Muhafazakârlık ve dönüşen dünya

Muhafazârlık gençlere yakın bir görüş müdür? Değişen dünya muhafazakârlığı benimseyebiliyor mu? Necdet Cura yazdı...


Paylaşın:

Genelde muhafazakârlık kavramı siyasi bir parti ya da birkaç parti ile beraber görülse ve değerlendirilse bile olabildiğince güncel Türk siyasetinin açmazları, krizleri ya da seçim zaferlerinden azade bir şekilde olaya yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bundan birkaç ay önce gündem ettiğimiz meselelerin bugün unutulması, nostaljik paylaşımlarda kalması gibi olaylar hepinizin aklında. O yüzden oy attığınız yer, bağlı bulunduğunuz yapının dışından gelin beri…

Gelin.

Eğer böyle gelmezseniz işin sonunda radikal bir kılıfa bürünme, bir grubun altında erime, kitlelerin sessizliğinde kaybolma gibi senaryoların dahil olması söz konusudur.

Bu yazı bir eleştiri ya da sövme, kızma, bağırma yazısı değil. Bu yazının ne olduğunu ben biliyorum. Önemli olan okuyucu ile aynı dertlere sahip olmak. Çünkü, inanıyorum ki dertsiz bir toplum gelecek yüzyılları kuramaz. Hatta bırakın gelecek yüzyılları yarını bile inşa edemez. Kaldı ki, Muhafazakârlık ideolojisi aslında gelecek asırlara hakim olma arzusunun da bir temsilciliğidir. Nasıl bir siyasi parti mahalle mahalle, ilçe ilçe örgütlenmeye çalışıyorsa Muhafazakârlık da bir çeşit örgütlülük, organizasyon içinde büyüme ve yarın kaygısını minimuma indirme derdidir. Burada kast ettiğim Muhafazakârlık yalnızca dini, kültürel değerlerin muhafazası değildir. Kentsel dönüşümde evini korumak isteyen bir aile, aynı okuldan farklı bir okula tayini çıkmasını istemeyen bir öğretmen, hayatı boyunca kamp yapmamış birinin kamp yapılma niyetine karşı çıkılması gibi durumları da Muhafazakârlık okumasına alın lütfen. Bu aldığınız okumayı istediğiniz yere enjekte edebilirsiniz.

Bir de Muhafazakâr dünya diye aklımızda yer edinen insan profilinin karşı cephesinde yer alan ve benim anahtar kavramım ‘’Seküler’’ dünya içinde var olan kişilerle de kurduğu ortak noktaları saymaya kalksak aslında pek çok yerde benzerlik olduğunu görebilmek mümkün. Yaklaşık 10-15 yıldır şehrin çeperlerinde, cemiyet kültürünün dışında, özel okulların tabelalarına dışardan baktığını ifade eden Muhafazakâr dünya artık Sol ya da Seküler çatısı altında tanımlanan seçmenlerden pek aşağı bir hayat standartlarına sahip olduğunu söylemekten de çekinmemek lazım.

Zamanında DSP ile RP taraflarından birini tutan insanlar arasında sosyo-ekonomik hayat tarzındaki farklılık bugün artık önce çocukları sonra da torunları tarafından değişti ve dönüştü. Her sosyal ve ideolojik kimliğin kendine has Fatih-Harbiye çatışması yerini aynı mekanlardan atılan Instagram hikayelerine dönüştü. Helal-haram, yasak ve günah gibi temel kırmızı çizgilerde bile bir değişimin olduğu apaçık ortada. Bu durumun yarattığı sonuçları her geçen gün daha net görüyoruz. Zamanında RP’ye oy atan ile DSP’ye oy atan belki de aynı mekana gitmekten hoşlanmazken onların torunları beraber arkadaşlık yapıp aynı Burger King şubesinden yine aynı -bari menünüz farklı olsun 🙂 – hamburgeri yemekten çekinmiyorlar. Özel okullaşmaları yükseldi. Genelde havuzlu yüksek katlı binalarda oturuyorlar. Bu yüksek katlı binalar bir kuşak öncesine göre kıyamet alameti iken şimdi onlar için ‘’şehir manzaralı’’ hüviyete sahip. Şehir merkezlerinde, şehrin otopark sorunu olduğu için değil de AVM taraflarında vakit geçirmek daha keyifli. Çarşı’da oturmaktansa Manisa Prime’da oturmak daha iyi…

Bu da Manisalılar daha iyi anlasın da ortaya koyduğum bir örnek. Tüketim alışkanlıkları belki tek başına bir şey ifade etmez ama dünya ile beraber şekillenen ve yeniden inşa edilen her ideolojik grup gibi Muhafazakârların da tüketim algıları farklı bir yere doğru evriliyor. Bu dediklerim belki zamanın RP taraftarları üzerine yapılan gözlemlerin ağırlıklı bir yazı gibi gözükse de DSP’li babaanne ve dedelerin şimdiki tercihleride bunu anlamak mümkün. Belediye almalarından dahi ürperen RP, FP logosunu gördüğünde yüzünü çeviren bazı DSP seçmeninin bugünkü torunları yan tarafta Kur’an-ı Kerim kursunun verildiğini, caminin mekanın şaşmaz bir parçası olduğu bir sosyal külliyenin dışında bulunmaktan çekinmiyor. Mekandaki uyum, estetik veya ideolojik çatışmaya dair bir derdi yok. Çünkü, bahsettiğim gençliğin temelde ideolojik bir varlık ve yokluk savaşına girmek derdi olmadığı gözüküyor. Kavramsal olarak Külliye kavramı ile Kültür Merkezi kavramları arasında yaşanan çatışma Z kuşağının derdi değil. O yüzden anne ve babalarının değil dedelerinden kalan siyasi-ideolojik bu kavgada da ana aktör olmak, tartışılan özne olmak onların düşüncesinde yok. Dünyevi temel beklentileri karşılayan kesimlerde kendilerini bulabilmek hepsinden daha değerli.

Sahi… Yaklaşan seçim mi? Onu boş ver de biz seninle Magnesia AVM’de oturalım mı kanka?

Yazar

Necdet Cura

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar