16.07.2024

Türklere kimliklerini siz mi öğreteceksiniz?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bin yıldır unutturulmuş Türk kimliğini, 1924 Anayasası ile yeniden hatırlatmıştır. O zamandan bu yana Türk kimliği, küresel sömürgeci güçler ile soy konusunda birtakım kompleksleri olan siyasal ve dinsel topluluklar tarafından bir takıntı hâline getirildi.


Türk devlet yapısının ve millî bütünlüğün çözülmesi yönünde işlemekte olan küresel proje, siyasal islamcılık, etnik ayrılıkçılık ve liberal solculuk akımları üzerinden sürüyor. Kimi, ‘sureti haktan’ görünerek, kimi yasa dışı yöntemlerle, Türklüğe, Atatürk’e ve laik cumhuriyete saldırma konusunda birbiriyle yarışıyor. Anayasal düzeni zorlayan bu karanlık siyaset ittifakına, büyük ölçüde kök paradigmalarından kopmuş ’Türkiyeli’ milliyetçilik anlayışı ise paravan oluyor.

Siyasal iktidarın anayasa değişikliği talebi

Türkiye’de, anayasa değişikliği gündemi hiç bitmiyor. 1982 tarihli anayasa değişikliği, cunta yönetimi altında yapılan bir referandumla gerçekleşmişti. 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 tarihli anayasa değişiklikleri, seçimle işbaşına gelmiş olan siyasal iktidarın öncülüğünde yapılan referandumlar aracılığıyla gerçekleşti. Adı geçen bu değişikliklere öncülük eden kesimin, birisinin askerî cunta ve diğerinin seçilmiş siyasetçiler olmasına karşın, toplumsal özgürlüklerin daraltılması ortak paydaları oldu. Bu arada, ülkede sermaye ve yönetim tahakkümü daha fazla artarken, Türk Milleti’nin büyük bir kesimi yoksullaştı.

Toplumsal özgürlükleri kısıtlayarak nasıl sivil olunur?

Siyasal iktidarın, daha önceden ‘sivil anayasa’ gerekçesiyle anayasanın birçok maddesinin değiştirilmesine karşın, yine ‘sivil anayasa yapalım’ diyerek ortaya düştüğü görünüyor. Önceki değişiklikler, iktidarı güçlendirici olup toplumsal hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı özellikleri nedeniyle zaten ‘sivil’ sayılamazdı. Son değişiklik sahiplerinin, hâlâ bir ‘sivil anayasa’ mottosuyla propaganda yapıyor olması, tam bir şark kurnazlığı örneğidir. O zaman, hâlâ ‘sivil anayasa’ yapalım denirken, bu süslü söylem ve güçlü propagandanın arkasında saklanan gerçek talep nedir? Daha doğrusu, neyi değiştirirlerse ‘sivil anayasa’ yapmış olacaklar?

Yönetici sınıf, ‘sivil anayasa’ değişikliği ile ilgili talebini açıklarken, mevcut anayasadan neyi değiştirmek istediklerini açık ve somut bir şekilde belirtmiyor. Siyasal iktidar ve paydaşların bu örtülü söylemleri, ideolojik zihniyetleri ile şimdiye kadar dışa vuran bilinçaltı yansımalarıyla birlikte irdelendiğinde asıl dertlerinin başka olduğu izlenimi doğuyor.

Söylemleri ‘sivil’ ama dertleri başka

Bir defa, şimdiye kadar yapılan kapsamlı anayasa değişikliklerinde, birçok şey değişti. Ama, mevcut anayasanın ilk üç maddesi ve Türk kimliği ile ilgili maddelerde, anlam ve kapsam bakımından fazla bir değişiklik olmadı. Anayasa değişikliği taleplerinin arkasında, büyük ölçüde Anayasa’nın başlangıç kısmı, ilk üç madde ile 66. Madde ve metinde geçen diğer Türk kavramına karşı duyulan takıntının olduğu anlaşılıyor.

Küresel sömürgeci güçlerin, Türkiye’de yürüttükleri Türksüzleştirme stratejisine, uzun bir süredir politik ve taktiksel anlamda en fazla destek veren kesimin siyasal islamcılar olduğu artık tecrübeyle sabittir. Bu bağlamda, Orta Doğunun, Asya’nın ve Afrika’nın kalitesiz ve çoğu dinci olan bir kitleyi Türkiye’ye doldurma ısrarları ile mevcut anayasadaki ‘milli devlet’ ilkesi ve Türk kimliğini etkisiz hâle getirecek birtakım fiilî durumlar yaratma kurnazlığı at başı gidiyor.

Siyasal islamcı çevrelerin, etnik ayrılıkçıların ve liberal solcuların hiç bitmeyen ‘Türklük’ takıntıları, yalnızca kendi ideolojik tutumlarıyla ilgili olmayıp, siyasal varlıklarını borçlu hissettikleri küresel güçlerin beklentilerine uygun davranma eğilimlerinden de besleniyor.

Anayasa’nın ‘değişmez’ maddeleri üzerindeki fiilî durum

Mevcut siyasal iklim içinde ve güçlü bir propaganda ortamında, anayasanın değiştirilmesi teklif edilemez olan ilkelerine fiilen zaten yeterince uyulmadığı görülüyor. Bu yazılı hükümler, sanki yokmuş gibi davranılıyor ve aslında anayasa suçu işleniyor.  Anayasanın değiştirilemez maddeleri ve Türk kimliği karşıtlığı, bir moda gibi sürekli köpürtülüyor. Söz gelimi, saltanat özentisi ve hilafet özlemi her fırsatta söyleniyor, resmî dilimiz Türkçe’nin yanına Arapça dili ve Kurmanç lehçesi monte edilmeye uğraşılıyor. Türk devletinin millî- üniter- laik ve hukuk devleti olması ilkelerinin fiilen delinmesi artık gündelik bir alışkanlık oldu.  Türk Bayrağı ve İstiklal Marşı ile ilgili kaba davranışlar pervasızca sürüyor. Atatürk’ü aşağılayıcı söz ve eylemler, birtakım fırsatlardan yararlanma aracı hâline getirildi. Başkent Ankara’ya karşı İstanbul’u yüceltme çabalarına bakılırsa paralel bir ’payitaht’ özentisi dikkat çekiyor. Üstelik küresel güçler, küresel bir İstanbul kentini, millî devletin başkenti Ankara’ya göre ön plana çıkarıyor.

‘Türk’ dememek için kıvranan bir sürü kişi ve topluluğun varlığı, sözde ‘sivil’ bir anayasa değişikliği isteyenlerin derdini çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Hatta, siyasal iktidar ve muhalefet siyasetçilerinin çoğunun, doğrudan ‘Türk Milleti’ dememek için önceden ‘aziz millet’ nitelemesi, sonradan yalnızca adı konulmayan ‘milletimiz’ söylemine dönmüştü. En sonunda tipik bir İngiliz-Amerikan sömürgecilik söylemi olan ‘yerel halk’ deyimine kadar gelindi. O da yetmedi, ‘Türkiyelilik’ kimliği kulaklara doldurulmaya başlandı ve Türk Milleti’ne yeni bir kimlik biçme derecesine kadar düşüldü.

Şimdiye kadar yapılan anayasa değişikliklerinde, mevcut anayasada yazılı bulunan devletin temel nitelikleri ve Türk kimliği ile ilgili maddelere henüz dokunulmamış olsa da bunları fiilen etkisiz hâle getirme çabaları sürüyor. Bu maddeler ile ilgili yaratılan fiilî duruma bakılırsa, bir süredir oluşturulan bu kolektif algı, ‘sivil anayasa’ örtüsü altında yeni bir yazılı anayasa metnine dönüştürülmek ve halka onaylatılmak isteniyor. Örgütlü ve güdümlü bir psikolojik savaş biçiminde, kadim Türk Milleti’ne yeni bir kimlik biçilmeye çalışılıyor.

Türk milletinin adını tarih ve ataları koydu

Türk dil yapısına mensup diller konuştukları bilinen Proto Türkler, insanlık tarihinin en kadim toplulukları arasında yer almaktadır. Türklerin, bir millet olarak siyasal ve kültürel egemenlikleri ile Türk kimliği, II. Göktürkler döneminde pekişmiştir. Ahmet Bican Ercilasun, ‘Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları’ adlı eserinde Türk kimliğinin ve Türk Milleti’nin adının, Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan tarafından 8. Yüzyılın yarısından sonra bengü taşlarla anıtlaştırıldığını yazıyor. Türk Milleti’nin adını, Göktürk Atalarımız bengü taşlara kazımış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Atamız da 1924 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına yazmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bin yıldır unutturulmuş Türk kimliğini, 1924 Anayasası ile yeniden hatırlatmıştır. O zamandan bu yana Türk kimliği, küresel sömürgeci güçler ile soy konusunda birtakım kompleksleri olan siyasal ve dinsel topluluklar tarafından bir takıntı hâline getirildi.

Müslüman olmayı doğrudan Allah’ın son kitabı Kur’an ve Elçisinin tebliğinden değil de Arap ve Orta Doğu kültür kaynaklarından öğrenen siyasal islamcı topluluklar, bilerek ya da bilmeden ‘din’ ile’ milliyet’ kavramlarını birbirine karıştırıyorlar. Bu yüzden, Türk Milleti’nin bir kesimi, Arap kültürünü ve milliyetçiliğini, Kur’an’daki İslamiyet sanıyor.  Türk kimliği ile dini inancın bir arada olamayacağı anlayışına kapılıyor. Oysa, çoğu din adamının, Arap milliyeti ile dinî inancı özdeşleştirmiş olmalarının çelişki ve tutarsızlığına aldırış etmiyor.

Türkler kim olduklarını sizden mi öğrenecek?

Anayasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka ve devlete bağlı olan vatandaşlara hukuki anlamda Türk denilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı her Türk vatandaşı, kendisini soy olarak farklı hissedebilir. Tarihin en kadim milletlerinden biri olan Türk olmayı, herkesin kabullenmesi zaten beklenemez. Birileri, Türk olmayı istemeyebilir ve Türküm demekten mutlu da olmayabilir. Ancak, birileri, böyle hissediyor diye, niçin Türk olmaktan mutlu olanlar, açıkça iğrenç bir psikolojik tahakküm altına alınıyor ki!.. Kendilerine Türk denilmesine karşı çıkanlar, neden Türk Milleti’ne ad koymaya yelteniyor ki!.. Ne hakla, Türklere yeni bir kimlik öğretmeye kalkışıyorlar? Özellikle siyasal islamcılar, ‘Allah’a din öğretmeye’ (Hucurat Suresi, 16) yeltendikleri gibi, şimdi de Türklere başka bir kimlik mi öğretecekler?

Anayasa değişikliği üzerinden ideolojik kurnazlık

Türklük konusunda takıntılı olan siyasal islamcı anlayış, kendi ideolojisini gerçekleştirmede etnik ayrılıkçı siyaseti, görünüşte karşıymış gibi bir algı yaratarak, bir tür siyasal manivela gibi kullanıyor. Kapitalizmin tetikçiliğini yapan liberal solculuk, bu sürecin küresel bir sosu oluyor. Ülkenin sığınmacı ve kaçak nüfusla işgaline sessiz kalan güdümlü milliyetçilik, Türk Milleti’ni oyalamayı sürdürüyor. Böylece, Türk kimliği karşıtlığı konusunda hep beraber yol yürümeye devam ediliyor.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar