“Milliyetçiliğin Altın Çağı” – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______08.01.2020_______

“Milliyetçiliğin Altın Çağı”

İskender Öksüz

Avrupa’da milliyetçiliğin yükselişi

Aşağıdaki haritayı BBC’nin Web sitesinden aldım. Uyarı açık: Avrupa’da milliyetçilik yükseliyor.

Grafikte, milliyetçi partilerin aldıkları veya anketlere göre alacakları oy oranları gösteriliyor. Her bir ülkede, milliyetçi oyların miktarına göre haritada ülkenin rengi değişiyor; oy oranı yükseldikçe koyulaşıyor. İsviçre, Avusturya ve Macaristan’da oran %25’in üzerinde. Yükseliş derken, bir önceki seçime göre oy artışı kastediliyor. Milliyetçi oyların yükseldiği ülkelerin, sığınmacı probleminin en çok konuşulduğu ülkeler olduğunu da not edelim.

Ve yine not edelim ki Batı’nın milliyetçiliği bizimkine pek benzemez. Rahmetli Dündar Taşer’in bu konudaki tespiti şöyleydi: “Bizim milliyetçiliğimiz kendimizi büyük gördüğümüzdendir; onların milliyetçiliği başkalarını aşağılık gördüklerindendir.” Biz tarihimizi, dilimizi, kültürümüzü sevdiğimiz için Türk milliyetçisiyiz. Onlar, bizi ve Batı’nın dışındakileri aşağılık gördükleri için kendi milliyetçiliklerini yaparlar. Irkçı geçmişleri hafızalarında henüz tazedir ve tekrar ortaya çıkmak için fırsat kollamaktadır[1].

Avrupa böyle, ya Amerika?

Aşağıdaki video, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 22 Ekim 2018 akşamı Teksas’ın Houston şehrindeki konuşmasının bir parçasıdır. Alt yazılar benim.

N’li kelime?

Önemli bir konuşma. Amerikan komedyen Sarah Silverman bu konuşmanın haberini, “Trump n-kelimesini kullandı; hayır o n-kelimesini değil, öbür n-kelimesini” diye verdi. “N-kelimesi” şimdi çok ayıp olan zenci, “negro” ifadesidir. Şimdiki ise “nationalist ~ milliyetçi”nin n’si.

19. asırda, hatta 20. asrın ilk yarısında, Batı’nın ırkçılığı ahval-i adiyedendi. Olağandı. Fakat Alman Nazizmi’nin insanlığa karşı suçlarından sonra Avrupa ve entelektüel çevrelerin milliyetçilik kelimesinden bile irkilmeleri normaldir. Fakat işte Trump, Alman Nazileri gibi sapıkların kirlettikleri kelimeyi kitle önünde yeniden yükseltiyor. Devlet Başkanı seviyesinde 1945’ten beri bir ilk. Trump entelektüel bir zirve değildir muhakkak. Fakat bir siyasetçidir ve siyasetçi, halkın neden hoşlanıp neden hoşlanmayacağını iyi bilir. Zaten videonun sonunda dinleyen kalabalığın “Kullan o kelimeyi! Kullan o kelimeyi! “diye tempo tutması halkın duygusunu gösteriyor.

Halkın her yerde hisleri bu. Amerika’da da Avrupa’da da Japonya ve Çin’de de Rusya’da da… Türkiye’de ideolojik at gözlükleriyle milliyetçiliği ayakları altına alanlar, kamuoyu yoklamalarını görünce ayaklarını ve ellerini kaldırıp milliyetçiliğe teslim oluverdiler; hiç olmazsa takiye mecburiyetini hissettiler. Ama üstat ne demişse o: Tekrar ayaklar altına alacakları günü kolluyorlar.

Beynimizdeki milliyetçilik

Önceki yazımda, dünya düzeni üzerinden atıf yaptığım Foreign Affairs dergisinin Mart-Nisan 2019 sayısı şu kapakla çıktı: Yeni milliyetçilik. Hey gidi dünya! Eskiden havaya kalkan yumruklar komünistlerin sembolü ve selamıydı.Bu sayının içindeki makalelerden özellikle bir tanesi ilgimi çekti: “Beyniniz ve Milliyetçilik“.  G. Constantina, incelemesinde, insanların “kendilerinden” olanlarla olmayanlara verdikleri tepkileri ele alıyordu.
Eskiden insanların hislerini izlemek zordu. Göz bebeklerinin hareketleri ve  büyüyüp küçülmesi, vücut sıcaklığı, kan basıncı, nabız, hatta EKG, EEG… Bunlar ipuçlarıydı. Yalan makinaları da verilere dayanırdı. Şimdi teknoloji bize çok daha iyisini sundu. Artık hisleri dolaylı değil, doğrudan gözleyebiliyoruz. Artık bileğimiz burkulduğunda bile çekilen şu MR (em-ar okunan) var ya? İşte onunla belirli bir anda beynin neresinin uyarılıp neresinin uyarılmadığı izlenebiliyor. Bu tekniğe fonksiyonel MR, veya kısaca fMR deniyor. Damardan verilen bir ilaçla düpedüz MR altında yapılan bir gözlem.

Beynin üst çeperinin bir ön kısmı var. Düşünüp taşınan merkez burası. Beynin üstündeki kabukta, ve kabuğun da ön tarafında. Bu en yeni beyin, pek genç. Çiçeği burnunda, ancak birkaç milyon yıllık. Beynin derinliklerinde daha eski, bademe benzeyen ve ismini bademden alan amigdalalar var. Beynin her şeyi gibi o da simetrik ve iki adet. Yeni beyin hesaplıyor, düşünüyor, mantık yürütüyor, karar veriyor ve icra ediyor. Amigdalalar tam tersi. Kaç veya saldır tepkisini veriyor. Öyle düşünüp taşınmadan. Amigdalanın dışardan gelen ilk işaretle emri vermesi arasında saniyenin kesri, yarısı, hatta dörtte biri kadar bir zaman geçiyor. Hani şu refleks dediğimiz tepkilerle yarışacak hızda. Yeni beyin ancak birkaç saniye içinde mesaisini bitirip vücuda kararını bildiriyor. Bir kaplan veya kartal veya karşı kabileden birini gördüğümüz anda ilk işaret amigdaladan geliyor. Amigdalası daha ağır çalışan veya “Durdum, baktım, ne olacak?” deyip işi yeni beyne devreden insanlar yok mudur? Hemen hemen yoktur. Belki birkaç milyon yıl önce bunlar vardı. Fakat maalesef bu düşünüp taşınan kardeşlerimizi yırtıcılar yedi, düşman kabile öldürdü. Onların zürriyeti kadük oldu. Durup bakanların nesli bugünlere gelmedi. Geriye hızlı amigdalıların genleri,  onların torunları, yani biz kaldık.

İşte bahsettiğim makalede, deneklere kendi toplumlarından insan resimleri ile yabancı olduğu besbelli insan resimleri gösteriliyor. Yabancı görünür görünmez amigdalalar ekranda pırıl pırıl yanıyor: Kaç veya saldır!

Kendi toplumundan insanın eline iğne batırıldığı görülünce de ekran ışıklanıyor. Yabancının eline batan iğnede de bir reaksiyon var ama birinci kadar şiddetli değil.

Yabancı” izlenimi alan beynin fonksiyonel MR görüntüsü. Aydınlanan iki bölge, amigdalalardır[2].

Daha önceki bir yazımdaki[3] hükmü tekrarlayayım: Millet memetik, milliyetçilik genetiktir. Millet bir kavramdır. Bir anlayıştır. Gökalp’in tabiriyle bir terbiyedir. Dile, müşterek tarih algısına, müşterek akrabalık-kültür algısına dayanır[4]. Algısına diyorum. Millet fertlerinin millet bağını hissetmesi için algı yetiyor. Topluma bağlılık, kendi toplumunu benimsemek,  kendisinden farklı olanlara “yabancı” veya 20. asrın moda tabiriyle “öteki” demek ise genetik. Kendi toplumunun ne olacağı eldeki iletişim araçlarına bağlı. Dünyası bir köy ve onun çevresindeki köylerle sınırlı birinin toplumu, köyünden ibarettir. Komşu köyler “öteki”dir. Biraz dolaşırsa klan algısına ulaşabilir. Deveye binip çevresi genişlerse kendinden farklı daha geniş toplulukları görecek ve kabile veya aşiret şuuruna ulaşacaktır. 7. asır Hicaz’ından örnek verirsek, Haşimiler ve Abbasiler, Kureyş kabilesinin iki “kavm”idir. Başlangıcındaki İslam tarihi hem kabilelerin, hem de bu “kavm”lerin rekabetiyle doludur. Diğer kavim ve kabileler, onların “ötekisi”  idi.

İnsanoğlu, Türkler ve Moğollar gibi ata binip binlerce kilometre kat ederse, erkenden millet şuuruna varıyor. Sonra tekrar “oturak olursa” yeniden daha dar bir dünyaya döner. Tersine, küçülen dünya, gelişen iletişim, yani bugünler, millet şuurunu güçlendiren etkilerdir.

İnsanın aile ve sülaleden klana, kabileye, aşirete, boya ve nihayet millete terfii; iletişimle birlikte, insan topluluklarının yaşama alanlarının genişlemesiyle birlikte artmıştır. O zamanların iletişim, daha doğrusu ulaşım aracı attı. Daha sonra gazeteydi, kitaptı. Sonra radyo, televizyon, İnternet…

Bir insanın bir gruba “benim” diyebilmesi için bir akrabalık algısı ve çevrede “benim değil” diyeceği başka toplumların varlığı ve onların rekabeti gerekiyor.  İletişim arttıkça “benimkiler” ve “benim olmayanlar” algısı da genişledi; sülaleden millete kadar uzandı.

Şekilde aileden başlayarak millete kadar insanın geçmişinde gittikçe büyüyen “benim toplumum” kavramlarını görüyorsunuz. En az bir klan boyunda olmazsa yırtıcılara karşı direnemeyen insanın toplum macerası muhtemelen klandan başladı ve önce kabileye uzandı. Toplum birimlerinin insan öncesinden bugüne nasıl geldiğinin bir başka gösterimi de aşağıdaki şekilde. Rekabet ve ittifaklarla küçükten büyüğe gidiş; millete kadar[5].

Son iki şeklin mesajını algıladıktan sonra “Millet ortadan kalkarsa, milliyetçilik ortadan kalkarsa ne olur?” sorusunun cevabını kolayca bulabilirsiniz: Daha küçük birimlerin çatışması hâkim hâle geir. Yemen’deki, Afrika’nın bazı bölgelerindeki gibi… Huttiler ile Tutsiler kapışır. Veya başkaları adına vekalet savaşına sokulurlar.

Hugolara, Markslara, Şinasi ve Fikretlere, Karamanlara, globalistlere ve dinbazlara rağmen milliyetçiliğin gideceği tek yön yukarı doğrudur. Milliyetçiliğin tarihî ömrünün bittiğini ilan eden ideolojllerin ise bir kısmı yok olmuş. Geriye kalanlar ağır fakat emin adımlarla tarihin çöplüğüne doğru ilerliyor..

Kozmopolitlik öldü- İmza: Milliyetçilik

Bir önceki yazıma Victor Hugo’dan, Şinasi ve Fikret’ten, Marks ve Engels’ten, Seyyid Kutb ve Hayrettin Karaman’dan, milletlerin artık sonunun geldiğine dair tahminleri vererek başlamıştım. Bu siyasî fikirlerin hemen hepsinin sonu geldi. Milliyetçilik ise dimdik ayakta ve bugün “yükselen milliyetçilik” herkesin dilinde. Şimdi bundan, “yükselen milliyetçilik”ten, veya henüz gelmemiş olan “milliyetçiliğin altın çağı”ndan bahsediliyor. Daha da bahsedilecek.

Hâlâ milliyetçilik öldü diyebilenler, aklıma eski ve hoş bir karikatürü getirdi. Biri duvara yazmış: “Tanrı öldü. İmza: Niçe“. Birkaç gece sonra bir başkası duvara şunu eklemiş: “Niçe öldü- İmza: Tanrı“.

Başkalarının da hoşuna gitmiş ki bu karikatürü ev eşyalarının üstüne yazmışlar. Yukarıdaki resimde aynı sözlerin İngilizcesinin yazılı olduğu bir havluyu ve Amazon’da satılan posterini görüyorsunuz.

Son söz:

Tom Nairn’in dediği gibi[6], “Galip ihtimalle milliyetçiliğin altın çağı henüz gelmedi bile.
____________________________

[1] İskender Öksüz, Millet ve Milliyetçilik, Panama Yayınları, 2017, “Irkçılık” bölümü, sayfa 51- 92.

[2] Şimdi söyleyin bakalım. Türk, Suriyeli sığınmacıyı görünce ne tepkisi verir? Ensar-Muhacir diyenler unutmasın ki Ensar da Muhacir de aynı insanlardı, aynı dili konuşuyordu. Olmayacak duaya amin demiyelim.

[3] İskender Öksüz, “Millet memetiktir, milliyetçilik genetik”, Karar Gazetesi, 10 Mayıs 2017. Daha sonra: Bilim, Din ve Türkçülük, Panama Yayınevi, 2018, sayfa 283.

[4] İskender Öksüz, Millet ve Milliyetçilik, Panama Yayınevi 2017, sayfa 264, “kin-culture…”.

[5] Bakınız: İskender Öksüz, (Ayhan Tuğcugil müstearıyla), Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi- Teori, Töre-Devlet Yayınları 1977, son baskı Panama Yayınevi 2017, s.: 2019, “Cemiyet Birimlerinin Evrimi”.

[6] Bakınız, İskender Öksüz, “Millet ve  Milliyetçilik”, Panama Yayınları 2017, sayfa 306.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları