve düşünce merkezli olmuştur. Türk düşüncesi, birey-toplum ve özel-kamu dengesini gözeten mülkiyet sistemini, fırsat eşitliğini, orta sınıflaşmayı, sosyal adalet ve dayanışmayı esas alan toplum düzenine dayanır. Hem Göktürk Yazıtlarında hem de Türkçü düşünürlerce ortaya konulan bütün yazılarda, aynı Türk düşüncesinin izleri vardır. Söz gelimi, Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Nihal Atsız, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Turan Yazgan, Yılmaz Özakpınar gibi düşünürler ile Mustafa Kemal Atatürk gibi en etkili uygulayıcıların, Türk Milliyetçiliği tutumlarında toplumcu düşünce, merkezi bir konuma sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni “kimsesizlerin kimsesi, sahipsizlerin sahibi” olacak bir milli devlet modelinde tasarlaması, doğrudan Türk Milliyetçiliği düşüncesinin bir sonucudur.

Türk milliyetçiliği, akıl ve bilimin öncülüğünde, toplumun topyekûn eğitilmesini, bütün Türklerin “dilde, fikirde, işte birlik” olmasını, orta sınıflaşmaya dayalı sosyal birlik ve bütünleşmeyi, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı yönetim modelini savunur.

Düşünce temelli Türk Milliyetçiliğinin başına ne geldi?

Türk Milliyetçiliği, siyaset alanında yakın zamanlara kadar büyük ölçüde bilgi ve düşünce temelli kültürel ve siyasî hareket olarak temsil edilirdi. Günümüzde, siyaset alanında sergilenmekte olan milliyetçilik tutumlarında, ‘düşünce’ boyutunun görmezden gelindiği siyasî bir süreç yaşanmaktadır. Bu siyasî milliyetçilik anlayışı, çoğunlukla siyasî ve milli çağrışımları olan simgeler ve sonuç yaratmayacak birtakım heyecan dalgaları üzerinden yürütülmeye çalışılmaktadır. Siyasallaşan milliyetçilik tutumlarında, neo- muhafazakârlık anlayışında olduğu gibi büyük ölçüde içi boş ve abartılı hamaset ile belirli bir mantığa dayanmayan, karşıtlık duyguları ön plana çıkarılmaktadır. Bu yüzden, bilim, düşünce, felsefe, edebiyat ve sanat etkinliklerine uzak duran törensel milliyetçilik tarzını ‘neo-milliyetçilik’ olarak tanımlamak mümkündür. Neo-milliyetçi siyaset anlayışı, bilimsel bilgi, felsefe, edebiyat, sanat, hukuk gibi nitelikli bilgilerden kasıtlı olarak bağlarını kopardığından çok ciddi bir düşünce yoksunluğu yaşamaktadır.

Milliyetçilik tutumunu harekete geçiren ‘milli duygular’, doğrudan kendisiyle ilgili tutarlı bir ‘düşünce’ ekseninde yaşanmayınca, başka düşüncelerin etkilediği bir davranış sarmalına dönüşebiliyor. Bu durum, milliyetçilik heyecan ve duygularının açık bir biçimde sömürülmesi yanında, toplumdaki milliyetçilik potansiyelinin yanlış yönlere kanalize edilerek, Türklerin enerjisinin boşa harcanmasına da neden oluyor. Türk Milliyetçiliğinin, tarihsel ve bilimsel düşünce omurgası olmayınca, dış müdahalelere ve başka alanlara savrulması daha da kolaylaşmış oluyor.

Neo-Milliyetçiliğin yakın tarihçesi

Türkiye’de, 12 Eylül 1980 tarihli askeri rejimle resmileştirilen ve daha sonraki neo-muhafazakâr iktidarlar tarafından sürdürülen, neo-liberal ekonomi politikalarının örtülü amacı, Atatürk’ün Türk mülkiyet sistemine uygun, toplumcu karma ekonomi modelini etkisiz hale getirmekti. Küresel güçler tarafından, Türkiye’nin milli ekonomik ve siyasi yapısına yönelik bu eksen değiştirme müdahalelerinde kullanılacak en elverişli siyasi anlayışlar, ‘yurtsuz’ liberal solcular ile ‘ümmetçi’ neo-muhafazakâr siyaset çevreleriydi. Buna karşılık, Türkiye’nin milli devlet ve laiklik dokusunu bozucu küreselci politikaların uygulanmasına karşı refleks gösterme ihtimali yüksek iki siyasi akım vardı. Bunlardan birisi Türk Milliyetçiliği, diğeri halkçı ve ulusalcı sol düşüncesiydi. Bu iki düşünce ve siyaset anlayışı da kendi köklerinden ve düşünce kaynaklarından uzaklaştırılarak, birisi neo-milliyetçilik, diğeri de neo-halkçılık kulvarlarına kanalize edildi. Meydan, kökleri İngiliz kışkırtmalarına ve yönlendirmelerine dayanan, neo-muhafazakâr siyasete kaldı. Neo-halkçı ve liberal solcu siyasetçiler pas veriyor, neo-milliyetçi siyasetçiler şartsız siyasi destek veriyor, neo-muhafazakâr siyasetçiler de gol atıyor!

Neo-Milliyetçiliğin çelişkileri

Türk Milliyetçiliği, düşünce olarak Türk Milletinin varlığı, dili, birliği, dirliği, bağımsızlığı ve gönenci yönünde tutarlı düşüncelere dayanır. Türk Milliyetçiliğinin toplumcu ve dayanışmacı ekonomi düşüncesi, her şeyin kamunun denetiminde olacağı, imtiyazlı bir yönetici sınıfın tahakkümüne uymadığı gibi neo-liberal uygulamalar kapsamında, denetimsiz piyasa güçlerinin tahakkümüne de uymaz. Bu iki ekonomik ve siyasi düşüncenin ortasında, Türk Milliyetçiliği’nin toplumcu ve dayanışmacı mülkiyet sisteminin daha açık bir biçimde savunulması gerekirdi. Oysa neo-milliyetçilerin, ülkede yaşanmakta olan aşırı özelleştirmeci uygulamalara, halkın giderek yoksullaştırılmasına, yolsuzluklara, aşırı borçlandırma eylemlerine, dışarıya servet kaçırılmasına,  yürütülen sığınmacılık politikalarıyla ülkenin sessiz işgaline ve demografik yapının bozulmasına karşı açıkça direnmeyen ve hatta destekleyen tutumlarıyla, Türklük düşüncesinden oldukça uzaklaşmış olduklarını gösteriyor.

Neo-milliyetçilik anlayışında, bilimsel düşünce ve zihniyetten, temel referanslardan, Türk töresinden ve düşüncesinden koparak yapılan hamaset milliyetçiliği yüzünden çok büyük parçalanmalar da yaşanmaktadır. Türkiye’de, bol miktarda ‘fraksiyonlara’ sahip olma özelliği, sol düşüncelere aitti. Şimdilerde, çok sayıda ‘partilere’ ve ‘topluluklara’ dağılma ve ayrılma özelliği, milliyetçi olduklarını açıklayan kişi ve gruplara da bulaşmıştır. Söz gelimi, etnik bölücü siyaset dışında, hemen her siyasi görüş ve dinî topluluk içinde, milliyetçileri görmek mümkündür. Bir anlamda, milliyetçiler her yerde var, ama gerçekte hiçbir yerde yoklar gibi!

Türk Milliyetçiliği Türk Dünyası’nın birlik düşüncesidir!

Türk Milliyetçiliği, hiçbir kişinin, topluluğun, partinin ve hatta bir ülkenin güdümünde olmayıp bütün Türk Dünyası’nın özgürlük ve bağımsızlık hareketidir. Türk Milliyetçiliği, kaynağını ve gücünü doğrudan tarihten, Türk töresinden ve Türk düşüncesinden alır. Türk töresi ve Türk düşüncesi, adaletin sağlanması, haksızlığa karşı durulması, doğru ile yanlışın birbirinden ayrılması felsefesini içerir. Türk Milliyetçiliği, Türklüğün varoluşunu geçmişten geleceğe taşıyan, görkemli bir düşünce köprüsüdür. Bu düşünce hareketinin tarihsel ayağı Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan’lı Göktürkler devleti; günümüzdeki ayağı ise Mustafa Kemal Atatürk’lü Türkiye Cumhuriyeti’dir. Tarih içinde akıp gelen oymakların ve boyların tamamı Türk Milleti, kişi ve hanedan adıyla anılsa da aradaki bütün devletler Türk devletidir.

Bilgili, düşünceli, duyarlı Türk Gençliğine emanet edilen bu köprüyü, gerçekte hiçbir siyasi anlayış tıkayamaz ve amacından uzaklaştıramaz. Azerbaycan Türklerinin görkemli deyişiyle “Yel, kayadan ne aparır”! İnanıyoruz ve biliyoruz ki Hak ve hakikat ile akıl ve bilim mutlaka üstün gelecektir!

 

 

Bıçak, Ayhan (2009): Türk Düşüncesi, Kökenler, Dergâh Yayınları:429, İstanbul

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar