13.04.2024

Siyasetin Parayla Sınavı

Atatürk’ün, toplumsal gelişmeye yol açacak milli bir demokrasi kurmak için öncelikle ‘birey-toplum dengesini’ sağlayıcı toplumcu bir karma ekonomik sistem oluşturma çabası şimdilerde daha iyi anlaşılıyor.


20. yüzyıldan bu yana, birçok ülkede uygulanan ekonomik sistem ile demokrasi anlayışı arasında karşılıklı bir etkileşim olduğu görülüyor. Kapitalist sistemin, üzerine inşa edildiği sosyal doku ve kültürel ortama bağlı olarak çok farklı piyasa türleri ve demokrasi tipi ortaya çıkıyor. Demokrasi tipi de ekonomik sitemin işleyişini etkiliyor.

Rekabetçi bir piyasa ekonomisi ve orta sınıflaşma şartlarında gelişen demokrasilerde, siyasetçiler üzerinde bilinç düzeyi yüksek bir toplumsal denetim bulunuyor.  Seçtikleri siyasetçilerin, kendilerini temsil etme başarılarını yakından izleyen seçmenler sayesinde siyaset, nispeten daha temiz bir ortamda yapılıyor.

Kapitalizmin yağmacı ve vurguncu bir piyasa yapısına sahip olduğu yerlerde, demokrasinin işleyiş tarzı da benzer biçimde düzensiz ve dengesiz oluyor. Toplumun, yaygın bir çaresizlik psikolojisiyle malul olduğu durumda kitleler siyasi partilerin düşünce yapısından çok, çoğunlukla zenginlik ve görsellik sunumlarına ilgi duyuyor.

Yağmacı Kapitalizm ve Paracı Siyaset

Aslında, demokrasi yoluyla yoksul ülkelerde ekonomik kalkınma ve adaletli bir yönetim sistemi kurulması bekleniyordu. Ancak, yoksul ülke kaynaklarının çoğunlukla çeşitli yolsuzluklar yüzünden yağmalanması siyasetin başlıca motivasyon aracı oldu. Söz gelimi, çoğu yoksul ve kültür düzeyi düşük toplumlarda siyaset, sanki bir ekonomik sektör gibi daha fazla ve kolay yoldan servet elde etme yolu olarak görüldü. Demokratik toplumlarda siyaset ‘amaç’, para bu uğraş için bir ‘araç’ iken; yoksul ülkelerde tam tersi bir yönelimle para bir ‘amaç’, siyaset ise bu uğurda servet biriktirmeye yarayan bir ‘araç’ konumuna getirildi. Rakamlar üzerinden ve sınırlı ölçüde ekonomik büyüme olsa da halkın büyük bir kısmı yoksullaştı. İktidarlarla yolu kesişen siyasetçilerin ekonomik ve mali durumları, çoğunlukla eskisine göre daha iyi şartlara sahip oldu. Sermaye el değiştirdi ve milli servetin bir kısmı yurt dışına aktarıldı.

Oligarşik Piyasanın Oligarşik Siyaseti Oluyor

Bilgi ve düşünceye değer vermeyen ve kendi yönetici sınıfına dikkat etmeyen yoksul toplumlarda, tam anlamıyla vurguncu ve yağmacı bir kapitalist zihniyet egemen oluyor. Sermaye sahipleri ve yönetici sınıfın oluşturduğu oligarşik bir zümre, ülke kaynakları üzerinde tekelci bir sermaye tahakkümü kuruyor. Aynı biçimde, siyasi demokrasi alanında çoğunlukla kamu kaynakları üzerinden birkaç oligarşik partiler oluşuyor.  Halkın, dürüst ve adaletli seçimlerle başarısız siyasetçileri eleyerek, yerlerine daha üretken olanları seçmesi biçimindeki demokratik döngü pek işlemiyor. Oluşturulan mevcut sermaye-siyasetçi sarmalının güçlü propaganda ordusu, milli iradeyi temsil edecek alternatif yeni düşüncelerin doğuşunu ve topluma ulaşmasını büyük ölçüde önlüyor. Sermayenin belirli ellerde toplandığı gibi etkili bir siyaset yapma imkanı da yalnızca para gücü yüksek belirli siyasi partilere nasip oluyor.

Ne Kadar Para O Kadar Siyaset

Seçim kampanyaları sırasında çok büyük paralar harcanıyor. Bu sözlü, yazılı, görsel ve internet ortamındaki propagandalar, ister özel isterse kamu kaynaklarından karşılanmış olsun, büyük bir kaynak israfı gibi görünüyor. Ayrıca, ekonomik kaynakların boş yere heba edilmesi yanında müthiş bir çevre ve gürültü kirliliği ortaya çıkıyor.  Aşırı ve israf boyutunda yapılan propaganda harcamaları, doğrudan ya da dolaylı olarak Türk Milleti’nin sırtına yükleniyor. Seçim kazananların önemli bir kısmı, muhtemelen iş başına geldikten sonra seçim sırasında harcadıklarını telafi etme çabasına giriyordur.

Siyasetin Kamu Gelirleriyle Karşılanması

Birçok ülkede, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunması amacıyla siyasetin kamu gelirleriyle finanse edilmesi uygulaması yürütülüyor.  Bu uygulama, toplumsal sorunlara çözüm üretmek amacıyla siyaset yapan kuruluşların, etkili bir siyaset yapmalarına destek sağlama mantığına dayanmaktadır. Buradaki amaç, siyaset yapanların demokrasi dışı mali ilişkilere mecbur kalmasını önlemek ve belirli ölçüde siyaset piyasasına rekabet kazandırmaktır.

Bizim Paralarımızla Bize Propaganda Yapıyorlar!

Bir 12 Eylül yasası olan 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre, son milletvekili genel seçimlerine katılarak genel barajı aşmış bulunan partiler ile toplam geçerli oyların %3’ünden fazlasını alan partilere her yıl devlet yardımı yapılmaktadır. Bu yardımlar, milletvekili genel seçiminde üç katı, yerel yönetimlerin seçim yılında iki katı olarak ödeniyor. Ayrıca, doğrudan yapılan bu desteğin dışında, merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri, seçimlerde Türk Milleti’nin kaynaklarını ve araçlarını kendilerininmiş gibi kullanıyorlar.

Örgütlenmesini tamamlayıp seçimlere girmeye hak kazanan küçük siyasi partilerin bu yardımlardan yararlanması mümkün olmuyor. Burada siyasal bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Yardım alan iktidar partisi, ‘iktidar nimetlerini’ sürdürme uğrunda, çok kapsamlı bir propaganda yoluyla büyük ölçüde seçmen iradesini çeldirici bir rol oynuyor. Muhalefet partileri, siyaseten başarısız olmalarına rağmen, paranın gücüyle konumlarını koruyor. Bu arada, seçim kampanyalarında üretkenlik ile ilgili hiçbir düşüncenin eseri yokken, sürekli Türk Milleti’nin vergilerini bol keseden dağıtma vaatleri uçuşuyor. Bu vaatlere bakılırsa yaşanılan seçim kampanyası bir siyasal demokrasi değil, ‘parasal demokrasi’ ve yağma siyasetin bölüşüm karnavalı gibi sürüyor. Hazine yardımları, demokrasiyi güçlendirmekten çok adeta başarısız siyasete doping oluyor.

Başarısız Siyasi Partiler Demokrasiyi Yozlaştırıyor

İktidarın, başarısızlığına rağmen, iktidar değişimi biçiminde bir demokratik döngü meydana gelmiyorsa bundan mevcut muhalefet partilerinin yetersizliği de sorumludur.  Kamu yardımı alan muhalefet partileri, toplumsal sorunların çözümü noktasında seçmenleri ikna edemedikleri zaman başarısız iktidar partisi yeniden seçilme şansını sürdürüyor.

Siyasetin çok pahalı olması, başarısız iktidar ve muhalefet partileriyle gerçek anlamda rekabet edecek alternatif görüşlere sahip anlayışların siyasete girişine büyük bir engel oluşturuyor. Tıpkı, ekonomik ve ticari alanda tam rekabetin olmadığı oligopol piyasasına yeni girişlerin oldukça kısıtlandığı gibi, siyaset alanında da birkaç siyasi partinin egemen olduğu aksak bir rekabet ortamı doğuyor. Bu anlamda, kamu yardımı alan partilerin başarısızlığı yüzünden toplumsal muhalefetin önü kesilmiş oluyor. O zaman da demokratik döngü işlemiyor ve siyasi sistem aşırı bir biçimde katılaşıyor. Paralı partiler siyaseti bloke ederken, alternatif görüş ve yeni bakış açılarına sahip siyasi oluşumlara hareket alanı kalmıyor.

Devlet Yardımları Demokrasiyi Değil Parti Yöneticilerini Güçlendiriyor

Partilere yapılan devlet yardımları, demokratik süreci değil de daha çok parti genel başkanlarını ve yakın çevresini güçlendiriyor. Siyasi partilerin temelde demokratik kuruluşlar olması beklenirken, fiili işleyişte bürokratik ve hiyerarşik bir organizasyona dönüşüyor. Uzun süre iktidar olmanın zenginleştirdiği ve semirttiği kimi siyasetçiler, bazen sırıtkan bir edayla bazen de insanları azarlayarak ortalıkta ülkenin sahibiymiş gibi dolaşıyor. Paranın kaba ve baskıcı gücü, her türlü olağan eleştiri ve itiraz imkanını yok ediyor. Yandaş seçmenler, ortalıkta bin bir şirinlik gösterisi yaparken, muhalif olanlar sessizce öfkelerini yutuyor.

Toplumsal Kalkınma Modeli Ve Katılımcı Demokrasi

Yağmacı bir kapitalist zihniyet, meşru olmayan kazanç yollarının çokluğundan dolayı çarpık bir gelir dağılımına yol açıyor. Bu durum, servet avcılığı yapan bazı siyasetçilerin siyaseti, kamu kaynaklarını yağmalama aracı gibi görmelerine yol açıyor.

Atatürk’ün, toplumsal gelişmeye yol açacak milli bir demokrasi kurmak için öncelikle ‘birey-toplum dengesini’ sağlayıcı toplumcu bir karma ekonomik sistem oluşturma çabası şimdilerde daha iyi anlaşılıyor. Özel ve kamu sektörü birlikteliğine dayalı toplumsal kalkınma modeli ile temiz bir siyaset anlayışının at başı gitmesi gerekiyor.

Türk Milleti’nin, katılımcı ve doğru dürüst bir demokratik düzende yaşamak diye bir davası varsa, ivedilikle bilgi ve düşünce temelli, toplumcu yönü güçlü siyasi partiler çıkarması gerekiyor.

 

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.