Şehidimizden Mektup Var! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Şehidimizden Mektup Var!

Halet-i ruhiyem yaşananları kaldırmıyor artık… Henüz on sekiz yaşındayım. Şehit olan Ağabeylerimle aramızda, kaç yaş var ki… En fazla üç ya da dört… Kalbim acıyla doluyor. Canımı feda ettiğim vatan unutuyor beni…

4 Mart 2020
Yağmur Ozan Özben

Hani derler ya: “Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil!” diye… Öyle bir ahvaldeyim. Halet-i ruhiyem yaşananları kaldırmıyor artık… Henüz on sekiz yaşındayım. Şehit olan Ağabeylerimle aramızda, kaç yaş var ki… En fazla üç ya da dört…  İçim acıyor gençlerimizin can parçalarımızın yaşamlarını yitirmesinden dolayı…

Bu yazıyı yazarken ise farklı bir ruha bürünüyorum; gözlerim doluyor, bir uyuşma geliyor ellerime ve Şehit olan benmişim gibi aşağıdaki satırları yazıyorum:

Uykudan kalkalı birkaç saat oldu. Rüyamda şehit olduğumu gördüm. Kalktım ki gözlerim dolmuş, ağlamışım uykumda. Kalkıp abdest alıyorum. Aklıma Seddülbahir’de kendi cenaze namazlarını kılan atalarım geliyor… Acaba diyorum, ben de kendi cenazem için mi abdest alıyorum…

Tankın içindeyim, ben sürüyorum tankı… Tankta Nişancı olarak bizim Yasin var. Doldurucu olarak Kemal. Komutanımız Ahmet Ağabey de kule kısmında… Yasin temiz biri. Benden bir yaş büyük. Yeni çocuğu doğdu. Adını Mustafa Kemal koydular. Ahmet Komutan yılların tankçısı… Hey ki Hey… Ama yüreği acı dolu. Sesinden anlıyorum bunu… Kemal ise benle yaşıt. Zevcesi nişanı attı askerde buralara gönderilince. Ama yıkılmadı tek derdi vatan! Hepimiz gerginiz, terliyoruz soğuk soğuk… Önümüzde, arkamızda bir sürü tank, zırhlı araç…

Büyüklerimiz emretmiş: dediklerine göre; temizlemeliymişiz rejim unsurlarından buraları… Neden diyorum, sorgulamaya çalışıyorum ama, emre de karşı gelinmez; “Emir sorgulanmaz, uygulanır!” sözü geliyor aklıma…

Ben derin derin düşüncelere dalmışken, uzaktan bir ses geliyor. Yaklaşan bir ses git gide… Kalbim çarpıyor. Hatta arkadaşlarımın kalplerinin sesini bile duyuyorum. Acaba şimdi mi diyorum… Tam bu sırada tam üzerimde Rus çocuklarının roketi patlıyor. Kan kokusu alıyorumKapanıyor yavaş yavaş gözlerim… Neden karanlık burası? Neredeyim ben? Sesler neden uğultu gibi geliyor? Yoksa, yoksa şehit mi oluyorum diyorum. Derin bir uykuya dalıyorum.

Sonra Gözlerim açılıyor, şaşırıyorum. Neresi bu yabancı yer? Düştüğüm yere hiç benzemiyor diyorum. Önümde bir televizyon var. Televizyonda da bir adam… Gülüyor… Allah Allah diyorum bir yerden tanıdık bu kişi… Sonra aklıma geliyor ki ben Türk vatanı için şehit olmuştum. Benden, arkadaşlarımdan bahsetmesi birkaç saniye sürüyor bu adamın. Sonra geçiyor esprilere… Gülüyor ve güldürüyor… Ben kim için öldüm diyorum… Kimin keyfi için? Kim istediği için diyorum… Kalbim acıyla doluyor. Canımı feda ettiğim vatan unutuyor beni…

Helal ediyorlarmış haklarını bana… Kimin hakkı daha büyük? Tanımadığım insanların bende ne hakkı olacak da helal ediyorlar bana haklarını? Hayır ben etmiyorum diyorum. Gençliğimi elimden alanlara, şahsi menfaatleri için beni kullananlara, anamdan atamdan beni ayıranlara, zevcemden beni koparanlara helal etmiyorum hakkımı…

Ve Sizler, diyorum “1 Şehidimiz var!” cümlesi ile; evlattan, “Babam Şehit Oldu” Ana-Babadan “Oğlum Şehit Oldu” Kardeşten, “Ağabeyim Şehit Oldu” Eşten, “Eşim Şehit Oldu” cümlelerini duyduğunuzda ve bu cümlelerin aynı şehidi ifade ettiğini anladığınızda bir rakamının ne kadar çok olduğunu anlayacaksınız. Ve siz, bir kişilik şehit haberi geldiğinde az olmasına seviniyorsanız; alıştıysanız sürekli şehit haberleri duymaya, bizim acımızı hücrelerinizde hissetmiyorsanız, “Şehitler ölmez!” diyerek kendinizi kandırıyorsanız, sizin evladınız ölmüş kadar acı çekmiyorsanız, insanlığınızı, merhametinizi, vicdanınızı ve şerefinizi kaybetmişsiniz demektir diyorum!

O sırada anacığımın sesi çınlıyor kulaklarımda. Ses Dünyadan geliyor: “Şehidin helvası sizin ocağınızda kavrulmadıkça ne de tatlı gelir!” diyor… Ah canım Ana’m! Bak oğlun şehit oldu… Bırakmamaya söz vermişti seni ama tutamadı sözünü… Affet Ana’m! Bağışla beni… Oğlun sana karşı tutamadı sözünü…

Ah Anam! Kader mi dersin; yoksa birilerinin keyfi yüzünden mi… Şehitler Ölmez sözü yalanmış Ana’m… Bak öldüm işte… Hem şehidim hem ölü hem fakir… Bana yalan söylerler mi? Yoksa ben şehit olmadım mı, öldüğüme göre… “Şehitler ölmez” demeyin Ana’m! Bak ölüyoruz işte!

Senden bir dileğim var Ana’m! Kanser babama iyi bak… Bir ay sonra doğacak olan torununa benim adımı ver… Adım yaşasın oğlumla Ana’m! Ama sakın laf olsun diye bir okula, parka vermesinler adımı. Bir de milyonların gözü önünce senin acınla şov yapmasınlar sakın! Sakın ha izin verme buna diyorum…

O sırada biri yaklaşıyor bana: “Yerin cennet olsa da kalbindeki acı Cehennem ’in en karanlık noktasından daha azap verici!” diyor. Bana Cennet’in yolunu gösteriyor… Cennet’in yolunu tutuyorum yavaş, hüzün dolu adımlarla…

Haftaya Buluşmak Dileğiyle…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları