30.11.2022

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı

Atatürk, acaba milliyetçilik konusunda hiçbir şey söylememiş midir ki O’nun başka sözlerinden milliyetçilik anlayışı çıkarılmak istenmektedir?


Ahmet Bican Ercilasun’un bu makalesi

1981 yılında, Töre dergisinin

127. sayısında yayımlanmıştır. 

Doğumunun yüzüncü yıldönümü dolayısıyla Atatürk hakkında pek çok şeyler söylenmekte ve yazılmaktadır. Kültür Bakanlığının bazı yayınları hariç, söylenenlerin ve yazılanların çoğu âfâkîdir. Bunların Atatürk’ü halka anlatabileceğini ummak boşunadır. Ölümünden bugüne kadar Atatürk adına yapılanların sonucu ortadadır. O hâlde âfâki nutuk ve yazıları bir tarafa bırakıp Atatürk devrinde yapılan ve söylenenleri ciddi ve ilmî bir şekilde araştırmak gerekir. Bugün ortada bir belirsizlik vardır ve bu belirsizliğin asıl kötü tarafı, bundan istifade eden bazı kimselerin Atatürk’ü yanlış tanıtmaları, yanlış takdim edebilmeleridir. Bilhassa dil ve milliyetçilik konusunda Atatürk sık sık istismar edilmektedir. Dil ve özleştirmecilik hususunda O’nun hangi noktada karar kıldığını daha önceki bir yazımızda belirtmiştik. Son sıralardaki bazı söz ve yazılar dolayısıyla O’nun milliyetçilik anlayışına da eğilmek gerektiğine inanıyoruz. Önce terim meselesi üzerinde durmak lâzımdır. Son zamanlarda yaygın olarak kullanılan ve Yüksek öğretim Kanununda da yer alarak resmileştirilen “Atatürk milliyetçiliği” terimi yanlıştır. Atatürk devrinde bu terim kullanılmamıştır. Atatürk’ün bizzat kullandığı terimler, hem de kendisini nitelemek üzere kullandığı terimler “milliyetperver” ve “milliyetçi” terimleridir. 1920’de “Bize milliyetperver derler.”1, 1926’da “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.”2 demiştir. Cumhuriyet Halk Fırkasının oklarından biri de “Atatürk milliyetçiliği” değil, sadece “milliyetçilik”tir. Şu hâlde Atatürk’ün bizzat kullandığı terimler yerine, O’nun kullanmadığı terimleri yerleştirmeye çalışmak yanlıştır; lüzumsuz bir gayretkeşliktir. “Atatürk milliyetçiliği” demekle iş bitmez; O’nun milliyetçilik anlayışının nasıl olduğunu iyi bilmek ve anlatmak gerekir.

“Atatürk milliyetçiliği” terimi altında ortada çeşitli tarifler ve izahlar vardır. Bir iddia metnindeki tarif şöyledir: “Onuncu yıl konuşmasındaki ‘Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden yok olacaktır ve yerlerine milletlerarasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır’ cümlesiyle Atatürk milliyetçiliğini ana hatlarıyla belirlemiştir.”

Devlet Başkanı Kenan Evren’in Sivas’ta “Milliyetçilik kimsenin inhisarına verilemez.” demesinden sonra, Uğur Mumcu bu söz üzerine yazdığı yazıda “Atatürk milliyetçiliği” hakkında şunları söyler: “Bizim kuşağın milliyetçilik anlayışı, Atatürk milliyetçiliği anlayışıdır. Bazılarımızın milliyetçi anlayışı ise Osmanlı milliyetçiliği, ondan da öte ırk temeline dayanan ırkçı milliyetçilik anlayışına dayanır. Ulusal sınırlan içinde yaşayan yurttaşların ırk ayrımı, sınıf ayrımı, siyasal düşünce, dinsel inanç ve mezhep ayrımı gözetilmeden barış içinde ve özgürce yaşaması, milliyetçilik, daha doğru tanımla, Atatürk milliyetçiliği demektir.”3

İnsan bu sözlere bakınca, “Atatürk’ün bizzat yaptığı bir milliyetçilik tarifi herhâlde yok ki O’nun çeşitli sözlerinden milliyetçilik anlayışı tespit edilmeye çalışılıyor.” diye düşünmektedir. Öyle ya, bir insanın herhangi bir konudaki düşüncelerini tespit etmek için ne yaparsınız? Bırakalım ilmî metodu, akıl ve mantık için yol nedir? Önce, “Söz konusu insan, doğrudan doğruya o konuda bir şeyler söylemiş ve yazmış mıdır?” sorusunun cevabını araştırırsınız. Bunlar yoksa veya eksikse, ancak o zaman diğer konuşma ve hareketlerden bir şeyler çıkarmaya çalışırsınız.

Atatürk, acaba milliyetçilik konusunda hiçbir şey söylememiş midir ki O’nun başka sözlerinden milliyetçilik anlayışı çıkarılmak istenmektedir? Yukarıda iktibas ettiğim cümlelere ve son zamanlarda “Atatürk milliyetçiliği şudur veya budur.» şeklindeki değişik iddialara bakarsanız, sanki Atatürk milliyetçilik konusuna doğrudan doğruya hiç temas etmemiştir. Halbuki Atatürk, milliyetçiliği bizzat tarif etmiştir. Bu tarifin içine giren unsurlar hakkında el yazısıyla vesikalar bırakmıştır. Çeşitli konuşmalarında doğrudan doğruya milliyetçilikten söz etmiştir. Üstelik bunlar, çok gizli, kıyıda köşede kalmış şeyler de değildir. Afet înan’ın “Medenî Bilgiler” adlı kitabında ve “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” ciltlerinde mevcuttur.

Atatürk, milliyetçiliği şöyle tarif etmiştir: “Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlerle muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimai heyetinin hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır.”4

Yukarıdaki tarifte üç hedef vardır: 1) Muasır milletlerle paralel yürünecek, 2) Türk içtimai heyetinin hususî seciyeleri korunacak. 3) Türk İçtimaî heyetinin müstakil varlığı korunacak.

Birinci hedef, Atatürk’ün muhtelif konuşmalarında “çağdaş medeniyet seviyesine çıkmak” şeklinde de belirtilmiştir ve bunda —hiç olmazsa görünürde— hiç kimsenin ihtilâfı yoktur. Üçüncü hedef Türk milletinin istiklâlinin korunmasıdır. Bölücüler ve komünistler hariç, bu hedefe de herkes müttefiktir. Tarifin bizce açıklanması gereken hedefi, ikincisidir. Çünkü Türk İçtimaî heyetinin hususî seciyelerinin neler olduğu belirtilmemiştir. Ayrıca, Türk milliyetçilerine kızarak “Biz de milliyetçiyiz!” diyenler, çoğunlukla bu noktayı ihmal etmektedirler.

Tarifteki ikinci hedefi tekrarlayalım: Türk İçtimaî heyetinin hususî seciyelerini korumak. Türk içtimâi heyetinin yani Türk milletinin hususî seciyeleri; milletimizi meydana getiren ve diğer milletlerden ayıran değerlerdir. Bunları Atatürk, el yazısıyla —evet, el yazısıyla— madde madde yazmıştır. Aynen aktarıyorum: “Türk milletinin teessüsünde müessir olduğu görülen tabii ve tarihi vakıalar şunlardır: A. Siyasî varlıkta birlik. B. Dil birliği. C. Yurt birliği. D. Irk ve menşe birliği. E. Tarihî karabet. F. Ahlâkî karabet.5 Aynı yerde Atatürk, yine el yazısıyla dilin öneminden bahsederken şunları söylüyor: “Türk milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde, ahlâkının, an’anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, elhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.4 Burada da milleti meydana getiren unsurların bir kısmı sayılmıştır: Ahlâk, an’aneler, hatıralar, menfaatler… O hâlde, Atatürk’ün bizzat yaptığı milliyetçilik tarifindeki “Türk İçtimaî heyetinin hususî seciyelerini mahfuz tutmak” hedefini, O’nun el yazılarına dayanarak şöyle açıklayabiliriz: Siyasî varlığımızı, dil birliğimizi, yurt birliğimizi, ırk ve menşe birliğimizi, tarihî akrabalığımızı, ahlâkî yakınlığımızı, hatıralarımızı, menfaatlerimizi ve geleneklerimizi korumak.

“Atatürk milliyetçisi” olduklarını iddia edenler, bu hedefleri benimsemek zorundadırlar. Yani hem dil, yurt, ırk ve menşe birliğini bozmak, hem de milliyetçi olmak —Atatürk’e göre— mümkün değildir. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, sosyalist yazarların sık sık yazdıkları gibi emperyalizme karşı olmaktan ibaret de değildir; işte tarif ortadadır.

Bir de yazımızın başında, örnek olarak iktibas ettiğimiz Atatürk’ün milliyetçiliği ile ilgili iddialara bakalım. Bunlardan birinde Atatürk’ün onuncu yıl nutkundan alınan “Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden yok olacaktır ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı hâkim olacaktır.” cümleleri, Atatürk milliyetçiliğinin ana hatları olarak kabul edilmiştir. Görüldüğü gibi bu sözlerin, Atatürk’ün yukarıda naklettiğimiz milliyetçilik tarifiyle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü Atatürk bunları milliyetçiliği tarif etmek için söylememiştir. Onuncu yıl nutkundaki bu sözlerin baş tarafı şöyledir: “Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum, istiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklâle kavuşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden…”7 Demek ki Atatürk’ün bu sözleri, O’nun milliyetçilik anlayışıyla ilgili değil, şark milletlerinin istiklâllerine kavuşmasıyla ilgilidir.

Uğur Mumcu’nun tarifinin de Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ile hiç ilgisi yoktur. “Ulusal sınırlar içindeki yurttaşların barış içinde ve özgürce yaşaması” ayrı bir şeydir, Atatürk’ün milliyetçilik tarifi ayrı. Uğur Mumcu’nun yazdıklarına bir dediğimiz yok ama bunların milliyetçilikle bir ilgisi yoktur.

Konuyla ilgili olan ve çok sık tekrarlanan bir başka yanlışa da burada temas etmek lâzımdır. Atatürk, Türk milletinin üstünlüğünü ve asaletini kabul etmiyormuş. 18 Eylül 1981 tarihli Milliyet’te Faruk Erem, “Atatürk, milletlerin asaletini kabul edemiyordu.” diyor. Dokuzuncu Türk Tarih Kongresinin açılışında, Kurum başkanı Enver Ziya Karal da şöyle diyor: “Atatürk’ün tarih anlayışında ne ırkçılık, ne üstün ırk söz konusudur.”

Herhangi bir insan Türk soyunun üstünlüğü fikrini benimsemeyebilir. Fakat bunu Atatürk’e atfetmek ya bilgisizlik ya kasıttır. Hele bunu Türk Tarih Kurumu başkanı yaparsa çok tuhaf olur. Çünkü Atatürk’ün Türk Tarih Kurumu’nun çalışma ve kongrelerinde en çok üzerinde durulmasını istediği fikir, Türk milletinin üstünlüğü fikridir. İşte Türk Tarih Kurumu tarafından yazılan, 1934’te Maarif Vekâletince ders kitabı olarak basılan ve Atatürk devrinin resmî görüşünü aksettiren “Tarih IV” kitabının 259. sayfası. Atatürk devrinde “Maarif ve Terbiyede Yapılan İnkılâp ve Islahat” bahsinin “Tarihin millîleştirilmesi” bölümü. Atatürk devrinin Tarih Kurumu bilginleri aynen şunları yazmışlar: “Türk tarihi Türk milletine, dünya yüzünde insanlığın doğuşundan beri en asil ve yüksek insan tipini kendi ırkının temsil ettiğini, asırların yürüyüşünce beşeriyetin karanlık göklerinde müselsel medeniyet ufuklarının kendi ırkının zekâ ve kabiliyet elleriyle açıldığını anlatır. Türk tarihi, Türk Milletine, kendi ırkının askerlikte, idarede, siyasette olduğu kadar ilimde, fende, edebiyatta, resim, musiki, mimarlık, heykeltraşlık gibi sanatlarda dahi ne kadar eşsiz bir istidat ile yoğrulmuş olduğunu anlatır.

Gençliğe hitabenin son bölümü: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Ve yine Medeni Bilgiler kitabının 351. sayfasında Atatürk’ün el yazısıyla kaydettiği şu cümleler: “Türk milletine bakacağım; çünkü dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir.

Evet, bir tarafta bunlar, bir tarafta “Atatürk’ün tarih anlayışında üstün ırk yoktu.” iddiaları. Bir tarafta Atatürk’ün bizzat yaptığı milliyetçilik tarihi, bir tarafta “Atatürk milliyetçiliği şudur, budur” iddiaları. Atatürk’ün yazdıkları ve söyledikleri bir tarafta duruyor; resmî ağızlar, Prof. ünvânlı bilginler, gazete yazarları öbür tarafta tam aksi fikirleri O’na mal edebiliyor. Bir Atatürkçülük edebiyatıdır gidiyor. Hem de milliyetçileri suçlaya suçlaya. Halbuki yalnız milliyetçilerin milliyetçilik tarifleriyle Atatürk’ün milliyetçilik tarifi arasında tam bir benzerlik vardır. “Biz de milliyetçiyiz” iddiasında olanlar, milliyetçi olmak için de Atatürkçü olmak için de bu tarifi bilmek ve benimsemek zorundadırlar. Atatürk’ün tarifindeki unsurları samimiyetle benimseyen hiç kimseye de bugüne kadar “Sen milliyetçi olamazsın!” denmemiştir.

  1. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, İstanbul, 1945, s. 98.
  2. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri V, s. 114.
  3. Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1981, s. 7.
  4. Afet İnan, Medeni Bilgiler, Ankara, 1969, s. 25.
  5. a. e. , s. 371.
  6. a. e. , s. 352.
  7. Akil Aksan, Atatürk Der Ki, 1981, s. 125.

 

Yazar

Töre Dergisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar