Namus, kadın ve şiddet – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu açık oturum-15: Korona/ Eba / Andımız   • Bütün bilinmeyenleriyle varlık fonu

Namus, kadın ve şiddet

Jigolo (bedenini satarak para kazanan erkek) olmak için binlerce başvuruda bulunan ve milyonlarca lira dolandırılan erkeklerin ve yine “namus” için cinayet işleyen erkeklerin ülkesi aynı zamanda burası. Sahi sizce de “o, yolun yolcusu” öldürülen kadınlar mı?

8 Mart 2021
Gülcan Havva Eraslan

Epeydir yürümemiştim. Zaten salgın sebebiyle, negatif ayrımcılığa uğrayan büyük çoğunluk olarak uzun zamandır hayatımızdan önemli fedakârlıkta bulunuyorduk. Açık cezaevine dönüştürülen evlerimizde, kısmi affa uğradığımızın müjdesini alınca ben de soluğu Çengelköy’de alabilenlerden olduğum için, keyfim epey yerindeydi.

Nedendir bilmem, Levent Yüksel şarkılarındaki kadın motifleri beni çok etkiliyor. Hele hava kurşunî renkte ise ve ellerim cepte yürüyorsam, mutlaka kulaklığımda en sevdiğim şarkılarından biri çalıyor demektir. Bu kez de öyle oldu. Onun şarkılarında, kanıksadığımız şiddet tipolojisinin yanında hayatın öznesi olan, başı dik kadınların varlığını hissedebiliyor olmak mı bu tutkumun sebebi bilemiyorum.

Aşk ve şiddetin iç içe geçtiği gerçeğini somutlaştıran lirik ve güçlü ses; “Öyle sınırsız, öyle derin, öyle çok severim ki korkarsın.” diye şarkı söylerken, zihnimde şimşekler çaktı. Keyfim bir anda kaçtı. Derin düşüncelerle adımlarım sahilde hızlanırken ikiyüzlülüğümüz mü, yoksa boğazın serin rüzgârı mı gerçeği tokat gibi yüzüme çarptı, ayırt edemedim.

Çok sevmek, sınırsız ve derinden sevmek, sevileni niye korkutmalı ki? Neden olacak, cevabı tabiî ki sayısız aşk cinayeti haberinde gizli.  Aşk ve cinayet… Bir kadına duyulan aşk, o kadının öldürülmesinin gerekçesi… Aşk ve cinayet… Çok seviyordum Hâkim Bey; kıskandım, beni aldattı, erkekliğime laf etti, benden nasıl ayrılır, gururuma yediremedim ve ceza indirimine gerekçe yapılan onlarca bahane… Manşetlerde ise tek bir başlık, “Aşk cinayeti

Namusumu temizledim, pişman değilim!..

Bir kadın programına, tam on yıl sonra, üç kardeş ‘kız kardeşimiz on yıldır ortada yok’ diye başvuruda bulunuyor. Biz, kocasının öldürdüğünü düşünüyoruz diyorlar. Güldane kaybolduğunda üç çocuğu var ve sadece 32 yaşında. Anne baba hiç okula yollamamış, görücü usulü bile olmayan bir yöntemle, ablasının ifadesiyle, sırf evden bir boğaz eksilsin diye, babası tarafından hiç tanımadığı bir adamla evlendiriliyor Güldane. Kocasını evlendiği gün görüyor, evlendiği gün gördüğü adamla aynı yatağa sokuluyor ve bir ömür bununla yaşayacaksın deniliyor. Fikrini, zikrini, en önemlisi ne hissettiğini soran hiç yok. Sofradan bir boğaz eksilsin diye  hiç tanımadığın biriyle birlikte olmaya zorlanmanın adı tecâvüz değil, evlilik oluyor.

Yeni yuvan burası, burada yaşayacaksın emrine itaat ettirilen Güldane, evde kocasının erkek kardeşleri ve kayınpederi ile yaşamaya mecbur ediliyor. Duygusuz, psikolojik, ekonomik, cinsi ve fizikî şiddet ile dolu bir evlilik başlıyor. Günler geçiyor, Güldane kocası ve çocuklarıyla ayrı eve çıkıyor. Dayakların ardı arkası kesilmiyor, üzerine kapılar kilitleniyor, perdeler açtırılmıyor, dişleri kırılıyor. Kocası namusuna da dil uzatıyor. Güldane’yi ne kadar tanıyan varsa “Karım beni aldatıyor” iftirasını atıp, aile ve toplum içinde itibarını yerle bir ediyor.

O kadar çaresiz ki Güldane, ilkokula giden çocuğundan rakamları öğreniyor ve televizyondan alt yazıda geçen bir numarayı arıyor.

O kadar çaresiz ki Güldane, televizyonda şarkı isteğinde bulunan hiç tanımadığı bir numarayı rast gele arayarak yardım istiyor.

O kadar çaresiz ki Güldane, “Beni kurtarın, bana yardım edin, dayanacak gücüm kalmadı.” diye hiç tanımadığı bir adamdan aman dileniyor, amansız bırakılıyor…

Daha otuz ikisinde gül taneleri gibi şen şakrak bir hayat sürmesi gerekirken, zehirli, dikenli sarmaşıklar arasında gün yüzü görmeden öldürülüyor Güldane… Emine Bulut’tan Ceren Damar Şenel’e, Pınar Gültekin’den Şule Çet’e ah vah edip arada bir andığımız cinayet mağduru binlerce kadından biri oluyor.

10 yıl sonra ablaları Güldane’yi aramayı akıl ediyor ve kocasının Güldane’yi öldürüp gömdüğü ortaya çıkıyor. Karısını öldürdükten sonra da üç çocuğunun zihnine annelerinin namussuz bir kadın olduğunu, başka erkeklerle kaçtığını işleyip çocuklarını, öldürdüğü annelerine düşman ediyor. Aynı koca, intihar eden erkek kardeşinin hanımı ile evlenip bir de üzerine yeniden çocuk yapıyor. Cinayetin ortaya çıkmasının ardından tutuklanınca da şunları söylüyor: “Hak etmişti, az bilene yaptım, az bilene… Namusumu temizledim, hiç pişman değilim. Ben sadece namusumu temizledim. Oğlum beni affetsin.”  Oysa şarkılarımızda bile “Yeter ki onursuz olmasın aşk” diye nağmeler dile getirirken, bu olayda ya da benzer onlarca olayda, onursuz ve namussuz olan Güldaneler mi?

Yolun yolcusu(!) Aleyna…

Deli dolu, ergenliğin sorunları arasında ailesinin avuçlarından kayıp giden ve sırtlanların elinde can veren Sema Esen, yani takma adıyla Aleyna Çakır.

Bazı çocuklarımızın ergenlik dönemi çok sorunlu geçiyor. Yanlış arkadaş seçimi, aileyi düşman görme, beğenmeme, kabul etmeme, zengin ve özgür bir yaşam hayali çocuklarımızın hayatını karartıyor. Buna biraz da ilgisiz ya da ne yapacağını bilemeyen, nasıl davranacağını kestiremeyen anne baba eklenince, her iki taraf için de trajedi kaçınılmaz oluyor.

Sema da böyle pırıl pırıl bir genç kızdı. Ergenlik sorunlarıyla baş edemeyince elde avuçta tutulamaz oldu. Evden kaçtı. Anne baba ne yaptıysa eve geri döndüremedi. Anne ve babasını, kendisini aramasınlar diye dava bile etti. Ve o anne baba bugün hâlâ Sema’nın ölümüne sebep olanların cezalandırılmasının mücâdelesini veriyor.

Sema dünyalar güzeli bir genç kız… Yolu; güvendiği, sevdiği erkek ve iddia edildiği şekliyle onun annesi tarafından Ankara batakhanelerine düşürülmüştü (O erkeğin annesi iddialar soruşturulurken şüpheli şekilde intihar etti). Ankara pavyonlarında bedeni üzerinden para kazanılan, tâcize, hakarete, şiddete maruz kalan “ücreti(!)” ödendiği için insan olarak bile görülmeyen bir konsomatristi. Onun için canlı yayın yapılıp Türkiye’nin gözleri önünde dayak yiyebilirdi. Bu konuda adliyemiz harekete geçme ihtiyacı bile hissetmiyordu.

Günlerden bir gün Sema evinde ölü bulundu. Ölümü o kadar şüpheliydi ki aslında şüpheye de mahal bırakmayacak şekilde ne olduğu apaçık bir şekilde ortadaydı. Ama yine, maalesef… “Ücreti(!)” ödeyenlerin biçtiği değerle, insan olarak görmediğimiz o konsomatris arkadaşları aylarca Sema için adalet peşinde koştu. Anne baba günlerce ekranlarda yalvardı.  Canlı yayınla bayıltana kadar Sema’yı döven, Sema’nın üzerinden para kazanan insan müsveddesi elini kolunu sallayarak aramızda gezmeye küfür ve hakaretler etmeye devam ediyordu. Toplum sinir küpü olmuş, kahroluyor ve yalvarıyordu da adliyemiz yine de harekete geçmiyordu. Tâ ki bir gün uyuşturucu partisini sosyal medyada yayımlayana kadar. Adliyemiz hemen harekete geçti ama ne yazık ki yine Sema için değil, madde kullanımı için harekete geçilmişti.

Toplumun da sabrı taşmış ve büyük bir kamuoyu oluşmuştu. Ve nihayet geçen hafta, aylardan sonra gelen sevindirici bir haber aldık. Aleyna’yı canlı yayın yaparak döven insan müsveddesine sonunda bu eylemi için dava açılmıştı. Darısı ölümü üzerindeki şüphenin aydınlatılmasına, intihar ise de intihara sevk edenlerin gerekli cezayı almasına…

Sema, bizi içimizdeki kötülükle yüzleştiren bir turnusol oldu. İnsan bedenine ne yazık ki bir değer biçiliyor. Bu değer kadın ise bırakın adının olmamasını, insan, hayvan hatta bir eşya kadar bile adı ve değeri yok. “Ücreti(!)” ödenen kadın ise, “O, o yolun yolcusu, ben de günümü gün edeyim”, vurun abalıya. Ücreti ödeyen erkeğe bakışımız ise “Hayatını yaşıyor”.

O yolun yolcusu Aleynalar kendi arzularıyla o batakhanelere düşmüyor, düşürülüyor. Ama girin arama motorlarına, jigolo (bedenini satarak para kazanan erkek) olmak için binlerce başvuruda bulunan ve milyonlarca lira dolandırılan erkeklerin ve yine “namus” için cinayet işleyen erkeklerin ülkesi aynı zamanda burası. Sahi “o yolun yolcusu” sizce de Sema ve Semalar mı?

Ben uygularsam şiddet iyi, sen uygularsan kötü…

Güldane ve Sema(Aleyna) şiddete bakışımıza küçük bir örnek. Kimse şiddet uygulamıyor, uygulamak istemiyor ama hayatımızın her alanında gücü eline azıcık geçirenin ilk yaptığı şiddet uygulamak ve bunu kendinde hak görmek  oluyor.

Bugün ailesi ile eşi izin vermediği için görüşemeyen kadınlar var. Sokağa çıkamayan, perde dahi açamayan kadınlar film sahnesi değil, hayatın gerçeği. Ekonomik ve psikolojik şiddetin çetelesini tutamıyoruz. Elimize her geçirdiğimiz araçla şiddet uygulamanın bir yolunu buluyoruz. Bizim gibi düşünüyorsa şiddetten münezzeh, bizim gibi düşünmüyorsa şiddet mübah yasasını fiilî olarak inşa ettik. Şiddeti sadece kadına yönelik gibi görsek de erkekler, çocuklar, hayvanlar, yaylalar, göller, dereler, ormanlar da payına düşeni yaşıyor.

Hâlâ sağlıklı kadın erkek ilişkisi kurmayı toplumda inşa edemedik. Kız ve erkek çocuklarımıza eşit yaklaşmayı, sosyal özgürlükleri konusunda eşit davranmayı öğrenemedik. Kızımıza müsaade etmediğimiz bir takım eylemleri, oğlumuzun bir başka anne babanın kızıyla yapması bizi rahatsız etmedi.

Özel sektörde kadınlarımıza eşit işte eşit ücret vermeyenlerin şiddetini konuşuyor muyuz? Hamile ya da küçük çocuğu olan kadınların işten ayrılmaya zorlanmasındaki baskıyı şiddet olarak kabul eden anlayış hâkim mi?

Aslında yazacak çok örnek, söyleyecek çok sözümüz var. Toplumda, kadına, erkeğe, hayvana ve doğaya karşı şiddet göstermenin hızla bağımlılığa dönüşen bir gelişimi var. Âdeta şiddetsiz bir gün yaşamaz olduk. Hepimiz şiddeti bir şekilde kanıksamaya başladık, alıştık, alıştırıldık. Şiddet bağımlılığı yolunda hızla mesafe kat eden toplumda 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, siz de şiddetin her türüne dur deyip, tarafınızı empatiden, duygudan, hoşgörüden yana seçebilirsiniz.

Galiba işe hem en zor hem de en kolay olan yerden, kendimizden başlamak gerekiyor ne dersiniz? Unutmayalım ki sevgi, hoşgörü ve empatinin durduramayacağı şiddet yoktur.

Söz Konusu 8 Mart Özel Yayını: https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU

 

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları